Üçün Gözyaşları

/ 21 Nisan 2022 / 244 views / yorumsuz
Üçün Gözyaşları

Uras
Uzaktan seyrediyorum onu. Kendimi ona gerçek hâlimle gösterebilecek bir tavrı takınamıyorum. Belki de çekincelerim yüzünden. Aynaya bakıp kendimi şöyle bir süzüyorum. Neyim eksik? Ben de bilmiyorum. Olacak şey değil doğrusu! Kendimi tanıyamıyorum. Sırıtıyor anlamsızlık. Yutkunuyorum usulca. Düpedüz aptalım!
Gitgide tutuluyorum ona. Onun yanından geçerken an zamansızlık tarafından yutuluyor hüp diye. Tabii ya sana bakmaz deyiveriyor kaygım. İçimdeki ışık cılızlaşıyor o an. Sonra tekrar ışıyor ona doğru.

Balkonda. Tüllerini asıyor. Pencereleri perdesiz. Bir pazar günü. Öğlen vakti. Yaz sıcağı yüzünde geziniyor. Pembeleşiyor yanakları. Yüzünde bir gülümseme var. Öyle masum ki! Zarif ellerinde mandallar…

Bana bakacak değil ya! Derken bana bakıyor sanki. Bakıyor mu? Yok be! Yoo, bakıyor. İşte bu! diyen kalbim zil çala çala koşturuyor içimde. Afalladığım yüzümden okunmuyordur umarım.

“Merhaba,” deyip hafiften gülümsüyorum.
Sadece merhabalaşıyoruz. O da karşılaşırsak. Ona olan hislerimin farkında değil. Her ne kadar belli etmeye çalışsam da çekingenliğim beni durduruyor. Belki de bu yüzden hayatımın özeti yalnızlık. Beni ya reddederse soruları yankı yankı içimde. Ya sevmezse korkusu kalbimin atışlarında. Onunla birlikteymişim gibi hayaller kurarak resimler çiziyorum. Sanatımla ilgili olarak aklım bu aralar karışık. Dikkatimi veremiyorum. Yalnız onu çizmek istiyorum. Bir tutku oldu bu bende. Vazgeçemiyorum.

Karşıdaki adam bana mı bakıyor? Yoksa bana öyle mi geliyor? Kedili bir yaşlı adam. Kediyi saymazsak yalnız yaşadığı belli. Neredeyse tüm gün balkonda. Tuhaf bir durum.

Neyse. İçecek bir şeyler alayım. Bir müzik de açayım. Esin’e gelsin.

Balkona geri çıkışımla yaşlı adamın düşüşünü görmem bir oluyor. “Eyvahh,” diyorum telaşla. Ardından ilkyardımı aradığını söyleyen Esin’e dönerek soruyorum, “Gidip baksam mı?”

Endişeyle dışarı koşuyorum.

Esin
Üzerimde yalnızlık ağırlığı var. Onu üstümden atıp da silkeleyemiyorum ruhumu şöyle bir. Birini beğenmek ne kadar zor geliyor uzun süredir. İsteğim de yok aslına bakılırsa. Umudumu kaybettim derken onu görüyorum. Yan komşum. Uras. Taşınalı çok olmadı. Saf birine benziyor. Saflık bugünlerde çok nadir rastlanılan bir değer. Malum, insanlar bu aralar birbirine daha çok benziyor. Farklı biriyle karşılaşmak çok zor ama o farklı biri diyebileceğim türden. Demek ki henüz içim solmamış. İçimin yapraklarının kıpırdanışlarını hissediyorum. Yine mi yanılıyorum? Bu sefer sanmıyorum. İnancım sönmüyor. Ona olan umudum vazgeçmiyor. Sadece korkularımın kalbimin önünden henüz geri çekilmediğini hissediyorum.

