Toplumsal Çaresizlik

/ 10 Haziran 2022 / 260 views / yorumsuz

İnsan bir pandoranın kutusudur. Bazense paradoksal bilmecedir. Kendi aleyhine olan durumları bile bir başarı olarak görebilir.

Toplumsal Çaresizlik

Çaresizlik sendromu; insanları büyük bir karanlığa doğru iten en önemli etmenlerden biridir. Unutulmamalıdır ki bireysel çaresizlik bir virüs gibi topluma yayıldığı zaman bu bir toplumsal sorun olarak karşımıza çıkacaktır.

Şiddet ve acıyla birlikte şekillenen insanın karakteri, kendi yazgısını oluşturmada önemli unsurlardan biridir. Ekmek nasıl ateş olmadan pişemezse yani şekil değiştiremezse ya da yenecek kıvama gelemezse insanın da hayatı, yaşadığı tecrübeler ve başından geçen olumsuzluklarla birlikte değişmektedir. İnsan kendi toplumunun fikirleriyle ya da buna karşı oluşturduğu zıt fikirlerle kendi düşünce dünyasını oluşturur. Eğer yaşadığı toplum bir ahlaksal çöküş içindeyse suçsuz bir çocuk bile bunun kurbanı olabilir. Belli bir yaşa gelmiş insanlarsa; kendi içindeki bilgeliği ortaya çıkarmak istiyorsa, kendi hayatını doğru yorumlayabilmelidir Doğru anlamlar çıkartarak belli bir yönde hareket etmektir.

Başka amaçlar için kullanılan şiddetse; toplumun sosyal inşasını değiştirmeye yönelik hamleler yapmayı amaçlayacaktır. Toplumu sindirmek ancak şiddetle mümkündür. Bu da sistematik bir şekilde kullanıldığında ise bir korku iklimi yaratılmasıyla olur. İnsanları tek düze bir düşünceye sevk etmekte bir şiddettir. Algı yönetimleri, manipülasyonlar ve propagandalar insanın düşünce dünyasına vurulan önemli darbelerdir.

Düşünsel şiddetse, insanların fikir dünyasındaki zenginlikleri çalmaya yöneliktir. Farklı fikirleri otomatik reddetmek ve sadece kendi fikirlerini fanatikleştiren bireylerin olması, bunun sistematik bir şiddet hale getirilmesi konusunda sisteme güç vermektedir.

İnsan bir pandoranın kutusudur. Bazense paradoksal bilmecedir. Kendi aleyhine olan durumları bile bir başarı olarak görebilir. Hayatsa yanıltıcı anılar ve hayallerin bütünüdür. Bazen şiddet anılara dönüşür ve insanların da hayallerini umutlarını çalar. Bu durum büyürken hayalleri olmayan toplumlar meydana gelir. Sürekli bir baskıya uğrayan ve sistematik olarak kontrol edilen toplumlarsa beyni olmayan, düşüncelerini kaybetmiş, umutsuzluk girdabına takılmış bir kısır döngü içinde bu hayatı yaşamaya devam ederler.

Bir toplum aklını ve tarihini kaybettiği zaman uçurumun kıyısında yaşamaya başlar. Gerçekleri ve doğru sandıklarını başkalarından dinlemeye başlarlar. Bu yüzden toplum aydınlara ve değerli insanlarına sahip çıkmalıdır. Bazen verdikleri değerler de bir yanılgının içindeki körlüğün topluma yansımasından başka bir şey değildir.

Melda Vatancı