Yansıtma / Fatma Gezici Pehlivan

PSİKOLOJİ

Yansıtma / Fatma Gezici Pehlivan
Yayınlanma: Güncelleme: 154 views

İlişkilerimizde bilinçdışı savunma olarak kullandığımız “Yansıtma”dan bahsedeceğim. “Yansıtma” aslında kendimizde olan ve bastırmaya çalıştığımız özellikleri başkasında bulmamızdır. Yani insanların zor duygularla baş edebilmek için bilinçaltında kullandıkları bir tür savunma mekanızmasıdır. Bazen kişiler kendi hissettiği duygu ve düşünceleri karşısındakinin duygu ve düşünceleriymiş gibi düşünür ve onları karşısındakilere o şekilde yansıtırlar.

Kendimi, Sen Sanırım!
Sen, Kendini Ben…

İşte bunun adı yansıtma mekanizmasıdır. Günümüzde, normal hayatlarımızda da bu kuram çok kullanılır hale geldi. Öyleki, psikanalatik kuramıyla Freud’un bize büyük hediyesi olan savunma mekanizmaları, artık uzmanların insan davranışları ve bu davranışlardaki normalden sapma nedenlerini analiz etmek için kullanılan bilgiden çıkmış olup, insanların günlük hayatlarında da dillerine yerleşmiştir. Aynı zamanda yansıtma mekanizması sadece analatik kuramın konusu değildir. Gestalt terapi yaklaşımınında önemli temalarından biridir. İkili ilkişkilerde bireyler neredeyse sadece kendi projeksiyonlarını yaşatmaktadırlar. Bu konuya halk arasında çokça kullanılan iki cümleyle örnek vermek istiyorum.

“O senin iyiliğin? O senin kalbinin güzelliği?”
İşte tüm bunlar insanın içindeki duygu ve düşünceleri neyse, onu karşı tarafa yansıttığı bilgisine dayanır. Yansıtma dediğimiz mekanizmada işte bu şekilde ön yargılarımızla da iş birliği içinde çalışmaktadır.

Genelde bir insanı ilk defa tanımaya başladığımızda nereden başlarız? O kişinin yaşına, nasıl göründüğüne, bazılarımız giyimine ve konumuna bakarak o kişiyle ilgili kafasında fikirler oluşturarak sonrasında da kişiyi sandığımız kişi olarak tanımlarız. Ya da  şöyle yapabiliyoruz, gerçekte bizim sevmediğimiz bir kişi için, bazı mecburiyetler hissettiğimizden dolayı bunu bastırıp bilinçdışı olarak aslında biz onun bizi sevmediği düşüncesine girerek suçlama içersine girebiliyoruz. Ayrıca şuna bakalım, çoğumuz gerçekte kabul etmesekte bir çok kişinin aklından yasak düşünceler geçer. Böyle olduğu zamanlarda suçluluk duygusuyla birlikte sanki insanlar bunu bir yerden duymuşta biliyorlarmış gibi gelir kişiye. Şöyle bir düşündüğümüz zaman görüyoruz ki, aslında diğer insanlarda olduğunu düşündüğümüz şeyler, bizim onların üzerine biçtiğimiz özelliklerdir.

Peki öyle olduğunu düşündüğümüz şeyler neler olabilir?
Bu kadar güzel bir kızın kesin zengin bir sevgilisi vardır?
Hiç kimse sadece çalışarak bu kadar zengin olamaz?
Bu konumda olduğuna göre, tüm hayatı boyunca da başarılıydı.

Bu insanlar beni hiç dinlemiyor? Hepsi de birbirinden farklı konular ama hepsinin de, baktığımızda ana konusu aynı. ‘Kendi iç dünyalarından beslenmeleri!’ Tıpkı kaygılarımız, deneyimlerimiz, hayallerimiz, korkularımız ve arzularımız gibi. Sizlerin de böyle inançları var mı diye merak ediyor musunuz? Bu yansıtmaların ne kadarı sizlerde var diye merak ediyorsanız, bir örnekle buna bakalım. Elinize bir kağıt ve bir kalem alın arkadaşınızın ya da sevgilinizin sizi rahatsız eden davranışlarını yazın. Beni sık aramıyorlar, fikirlerimi ciddiye almıyorlar, özel günlerimi hatırlamıyorlar… Şimdi de bunları tam tersine çevirelim. Ben arkadaşlarımı sık sık aramıyorum, arkadaşlarımın fikirlerini ciddiye almıyorum, arkadaşlarımın özel günlerini atlayabiliyorum. Sizce bu maddelerden her biri ne kadar doğru? Farketmeden çevreyle ilgili yaptığımız yorumlar gerçekte bizleri yansıtıyor olabilir mi? Yansıtma mekanizması psikopatolojide paronaya ile anılan bir savunma makenizmasıdır. Analatik yaklaşıma göre ise örneğin bilinç dışında sapkın arzuları olan kişi bunu dış dünyaya yansıtır ve diğer kişilerin kendisinin sapkın bir kişilik olduğunu düşündüklerine inanmaya başlar. Burada işin özü şudur, egomuzun bütünlüğünü korumakla görevli askerler olan savunma mekanizmaları, işin içine girmiş yansıtma mekanızması olan askerler görevi üstlenmişlerdir. “Ben sapkın düşünceli biri değilim onlar öyle düşünüyor” inancına dönüştürerek ego üzerindeki baskıyı azaltırlar. Elbette bu patolojik düzeyde bir işlev görmedir. Sizlerde bu gibi örnekleri gözlemliyor musunuz hayatınızda? Ya da çevrenizde olduğunu sandığınız kişilerin ne kadarı gerçekte onlardı? Ne kadarını siz yarattınız? Çevrenizde olan kişiler gerçekteki sizi ne kadar tanıyor? Onlarda sizde kendilerini yansıtmıyorlar mı aslında? Hepimiz gerçekten kendimiz olan bizi mi yaşıyoruz?  En son kızdığınız kişiyi düşünün. Davranışına mı yoksa verdiğiniz anlama mı kızdınız? Benim hakkımda kötü düşünüyor, beni kıskanıyor, aslında benim başarılı olmamı istemiyor gibi başkası hakkında bilinç dışı kullandığımız suçlayıcı, tenkit edici söylemler gerçekte kendi benliğimizin yansıması olabilir. Bununla ilğili Mevlana’nın çok güzel bir sözünü yazarak bitirmek istiyorum yazımı.

“Kusur arıyorsan tüm aynalar senindir” der Mevlana. O yüzden karşımızdaki kişilerin kusurlarını aramak yerine kendimizde ne kusurlar var onları görelim. Sarmamız iyileştirmemiz gereken hangi yaralar varsa sarmaya iyileştirmeye bakalım.

Fatma Gezici Pehlivan

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.