Yakup Yaşar yazdı: “Nasılsın?”

ANLATI

Yakup Yaşar yazdı: “Nasılsın?”
288 views

Annem bana ne zaman “Nasılsın?” dese ağlayasım gelir. En mutlu anımda bile bu soruyu sorsa dizlerine başımı yaslayıp bilinç dışına ittiğim her ânı hatırlayıp gözyaşlarımı salmak isterim. Anne bir insanın en hassas noktasına ulaşabilen kişi… Belki de onun nasılsını aslında evladının iyi olmadığını bilmekten gelir. O sorunun cevabını bilir; ama sorar. 

Sadece bilmek yetmez çünkü. İnsanın içine attıklarının akıp gitmesi gerek. İnsan içinde biriktirdikleriyle güçsüzleşir. Sabrı azalır. Takatten düşer. Sinirli birine dönüşür. İçinde gizledikleri, dışına öfkeli biri olarak yansır. En ufak şeye tahammülü kalmaz. 

Annem ne zaman “Nasılsın?” dese mevcut yaşımdan bağımsız onun dizlerinde sürekli ağladığım yaşlara giderim. O yaşlarımdaki ben olurum. Annesi dışında herkesten korkan ürkek bir çocuk… Annesi dışında kimsenin anlamadığı biri… Annesi dışında hiç kimseye ihtiyaç duymayan bir evlat… Annesi dışında herkesin saçma anlamlar yüklediği gözyaşların sahibi… 

Annem ne zaman “Nasılsın?” dese “İyiyim!” derim. İyi olmadığımı anlayacağını bilerek hem de… Bir yalana sarılırım öyle uyurum her gece. Hiçbir şeyden habersiz bir civcivi yılandan korumak adına kendi yaşamını hiçe sayan anne tavuğun cesareti ve benim gerçeği hatırlatan yalanlarım… 

İyiyim demek mi kolay; değilim demek mi zor bilmiyorum. İhtimal ki kendi canını gözü kapalı hiçe sayan anne tavuğun fedakarlığı korkutuyor beni. İyi olmadığımı bilsin; ama ne kadar iyi olmadığımı bilmesin istiyorum. Bilirse beni o gayyadan çekip çıkarmak için kendi canını hiçe sayar zira…

O yalan avutsun istiyorum onu. “İyiyim!” sözünün gizlediği iyi olmama halimin ölçüsünü bilmesin. Ne cenderelerden geçtiğimi… Hangi yılanlarla cebelleştiğimi… Hayallerim ciğeri beş para etmez insancıkların ayakları altında ezilirken neler çektiğimi… İdeallerim, yalakalıktan karakteri kevgire dönmüş et yığınlarının ağzında çiğnenirken nasıl ızdırap duyduğumu… Başarıyla taçlanan her mücadelemin ruhunu şeytana satmış birileri tarafından engellenmeye çalışıldığında sözlerimin taş kalplere çarpıp nasıl yere düştüğünü ve benim kendimi anlatamamanın çaresizliğiyle yalnız kalışımı… Bilmesin… İyi olmadığımı bilsin; ama bunların hiçbirini bilmesin.

Elbette her bir Allahsızın beni Allah’a daha çok yaklaştırdığını biliyorum. Dilinde Allah kalbinde şeytan olan unvanını, makamını, menfaatlerini ilah edinmiş putperestlerin hikâyenin sonunda beni yenemeyeceklerinden şüphem yok. Fakat mesele sadece ben değilim. 

Ulaşmam gereken çok kalp var. Her duvar o kalplerle arama örülüyor sanki. Ben onlara ulaşmaya çalıştıkça yüreğine haset yuva yapmış insan müsveddeleri, düşünen, sorgulayan her bir insanın, inşa etmeye uğraştıkları korku imparatorluğunun önünde tehlike arz ettiğini düşünüp önüme aşılması zor duvarlar inşa etmeye koyuluyorlar. 

Biliyorlar ki düşünen insan sorgular. Sorgulayan insan ise ruhunu şeytana satanlar için manipüle edilmesi güç varlığa dönüşür. Bunu bir zincir gibi düşünüyorum. Her halka diğer bir halkayı destekler. Birbirine ilkesiz biçimde takılı halkalardan biri koparsa diğerleri de kopar. Belli ki o halkalar kopsun istemiyorlar. Buna yeltenen kişiye de cehennemi yaşatıyorlar. Tabi şunu idrak etmekte hâlâ güçlük çekiyorlar: Ben o cehennemde yaşamayı öğrendim… 

Evet iyi değilim; fakat onlar gibi kötü de değilim. Dünyayı değiştiremem. Bunu anladım. Lakin kendi dünyamı değiştirmek için uğraşabilirim. Belki de ideal topluma ulaşmanın yolu buradan geçiyor. Herkesi iyileştirmek için uğraşmak çok da gerçekçi durmuyor. İnsan kendini iyileştirmenin derdine düşse toplum kendiliğinden düzelir. Birinin toplumu düzeltme kahramanlığına ihtiyaç duymadan hem de… 

Bir kahraman arayan toplumlara acıyorum. Kahraman olmaya yeltenmeyi de çok gerçekçi bulmuyorum doğrusu. İnsan illa kahraman olacaksa kendi dünyasını düzelten kahraman olmaya soyunmalı. Farklı farklı kostümlerin ardına gizlenen sahte kahramanlıklara yeltenmemeli. 

Kahraman olmak değil derdim. Derdim bir kalbe dokunmak. Düzelmenin isteğini uyandırmak. O kalbe seslenmek. Süslü laflardan kofta bir yazarlık inşa etmek de değil. Sözcüklerle dans edebildiğimi insanlara ispatlamak ve övgü almak basitliğinden uzak hayallerim var benim: Annesinin dizlerine başını yaslayıp ağlayacak denli güçsüz ve ürkek bir çocuğun sesini bir kalbe duyurmak… 

Zira biliyorum ki hepimiz öyleyiz. Biz aslında tek başına bir varoluş elde etmenin mücadelesini verirken yolumuz hep o çocukluğumuza çıkıyor. Yolun sonunda ne yapacağını bilmeyen ve annesinin dizlerinde ağlamayı isteyen çocuğa dönüşüyoruz. Kendimize dönüyoruz. Hayatın bizi içine çeken o kocaman heyulasından kaçarken üstelik… Kaçıyoruz. İlerlemek değil bizimkisi. Kaçmak. Kendimize kaçmak… 

Ruhunu şeytana satanlar kendilerine ulaşır mı bilmem; ama bizi kendimizden uzaklaştırmaları ve bir yerden sonra kendilerine benzetmeleri ya da hiçbir şeye tepkisiz et yığınlarına dönüştürmeleri içimi acıtıyor. 

Bir kalbe ulaşsın istiyorum sesim. Sesime kulak kesilmeyi ve beni gerçekten anlamayı isteyen bir kalbe. Tek bir kalbe… Annesinin “Nasılsın?” sorusuna “İyiyim!” derken aslında hiç iyi olmadığının farkında olan bir kalbe…  

Yakup Yaşar

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.