Sıradan Bir Gün

/ 9 Ekim 2021 / 291 views / yorumsuz
Sıradan Bir Gün

Herşey çok sıradandı. Dışarıda yakıcı bir sıcak, hafiften esen rüzgarla birlikte, canlı cansız tüm varlıkların üzerinde etkisini gösteriyordu. Gözlerimin kısılmasına neden olan güneşten kurtulmak için ters istikamete doğru yürümeye karar verdim. Niyetim sadece yürümek olduğu için bir önemi de yoktu zaten ama sıradanlığa birde terslik eklenince, bu iki oluşun birleşimiyle meydana gelen sıkıcılık, üzerimde ağırlığını yeterince hissettirmeye başlamıştı. Tek tük insanlar görüyordum. Hareket halindeydiler ama sanki mezardan fırlamış ölüleri andırıyorlardı. Araç kornasının sesinden ürken kuşlar aynı anda, kondukları bir ağaçtan havalanıp gözden kayboluyor; onlara iştahla bakan bir kedi ise ağaç dibine kokusunu bırakıp ağır adımlarla uzaklaşıyordu. Binanın gölgelediği bir alanda, siyah bir sokak köpeği hızlı hızlı soluyor, ağzından dökülen salyalarının ulaştığı zeminde karıncalar yuvalarına telaşla birşeyler taşıyorlardı.


Sıradan bir dünyanın, sıradan bir gününde, sıradan canlılık halleri gözlerimi doldurmakla meşguldü. Taki gözlerimin önüne yere yığılmış bir adamın görüntüsü gelene kadar. Ölü gibi yatıyordu adeta. Diğer insanlar için kullandığım ‘ölü gibi’ kelimesi bir benzetmeydi; ama bu, yerde yatan adam yaptığım benzetmeyi gerçekleştirmiş gibiydi sanırım. Tek tük geçen insanlar yerde yatan adamı umursamıyorlardı bile. Sanki yokmuş gibi davranıyorlardı. Tuhaflık.


Herhangi bir acıma duygusu hissetmiyordum. Sadece anormal bir durumu düzeltmek istiyordum. Anormal olan şey, adamın yerde ölü gibi yatması mıydı, yoksa; diğer insanların umursamaz tavırları mıydı? Belki sarhoşun biridir deyip umursamıyorlardı; belki de, bir dolandırıcı olabilir düşüncesi hakimdi zihinlerinde. Uzaktan izliyordum sadece. Aslında adama doğru gitmek için bir atılımda bulunmuştum ama, ben de sanırım diğer insanlar gibi davranmak durumuna düşmüştüm. Aklımdan geçirdiğim düşüncelerin etkisiyle bekleyişimi sürdürdüm. Güneşin yakıcı etkisi tüm bedenimi kavurmakla meşguldü. Bir yandan alnımdan süzülen teri elimle siliyor, biryandan da başka bir durumun içine itiliyordum. Dikkatimi çeken şey, gelip geçen insanların yerde duran adama bakmaları yerine bana bakıyor olmalarıydı. Benim, yolun öte yanında yığılıp kalmış adamı izleyişim, nedense insanların daha çok dikkatini çekmişti. Biri yanımdan geçerken küçümser bir gülümsemeyle selam veriyor; bir diğeri ise, göz göze geldiğimizde bakışlarını hızlıca başka yöne çevirip adımlarını hızlandırıyordu. Kendimi çok tuhaf hissediyor; anlam veremediğim bir duygunun hükmü altına giriyordum.


Önünde durduğum ağaçtan, bir yaprağın kıvrıla kıvrıla ayak ucuma düşüşünü izliyordum. Yerde, rüzgarın etkisiyle sanki can çekişiyormuş gibi hareket etmesine dalıp gitmiştim. Yaprağın intiharı mıydı bu, yoksa; ağaç mı sıkılmıştı yapraktan. Her düşüş, bir başka varlığın da düşmekte olacağını hatırlatıyordu. Üzerine basılıpta geçilen, görmezden gelinen, belki zamanla unutulan düşüşlerimize birer yolculuk yapıyorduk. Anlamını yitiriyordu, telaşlar, kaygılar… her düşündüğümde düşüş fikrini. Yaprak ve yerde yatan şu adam aynıydı benim için. İkisi de bir düşüşün tam ortasındaydılar. İnsanlar kalabalıklaşıyor, düşüşlerine bir adım daha atıyorlardı. Ben öylece duruyor ve düşüşümü bekliyor gibiydim. Katatonik bir hale bürünüyor, kımıldamak için bir eylemde bulunmuyordum.


Ne olduysa bir anda oluvermişti. Birden bir canlılık hakim oluyordu bulunduğum yere. Araç trafiği artmış, korna seslerine köpek havlamaları karışıyordu. Ölüden farksız olanlar, yerini hareketli insan bedenlerine bırakıyordu. Çocuklar koşarak yanımdan geçiyor, seyyar satıcılar yüksek sesle bağırıyorlardı. Hangisinin normal olduğunu bilmediğim farklı bir boyuta, farklı bir yaşantıya geçmiş gibiydim. Normal ve anormal olanın arasında sıkışıp kalmış; bilincimin, bedenimde yaşattığı aksaklığın düşüncesinde çırpınırken bir yandan da, yolun öte tarafında yerde yatan adama doğru yaklaşan adımları takip ediyordum. Genç adam ağır ağır yürüyor, yerde yatan cansız mankeni kucakladığı gibi geldiği yöne doğru adımlayıp gözden kayboluyordu. Bu sefer, o alaycı gülümseme benim yüzümde beliriyordu. Yere düşen yaprağı alıp cebime koydum ve en yakın zamanda bir göz doktorundan randevu alma fikriyle birlikte eve doğru yürüdüm.

Enver Karahan