Stoacılık ve Marcus Aurelıus’un Öğrendikleri

/ 24 Nisan 2021 / 71 views / yorumsuz
Stoacılık ve Marcus Aurelıus’un Öğrendikleri


STOA OKULU (STOACILIK)

Kıbrıs’lı Zenon’un kurduğu Stoa okulu (stoacılık) felsefenin en önemli akımlarındandır. Temellerinin resim galerisinde atıldığı bu akım bize şöyle seslenmektedir: ”İnsanın temel amacı mutluluktur. Mutluluğa ulaşmak içinse doğaya uygun yaşamak gerekir.”

Erken dönem Yunan stoacılarının gerçeklik mantık ve etiğe ilişkin görüşleri vardı. En önemli nokta ise zihinsel kontrol üzerineydi. Temel düşünceleri, sadece değiştirebileceğimiz şeyler üzerinde endişelenmememiz gerektiğiydi. Bir durum ya da olay karşısındaki hislerimizi kendimizin seçtiğini düşünen stoacılar, istediğimizi elde etmekte başarısız olduğumuzda üzgün, kandırıldığımızda kızgın hissetmek zorunda olmadığımızı söylerler.
Eski Yunanistan’da başlayıp yıldızının Roma İmparatorluğu’nda parladığı bu felsefenin yayılmasında en önemli etkiye sahip iki önemli yazar Marcus Tullıus Cıcero(İÖ 106-43) ve Lucius Annaeus Seneca’ydı. (İÖ 1-İS 65) Yaşamın kısalığı ve yaşlılık, onların özel olarak ilgilendiği konulardı. Yaşlanmanın doğal bir süreç olduğunu kabullendiler ve değiştirilemez olanı değiştirmeye çalışmadılar. Doğaya uyum sağlama düşüncesinden yola çıkarak sahip olduklarıyla mutlu olmayı amaç edindiler. Aynı zamanda da kısa olan ömürlerimizi en iyi şekilde değerlendirmek gerektiğine inandılar.
Stoacılığa bakarken izlememiz gereken yol şudur: Stoacılığı bir tür psikoterapi, hayatlarımızı daha sakin kılacak bir psikolojik teknik olarak düşünmektir. Her şeyin daha basit olmasını istiyorsak, can sıkıcı düşüncelerden kurtulmamız gerekmektedir.

MARCUS AURELIUS


26 Nisan 121 yılında Roma’da dünyaya gelen Marcus Aurelıus, 180 yıllarında görev yapan beş iyi imparatorun sonuncusu olarak anılır ve en önemli stoacı filozoflardan biri olarak kabul edilmektedir. ”Stoacı İmparator” ”Filozof İmparator” gibi sıfatlarla anılmaktadır.
Marcus Aurelıus’un 169 sonları 170 başlarında kuzeye, özellikle Tuna Nehri boylarındaki Germen ve Marcomanni kavimlerine yaptığı seferde yazmaya başladığı ve içselleştirdiği bir eser olan Kendime Düşünceler yapıtı, Stoacı düşüncenin en tanınmış eserlerinden sayılmaktadır. Özellikle Roma stoası açısından büyük bir öneme sahiptir. Kendinden sonraki kuşaklara, kilise düşünürlerine ve Rönesansa’da temel olacak bu metin, Stoa felsefesinin anlaşılması açısından günümüzde de çok değerli bir kaynak sayılmaktadır.
Aşağıda, Kendime Düşünceler eserinin birinci kitap bölümünde yer alan ve Marcus Aurelıus’un ”öğrendim” diye aktardığı ve Stoa felsefesinin temel taşlarından sayılan kavramların Stoacı İmparator’un hayatına nasıl yön verdiğini okuyacaksınız.

Kendime Düşünceler

Kitap 1

[1] Büyükbabam Verus’tan lütufkar mizacı ve öfkeden uzak olmayı öğrendim.

[2] Babamdan duyduklarımdan ve onunla ilgili hatıralarımdan, yiğitliği ve mütevazılığı öğrendim.

[3] Annemden Tanrı korkusu ve cömertliği, yalnızca zarar vermekten kaçınmayı değil, böyle bir şeyi aklıma bile getirmemeye özen göstermeyi, basit bir yaşam sürmeyi ve zengin birine özgü alışkanlıklardan mümkün olduğunca uzak durmayı öğrendim.