Beni izliyor. Peki benim onu izlediğimin farkında mı? Belli etmemeliyim. Yoksa bana olan ilgisini kaybeder. Yakışıklı olduğu kadar alçakgönüllü birine de benziyor. İkisini bir arada bulmak çok zor. Üstelik sanatla ilgileniyor. Onu birilerine sorup öğrenmem zor olmadı. Özellikleri onu farklı kılıyor. Ayrıca yalnız yaşıyor. Uzun süredir bir kız arkadaşı yok gibi. Geleni gideni yok. Dışarıya da pek çıkmıyor. Evde nasıl vakit geçiriyor acaba? Benim resmimi çizecek değil ya! Kahkaha seslerim içimde cıvıldıyor. Çizse hiç fena olmazdı diye içimden geçiriyorum. Kirasını ve faturalarını nasıl ödüyor? Sanatıyla mı para kazanıyor? Yetiyor yani. Sanmıyorum. Ailesi ona düzenli para gönderiyor herhâlde.

Doğrusu bazen güvenemiyor hislerim. Bu kadar hoş biri nasıl olur da yalnız olur. Çok fazla gerilim filmi izledim bu aralar. Aklıma kötü şeyler geliyor. Yok artık, ne alaka?
Bir balkondan kedi sesleri geliyor. Nerede? Hah! İşte oradan geliyormuş. Yaşlı adamın balkonundan. Ne kadar şirin bir kedicik. Bir dakika, yaşlı adam hüzünlü bir şekilde bana mı baktı az önce?

Uras nereye kayboldu? Balkonda değil. Müzik sesi gelmeye başlıyor. Müzik açmaya içeri girmiş olmalı. Aa, bu en sevdiğim şarkılardan: Sevmek iyi gelir kalbine… Bana bir şeyler ima etmeye çalışıyor diye mi düşünmeliyim? O da benden hoşlanıyor olabilir mi? Ee, neden adım atmıyor? Bu müzik, attığı adım mı? Komik olma Esin. Düşlere dalıyorsun yine. Umutlanmamalıyım. Ne zaman umutlansam ufalanıyor içim.

“Ayy! Adam düştü,” diye içimden haykırıyorum birden. Sonra adama acı acı sesleniyorum, “İyi misiniz?”
İlkyardımı arıyorum.

Uras’a dönerek ilkyardımı aradığımı söylüyorum. O da “Gidip baksam mı?” diye soruyor bana. “Gidip baksanız ne olacak? Kapı kilitlidir büyük ihtimal. İçeri nasıl gireceksiniz? Belki kapıcı varsa ona söyleyin,” diyorum.
Kaygılı gözlerim karşı balkona dönüyor.

Özgün
Yalnızlığım omzumda bir baykuş. Ötüp duruyor özellikle geceleri. O yetmez gibi bıçak olup saplanan anılar. Rüyaya dalmadan hemen önce ansızın geliveriyorlar. Peşimi ne zaman bırakacaklar? Beni delirtmeden gitmeyecekler belli. Besbelli!

Yıllardır kapımı çalan yok. Mırnav olmasa ben ne yapacağım, bilemiyorum. Bilmek de istemiyorum zaten. Alışkanlıklarımla mutlu olmayı öğrendim. Öğrendim mi gerçekten? Yoksa üstünü mü örttüm acılarımın? Karanlıkta sus, boş ver sesleri…

İçimde geçmişe dair bir özlem, bugüne karşı bir mide bulantısı ve gelecekle ilgili belirsiz çınlama. Dinmek bilmiyorlar. Durmaksızın geziniyorlar kuytularımda. Vallahi böyle giderse çok uzun yaşamam. Kendi kendime ettiğime bak. Reva mı bu bana? Eski fotoğraflar bile gülüyor artık aynadaki yansımama.

Epeydir balkonumdan onları izliyorum. İkisi de karşı komşum. Çiçeklerimi sularken gizlice onların günlerini nasıl yalnız geçirdiklerine bakıyorum. Hadi benim yalnızlığım kabul edilebilir. Peki ya onlarınki? Benim gibi yaşlı bir adamın bolca vakti ve sıkkın bir canı vardır. Bana iyi geliyor onları izlemek. Kendimi alıkoyamıyorum.

