Stefan Zweig – Satranç

/ 1 Mart 2021 / 210 views / yorumsuz
Stefan Zweig – Satranç

1881 Viyana doğumlu olan Stefan Zweig, edebiyat dünyasının özgün yazarlar arasında yerini alırken yazdığı biyografilerle usta bir biyografiker olduğunu kanıtlamıştır. Yazarımızın satranç kitabından seçtiğimiz beş alıntıyı sizlerle paylaşıyoruz.

Keyifli okumalar…

1. ‘’…Hayatım boyunca tek bir düşünceye saplanıp kalmış, monoman insanların her türü hep dikkatimi çekmiştir, çünkü bir insan kendini sınırladığı ölçüde sonsuzluğa da yaklaşmış demektir; özellikle dünyaya sırt çevirmiş gibi gözüken bu tür insanlar, özel malzemeleriyle kendilerine karıncalar gibi tuhaf ve gerçekten bir defaya özgü küçük bir dünya modeli inşa ederler. Bu durumda ben de, Rio’ya kadarki on iki günlük yolculuk sırasında entelektüel tek boyutluluğun bu tuhaf türünü daha yakından büyüteç altına alma niyetimi saklamadım.’’ (s.10)

2. ‘’…O anda biliyordum ki, kazanma hırsıyla yanıp tutuşan bu çılgın, bütün servetine mal olsa bile, bir kez olsun tek bir parti kazanıncaya kadar oynayacak, oynayacak, oynayacaktı ve bazen ortadaki parayla yetinecek bazen de miktarı iki katına yükseltecekti. Czentovic dayanabildiği takdirde, Mc Connor’ın şahsında Buenos Aires’e kadarki yolculuk sırasında birkaç bin dolar küreleyebileceği bir altın madeni bulmuş sayılırdı.’’ (s.22)

3. ‘’Zamanın dışındaki, dünyanın dışındaki bu yaşayışım on dört gün sürdü. O zaman bir savaş çıksaydı eğer, haberim olmayacaktı; benim dünyam yalnızca masadan, kapıdan, lavabodan, koltuktan, pencereden ve duvardan ibaretti ve hep aynı duvardaki aynı duvar kağıdına bakıyordum; o kadar sık bakmıştım ki, sivri uçlu desenlerinin her çizgisi sanki madeni uçlu bir oymacı kalemiyle artık beynimin en derin noktasındaki kıvrıma kazınmıştı.’’ (s.39)

4. ‘’Ben de zamanla ilk önceleri turnuva oyunlarının salt mekanik nitelikteki tekrarlanması noktası, yerini sanatsal, zevk kaynağı bir anlayışın uyanışına bırakmaya koyuldu. Saldırının ve savunmanın inceliklerini, tuzaklarını, netlik noktalarını anlamaya başladım, ileriyi düşünmenin, bağlantılar kurmanın, dorudan saldırıya geçmenin tekniğini kavradım ve çok kısa bir süre sonra tek tek her satranç ustasının bireysel oyun oynama biçiminden yansıyan kişisel özelliğini, tıpkı insanın bir şairin dizelerini birkaç satırla saptayabilmesi gibi, hiç yanılmadan görür oldum; sadece vakit geçirmeye yarayan bir meşguliyet olarak başlayan şey, bir hazza dönüştü…’’ (s.51)

5. ‘’Bütün bunlar anlamsız görünüyor ve gerçekten de, böyle yapay bir şizofreni, yarattığı tehlikeli heyecanın dozuyla birlikte böyle bir bilinç bölünmesi, normal durumdaki normal bir insan için düşünülemez. Fakat şunu unutmayın ki, ben her türlü normallikten kaba güç kullanılarak koparılmıştım, bir tutukluydum, suçsuz yere hapsedilmiştim, aylarca ustaca bir biçimde yalnızlığın işkencesinden geçiyordum, birikmiş olan çılgınca öfkesini çoktandır herhangi bir şeye boşaltmak isteyen bir insandım….’’ (s.56)

Enver Karahan