[4] Büyük büyükbabamdan halk okullarına sık sık gidip gelmekten imtina etmeyi, faydası dokunacak öğretmenlerden evde eğitim almayı ve bu gibi şeylere harcama yaparken özenli olmayı öğrendim.

[5] Bana bakıp büyütenden, ne yeşilden ne maviden, ne Parmularius’tan ne de Scutarius’tan yana olmayı, çaba sarf etmekten kaçınmamayı, azla yetinmeyi, kendi işimi kendi başıma görmeyi, her işe burnumu sokmamayı ve iftiraya kulak asmamayı öğrendim.

[6] Diognetus’tan beyhude uğraşlardan sakınmayı, mucize simsarları ve büyücülerin, büyüler şeytan çıkarma ve bu gibi şeyler hakkında söylediklerine inanmamayı; dövüştürmek için sülün beslememeyi ve bu tip konularda heyecanlanmamayı; açıksözlülüğü desteklemeyi, felsefeyle ilgilenmeyi… öğrendim.

[7] Rusticus’tan kişiliğimin ihtiyaç duyduğu değişikliğe ve davranışlarımın terbiyesine olanak tanımayı; retorikten tat alma eğiliminde olmamayı, kendime ait küçük ahlak konuşmaları yaparak salt varsayımlarımı yazmamayı; sofulara ve hayırsevelere özgü şişkin bir karakter sergilememeyi… öğrendim.

[8] Apollanius’tan ahlaken özgür olmayı, talihin zarını görmezden gelen kesinliği, bir an için bile akıl haricinde başka bir bakış açısına sahip olmamayı; şiddetli acılarda, çocuğumu kaybettiğimde, geçmek bilmeyen hastalıklarda daima aynı kalabilmeyi; bir şeyi açıklarken sabırlı olmayı… öğrendim.

[9] Sextus’tan şefkatli olmayı ve bir evin aile reisi tarafından yönetilme örneğini; doğaya uygun yaşama fikrini, yapmacıksız asaleti, arkadaşlara sezgiyle yaklaşmayı, sıradan ve boş düşünceleri olan insanlara sabretmeyi, herkesle daha uyumlu olmayı… öğrendim.

[10] Gramerci Aleksandros’tan kusur bulmamayı ve dil hakkında bir şeyleri kavraması daha uzun süren barbarı veya Yunancayı dilbilgisinden yoksun şekilde ya da ahenksizce bağıra çağıra konuşanları kötülememeyi; fakat kendi yöntemiyle bir şeyleri ileri sürerek konuşma ihtiyacı olan kişiye nezaket ve anlayışla, gereken cevapları vererek, bir şeyleri ortaklaşa ifade ederek ya da onun konuşma şekline takılmadan, kendisinin içinde olduğu durumu beraber değerlendirmeyi, bu gibi diğer şeyleri de onunla uyum içerisinde hatırlatmayı öğrendim.

[11] Fronto’dan dikkatimi tiranlığın özelliklerinden olan kıskançlık, ikiyüzlülük ve kurnazlık üzerine yoğunlaştırmayı ve genellikle benim yakınlarımda bulunup Patrici olarak adlandırılan kişilerin, samimiyet kurdukları kişilere karşı sevgi ve şafkatten yoksun oldularını öğrendim.

[12] Platoncu Aleksandros’tan birilerine sıklıkla veya mecbur kalmadan meşgul olduğumu söylememeyi veya mektupta yazmamamayı ve bu davranış aracılığıyla sürekli olarak ömrümü birlikte geçirdiğim dostlarımı uygun olan bahanelerle başımdan savmamayı ve başımdan savuşturmak için ne gerekiyorsa onu söyleyen biri olmamayı öğrendim.

[13] Catulus’tan, beni bir şeyle itham eden arkadaşımın, ithamı talihsiz bir şekilde mantıkdışı olsa bile bunu önemsemeyi, onunla dostluk bağlarımızı eski haline döndürmeye çalışmayı; öğretmenler hakkında tıpkı Domitius ve Athenodotus hakkında anımsananlar gibi hararetli bir şekilde iyi sözler sarf etmeyi; çocuklara karşı dürüst bir şekilde sevecen olmayı öğrendim.