Bugüne kadar anladığım ikisi de birbirinden hoşlanıyor ama açılamıyorlar. Ah gençliğim! Bana gençliğimi hatırlatıyorlar, bir de yapamadıklarımı. Gerçi ben onlar kadar yalnız değildim. Keşke o günlere geri dönebilsem de eksikliklerimi ve fazlalıklarımı tekrar deneyimleyebilsem. Keşke dedikçe içimin odalarında gecikmişlik hissi yoğunlaşıyor.

Yine balkondayım. Zaten temmuz ayı, içeride durasım yok. Kedim Mırnavcık da yanımda. Bir içerde bir balkonda yerinde durmuyor. Siyah bir gölge gibi gözlerime sıçrıyor. Bir yandan da mırlıyor. Sanki o da onların aşık olduğunu biliyor. Belli ki benimle dedikodu yapmak istiyor. Yerimden hiç kımıldamadan bir “Mırr,” da ben diyorum.
Kız mandallardan birini elinden düşürünce tutmaya çalışıyor. Hemen oğlana bakıyorum. Nasıl da izliyor. Kızın onu fark etmediğini düşünüyor olmalı. Oysaki kız da onu izliyor. Göz ucuyla ara sıra.

Çocukta iş yok. Adım atamıyor. Çok üzülüyorum. İkisi de yapayalnız. Hem yakın hem uzaklar. Tüm sevdiklerimi kaybettim. Çaresi yok. En azından onların hâlâ şansları var. Bunun farkında değiller mi?

Mırnavcığım kucağıma sıçrayıp oturuyor. Mır mır edip gözlerini kısıyor. Yorulmuş olmalı. Başını patilerinin arasına koyuyor. Uyur gibi hareketsiz kalıyor. Tam o anda bir ah çekip sağ elimi kalbime götürüyorum. Vücudum kasılıyor. Sırtıma bir ağrı saplanıyor. Tüm göğsüm sancıyor. Az önce yediğim tiramisu yüzünden olamaz ama her gün tatlı yediğim için olabilir. Şişkinlikten mi oldu ki? Sancım giderek yayılıyor. Birden sıçrıyorum. Ben düşerken Mırnav fırlayıp içeriye doğru kaçıveriyor.

Üç
Özgün’ün yere düşerkenki hâline hem Uras hem de Esin tanık oluyor. İkisi de korku dolu gözlerle balkonun ucuna gelip aynı anda Özgün’e sesleniyorlar: “Amca! Bir şey mi oldu?”

Uras karşı apartmana koşup kapıcıyla konuşuyor. Şans eseri kapı kilitli değil. Yedek anahtarla kapı açılıyor. İçeri giriyorlar. Kedi bir köşeye pusmuş. Balkona koşuyorlar. Durum pek iç açıcı değil.

Kısa süre sonra ilkyardım geliyor. Adamı kontrol ediyorlar. Maalesef ölmüş.

Uras ve Esin yaşadıkları bu olayın etkisinden uzun bir süre kurtulamıyorlar. Tanık oldukları bu elem olay onları birbirine yakınlaştırıyor. Bu arada Mırnav’ı Esin sahipleniyor.

Filtre kahve içmeyi çok sevdiklerini anlayınca sıkça kahve sohbetleri yapmaya başlıyorlar. Buluşmaları uyuşmalara dönüşüyor. Aralarında duman duman tüten kahve kokulu sıcaklığın adını koyuyorlar. Bilmeden Özgün’ün hayalini gerçekleştirmiş oluyorlar. Bir ölüm sevgiye yol açar mı? Açıyor. Hem de iki kişinin el ele geçebileceği geniş bir yol.

Uğur Ünen

Benzer Konular
Sognatore İnsanlar
Ses / Yakup Yaşar