Necati Güngör yazdı: “Türk Yazarının Arabayla Sınavı”

/ 19 Ağustos 2022 / 137 views / yorumsuz
Necati Güngör yazdı: “Türk Yazarının Arabayla Sınavı”

Ahmet Mithat Efendi’nin bir hayranı, ona çifte Macar katanasıyla birlikte şık bir landon armağan etmişti. Çünkü Ahmet Mithat Efendi ününe layık biçimde yolculuk etmiyor; çiftliğinden su taşıyan at arabalarının üstünde gidip geliyordu. Hayranı, onu bir yazar olarak at arabasının üstünde görmeye katlanamamıştı…

Ahmet Mithat, hayranından gelen gösterişli landonu geri çevirmedi ama, hiçbir zaman da binmedi. Atlarını çözüp çiftlik işlerinde kullanmış; landonu da samanlığa çekmişti. Çünkü o da kendini, böylesine gösterişli bir aracın içinde görünmeye uygun bulmuyordu.

Yahya Kemal ile Refik Halit Karay’ın dostluğunu bozan da bir landon meselesidir, daha önce yazmıştık. Refik Halit, Paris’ten henüz gelmiş olan Yahya Kemal’i landona bindirerek Fenerbahçe taraflarında “tenezzüh ve teferrüc” amaçlı bir gezintiye çıkarır. Yahya Kemal arkadaşının bu alışkanlığını yadırgayarak ondan uzaklaşır.

Fakirin Babıali’ye “intisap” ettiği yetmişli yıllarda otomobili olan pek az yazar vardı. Bunların başında Nevzat Üstün geliyordu. Mercedes sahibiydi. Şişli’de oturan merhum Nevzat Üstün’ün memleketinde varlıklı bir aileye mensup olduğu söylenirdi. O kadar ki, o yıllarda üçüncü hamur kâğıt bulunmak bile kolay değilken, üstadın, kitaplarını bastırmak için Avrupa’dan birinci hamur kâğıt getirttiğini işitirdik.
Memleketinde varlıklı ailelerden gelen iki yazardan biri İzmirli Samim Kocagöz; öteki Giresunlu Naim Tirali’ydi. İkisinin de birer mütevazı arabası vardı. Her ikisi de, memleketlerini ziyaret eden yazar arkadaşlarını arabalarıyla gezdirmekten kaçınmazdı.

İstanbul’da araba sahibi kimler vardı?
Doktor Halil İbrahim Bahar, uzun yıllar araba sahibiydi.
Tarık Dursun K., Abdi İpekçi’nin teşvikiyle ikinci el bir Kaplumbağa edinmişti. Adını “Ali” koydukları bu kaplumbağayla kâh eşiyle birlikte pazar gezmesine çıkarlar; kâh arkadaşlarıyla Almanya’ya kadar uzanırlardı. Daha sonra yenilediği arabasını oğluna verecekti.

Cevat Çapan Hoca, Fransa’da yaşayan bir arkadaşına ısmarlayarak getirttiği “Citroen” ile arabalı edebiyatçılar listesine girmeye hak kazanmıştı.

Cemal Süreya, görevli gittiği Fransa’dan dönüşte bir araba getirecek, ama hemen hiç kullanmadan satıp “Papirüs” dergisini çıkaracaktı.

Araba alacak kadar maddi gücü bulunmasına karşın Edip Cansever uzun yıllar taksiye binmeyi yeğlemiş; ancak oğlu yetiştikten sonra ona bir otomobil almıştı.
Hulki Aktunç’un da ancak reklam yazarı olduktan sonra kendine bir Kaplumbağa aldığı anımsanacaktır.
Deniz subaylığından emekli Sulhi Dölek de araba kullanmayı seven az sayıdaki yazarlarımızdandı.

Buyrukçu’nun da bir otomobil serüveni var. “Her Yer Karanlık” adlı hikâyesinin kahramanı, yoksul bir şofördür; hep başkalarının taksisinde çalışır. Buyrukçu’ların akrabası olan bu şoförü mutlu etmek için ona bir taksi alır aile. Akraba şoför mutludur. Bir dönem Buyrukçu’yu taksiyle Babıali’ye bırakır… Gelgelelim kazanç yüzü göstermediği için, bir süre sonra taksi satılır…

Babıali’nin arabalı yazarlarından biri de kuşkusuz Doğan Hızlan’dı… Ailesini gezdirmek üzere bir binek otomobili almışsa da, daha çok kendi makam otosu olarak değerlendirdiği bilinir.

Arabalı iki yazar arkadaşım daha var: Biri Burhan Günel. Biri de Yalvaç Ural… Yalvaç’ın, Milliyet’te çalıştığı dönemde ayrıca makam şoförü de olacaktı.

Babıali basını İkitelli, Bağcılar cehennemine taşınınca, oralara gitmek gelmek yaşamsal bir sorun olduğundan, birçok meslektaş gibi bu fakir de bir dönemler araç sahibi olmak durumunda kalmıştı.

Necati Güngör