Son Yağmur

/ 30 Haziran 2022 / 161 views / yorumsuz

Elinde ne kalmıştı? Bütün bir hayatı neredeydi? Bir gün belki de bütün bu kalabalığın kendisinin yerinde olacağını düşünerek irkildi. Hiçbir konuda olmadığı gibi bu konuda da eşsiz değildi.

Son Yağmur

Sabah güneşi yavaş yavaş odayı aydınlatırken, bir yandan da yağan yağmurun sesi kulakları doldurmaktaydı. Etrafı sarmaya başlayan yoğun toprak kokusu beton duvarlara sinerken, yatağında yeni yeni gözlerini açmakta olan bu adamın eşlik ettiği sahnedeki tek eksiklik bir kuşun cilveli sesiydi; ancak kuşlar buralara uğramazdı. Uğrayanlar ise tatlı ve neşeli şarkılar yerine umudun öldüğünü mırıldanırlardı. Sahi, hiç umut kalmamış mıydı bu dört duvar arasında onun için?

Gelen gürültüyle beraber kapı açıldı. İki iri yarı adam odaya adımlarını attıkları an yataktaki adam istemediğine dair kafasını salladı ve gözlerini adamlardan birine dikti. Gözünü diktiği adam Tanrı’ya dua ederek odadan ayrıldı. Diğer adam ise yavaş adımlarla yatağa yaklaşarak kenarına oturdu. Yüzünde herhangi bir duygu belirtisine ya da düşüncenin izlerine rastlamak mümkün değildi. Belki de çok iyi bir poker oyuncusuydu. “Seni dinliyorum…” dedi yataktaki adama. Adam tam anlamıyla kendine gelmişti ve sert yatağın üzerinde cevap vermeye hazırlanırmışçasına doğruldu. Belinin ağrıdığını hissediyordu. Böyle yataklara alışık değildi. Tam ağzını açmış, bir şey diyecekken dışarıdan şiddetli bir gök gürüldemesi duyuldu. Bir iki saniyeliğine durakladıktan sonra kafasını pencereye doğru çevirdi. Öylece bakarak düşüncelere daldı. Bu sırada yatağın kenarında oturan adam hala ondan bir cevap beklemekteydi ve bir yandan da kolundaki saate bakarak zamanı kontrol ediyordu. “Yağmurda dolaşmak istiyorum.” dedi. Yatağın ucundaki adam hala yarım kalmış bir cümlenin tamamlanmasını bekliyormuşçasına adamın suratına bakmaya devam etti. Bunu fark eden adam dediğini yineledi: “Yağmurda dolaşmak istiyorum, hepsi bu kadar…”

Sadece tek bir kıyafetinin olması onu hazırlanma derdinden kurtarıyordu. Aynada kendisine baktı. Ne zamandır tıraş olmamıştı? Bir önemi olmadığını düşündü. Patronları, ailesi, eşi ve daha niceleri için çok tıraş olmuştu bugüne kadar. Şimdiyse hangi biri buradaydı ya da burada olacaktı. Sordu aynadaki adama: Hiç bugüne kadar kendin için tıraş oldun mu? Artık bunun için de çok yorgundu. Kapının tekrar açılması ve birkaç adamın içeri girmesiyle zamanın geldiğini anladı ve kendini adamlara teslim etti.

Dışarı çıktıklarında yağmur bütün şehri etkisi altına almış ve sabahki tatlı güneş ışıkları yerini gri bulutların çatık kaşlarına bırakmıştı. Şehrin yükselen gri betonlarıyla kusursuz bir uyum içindeydi gökyüzü. Şehir her zamanki gibi meşguldü. Size uzaktan izlemek için vakit ayırmaz ve ansızın yoğun girdabının içine çekerdi. Bütün zamanınızı koşturarak harcadığınızda ise bunun farkına varmamanız için yükseklerdeki dairenizde deliksiz bir uyku teklif ederdi. Sonraki günse yine aynı koşuşturmaca ve en sonunda ne yaptığının farkında bile olmadan geçen koca bir hayat… Bütün bu koşuşturan insan kalabalığı içerisinde ansızın kendini gördü. Genç, hırslı, kendinden emin ve biraz da egoist o delikanlının bakışlarını seçti. Elinde ne kalmıştı? Bütün bir hayatı neredeydi? Bir gün belki de bütün bu kalabalığın kendisinin yerinde olacağını düşünerek irkildi. Hiçbir konuda olmadığı gibi bu konuda da eşsiz değildi.

Sokakta yürürken yanındaki şemsiyeli adamlara aldırmıyordu. Ona da şemsiye tutmayı teklif etmişlerdi ama o reddetmişti. Yağmuru sonuna kadar hissetmek istiyordu. Belki de yağmur olmak istiyordu. Bütün bir hayatı boyunca sürekli dönmek… Amaçsızca ama bunun farkında olmadan. Kendini bulutlarda hissediyordu. Şakaklarından göğsüne doğru akan her yağmur damlasında biraz daha temiz hissediyordu kendini. Bütün günahlarından arınıyordu. Her şeyi biraz daha unutuyordu. İçinden düşünmeye başladı. Gerek var mıydı arınmak için pahalı sabunlar, yüklü ama samimi olmayan hayır işlerine, yapay sistemlere, düşüncelere ya da ellerini gökyüzüne açmaya? Yağmuru hissetmek bile yeterli değil miydi arınabilmek için. Belki de sadece istemek bile yeterdi arınmak için.

O, huzurun sarhoşluğu içinde kendini kaybederken onun varlığının farkına varacak kadar etrafına dikkat eden insanlar acıyan gözlerle bakıyorlardı ona. İçlerindeki ürpermeyi gözlerinden okuyabiliyordunuz. Bazıları sessizce dualarını mırıldanırken bazıları sadece acımakla yetiniyorlardı. Bu bakışların farkına varan sabırsız adamlardan birisi yavaşça yanına yaklaşarak sordu: “Rahatsız olmuyor musunuz bu bakışlardan?” Hangi bakışlardan?” Birden etrafının farkına varmaya başladı. Yüzünde ince bir tebessüm belirdi. “Çekil, yağmurumu engelliyorsun!”

Yolun sonuna gelmişlerdi. Artık arabaya binerek son kez bir yolculuğun tadını çıkarma lüksüne sahipti. Pişman mıydı? Zerre kadar değildi. Belki de bütün hayatını ve detayları değerli kılan ince bir dokunuştu bu. Hiç olmadığı kadar özgür hissediyordu kendini, elleri kelepçelerin içinde olsa bile. Yavaş yavaş kendisi için gelen arabaya bindi ve araba ağır ağır uzaklaştı. ”Ne yani şimdi bu enayinin asılmadan önceki son isteği yağmurda yürümek miymiş? Peh, ben de akıllı sanırdım bu tarz adamları.” “O, dilek hakkı verdiklerine bile şükretsin! Kendi karısı, çocuğu demeden bilmem kaç kişiyi öldürmüş hasta herif. Kanım dondu yine kapa şu konuyu Allah aşkına!”

Yiğit Erdinç Çınar

Benzer Konular
Sabah Kahvesi
Aralık