[14] Kardeşim Severus’tan aile, bilgi ve adalet sevgisini öğrendim. Ondan demokratik yönetim düşüncesini, eşitliği ve konuşma özgürlüğünü ve her şeyden önce vatandaşların özgürlüğüne önem veren devlet idaresi fikrini; felsefeye önem verme hususunda dengeli ve değişmez bir karaktere sahip olmayı; iyilikseverliği, cömertlikte samimiyeti, güler yüzlülüğü ve arkadaşlarımın sevgisine itimadı; eleştirdiğim kişilere karşı şeffaf olmayı… öğrendim.

[15] Maxsimus’tan kendime hakim olmayı ve hiçbir şeye göre şekillenmemeyi; hem bütün zor durumlarda hem de hastalıklarda iyi kalpliliği; hem teskin edici hem de ağırbaşlı, ılımlı bir mizaca sahip olmayı; yorulmak nedir bilmeden görevlerimin üstesinden gelmeyi; söylediğim sözleri düşünerek söylediğim, yaptığım işleri de kötü yapmadığım konusunda herkesin güvenini kazanmayı öğrendim. Hiçbir şeye şaşırmamayı ve hiçbir şeyden etkilenmemeyi; asla aceleci, üşengeç, şaşkın, kederli, durup dururken sırıtan, ya da tam tersine sinirlenen ya da etrafına kuşku dolu bakışlar atan birisi olmamayı öğrendim.

[16] Babamdan nezaketi ve isteyerek alınmış kararlar için cefakarlığı; olması beklenen onurlu işlerde boş yere kibirlenmemeyi, çalışkan ve azimli olmayı, kamusal yararı olan herhangi bir fikre sahip kişileri can kulağıyla dinlemeyi… öğrendim. Başkalarının duygularına saygı göstermeyi; ne olur olmaz dostlarımı kendi ziyafetime çağırmayı; mecliste itinayla araştırma yapmaya hevesli ve gayretli olmayı, dostlarıma göz kulak olmayı, onlardan asla çabuk soğumamayı ve sinirlenmemeyi; her şey de kendi kendine yetmeyi ve ışık saçmayı öğrendim. Alkışları ve dalkavukça şeyleri savuşturabilmeyi, yönetimin gerektirdiği şeylere karşı her zaman koruyuculuğu ve sahip olunan zenginliklerde tasarruflu olmayı ve bu gibi şeyler yüzünden suçlamalarda tahammüllü olmayı; Tanrılarla ilişkilerde batıl inançlara yer vermemeyi, laf cambazlığı yapmamayı, dalkavukluk etmemeyi, ayaktakımına kur yapmamayı, her şeyde aklı başında ve kararlı olmayı… öğrendim.
Bunların yanı sıra bilgiyi samimiyetle seven kişiler saygı göstermeyi, böyle olmayanları kınamamayı, ayrıca toplumun içinde ve cana yakın olmayı, insanlarla iletişim kurma isteği kalmamış gibi görünmemeyi; en az kendime gösterdiğim özen kadar hekimlik mesleğine, ilaçlara ve harici uygulamalara da ihtiyacım olduğunu… öğrendim.

[17] Tanrılardan iyi büyükanne ve büyükbabanın, iyi ebeveynlerin, iyi kız kardeşin, iyi öğretmenlerin, iyi yakınların, akrabaları, arkadaşların hemen hemen hepsine sahip olduğumu öğrendim.

Hiçbirine herhangi bir konuda saygısızlıkta bulunmadım. Maddi ya da başka herhangi bir sorunu olanlara mümkün olduğunca yardım etmek istedim. Kan kusma ve baş dönmesi için ilaçları iki şekilde, Caieta’daki kahinden ve düşler aracılığıyla temin ettim. Felsefeye gönül verdiğimde, ne herhangi bir sofiste rastladım, ne bir şeyleri yazmakla, ne mantık sorunlarını çözmekle, ne de göksel olaylarla uğraştım. Çünkü bunların hepsi için tanrıların ve talihin yardımı gereklidir.

Quadi topraklarında, Granus Nehri yakınında

Beşinci Sanat

  • Kaynakça:
  • Marcus Aurelıus, Kendime Düşünceler, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2020
  • Nigel Warburton, Felsefenin Kısa Tarihi, Alfa Yayınevi, İstanbul, 2016

Benzer Konular
Mülkiyet Kavramı Üzerine