KİTAP
Erkek egemen bir düzende “kadın” olmak tarihin hiçbir döneminde kolay olmadı. Alışılagelmiş sözlerle ifade edecek olursak ancak birlikte tamamlanabilen kadın ve erkek, egemenliğin/iktidarın yarattığı karanlıkta birbirlerini kaybettiler. Erkek, kadını nesneleştirip değersizleştirirken kadın, erkeğe boyun eğmekle isyan etmek arasında bir yerlere sıkıştı. İnsan (kadın ve erkek), yüzyılların bu kanayan yarasını pansuman etmekten öteye hâlâ geçemedi. Yara iyileşmedi. Düzen, erkeği ve kadını birlikte ezerken kadın, o düzenin yarattığı erkek egemen anlayış tarafından da ezildi/eziliyor.
Buradan yaşamın çok karmaşık olduğu sonucuna mı gideceğiz? Bu işin içinden çıkmak zor mu diyeceğiz?
Edebiyatın kuşkusuz herhangi bir sorunun üstesinden gelmek gibi öncelikli bir işlevi yoktur. Yaratabildiği farkındalıklar, okurunu güçlendirebilirse sorunların üstesinden gelinecek yollar da kendiliğinden açılacaktır. “Güçlendirmek” sözcüğünün altını özellikle çizmek isteriz. İnsanın gücünün farkına varması, yaşamı adına atabileceği en önemli adımlardan biridir.
Hiç Olmazsa Yolumu Gözleyen İKİ KEDİM Var, (Bizim Çağ Kitaplığı, Temmuz 2025) okurunu on dört kadınla tanıştırıyor. Anadolu’da bir köyde çocuk yaşta evinin avlusundan kaçırılan Asiye, 1950’li yıllarda “erkek şiddeti” ile tanışır. Bu şiddete boyun eğmez. 1970’li yıllarda küçük bir kentin gecekondu mahallesinde yaşayan Gül, iki çocuk annesidir. Çalışıp kıt kanaat evini geçindirmeye çalışırken evine ve çocuklarına karşı hiçbir sorumluluğunu yerine getirmeyen kocası tarafından aşağılanır, şiddet görür, aldatılır. Ona ve çocuklarına cehennem olan hayatın üzerine kapıyı örtüp ardından kilitlemeyi bilir. Ayşe’ye dünyayı dar eden ise babasıdır. Annesinin boyun eğdiği maddi ve manevi eziyetler, onda isyana döner ve bir gün “korku” biter. Erkek egemen dünya, Miray’ın bildiği tek dünyadır. Evinin, çocuğunun tüm işlerini yakınmasız üstlenir. Elinden iş gelmese de kocası “iyi” adamdır. Birlikte çalışacak, çabalayacak, belki bir gün ev sahibi bile olabileceklerdir. Eviyle işi arasına sıkışan yaşamın tekdüzeliğini ise açan bir menekşenin sevinciyle kırmaya çalışır. Nurgül ve Tilbe’nin ortak yönü “sevgi”nin artık eşleri ile onları birbirine bağlayan bir bağ olmamasıdır. Yitirdikleri sevgi, Nurgül’ün bedeninin kocasının altında buz kesmesine yol açarken Tilbe’ye “yeni bir aşk”ı aratır. Aslı, 2020’li yıllarda Montreal’dedir. “Şanslı bir gelin” olarak uğurlandığı bu kentte kocasına değil, kendisine güvenmesi gerektiğinin farkına varacak ve düşlerine sıkı sıkı sarılacaktır.
Hayvan Çiftliği’nde (George Orwell) kahraman “Her şey göründüğü gibi olsaydı elime aldığım deniz suyu mavi olurdu,” der. Kadınları anlamanın yolu da “görünmeyenleri görmek”ten geçiyorsa Sevda Yüksel, okurlarına görünmeyenlerin kapılarını açıyor. Sonrasında kadın olsak da olmasak da kitapta karşımıza çıkan on dört kadının öyküsünün yanına bizim de koyacak bir öykümüz olduğunu göreceğiz.
………Sevda Yüksel, Hiç Olmazsa Yolumu Gözleyen İKİ KEDİM Var, Öyküler, Bizim Çağ Kitaplığı, Temmuz 2025, 96 sayfa.
Aysu Sol

Bu güzel değerlendirme için Aysu Sol’a, yer verdiğiniz için Beşinci Sanat’a teşekkür ediyorum.