Sessizliğin Sesi

/ 17 Şubat 2021 / 267 views / yorumsuz
Sessizliğin Sesi

Sessizlik: kimine karanlığı, kimine aydınlığı hatırlatır; kimine huzur, kimine ızdırap verir. Sen dinle sadece; çünkü söyleyecektir sana, senin söyleyemediklerini.

Kalabalık sokaklar ve gürültülü caddeler. Şehirler tıka basa; ha taştı ha taşacak. Kimileri tek tek, kimileri üç beş kişilik gruplar halinde, bir koşuşturma, bir telaş. Farklı farklı insanların, farklı farklı uğraşları. Kimileri bu koşuşturmadan mutlu, hep şen bir eda ile; kimileri ise, asık suratları buzdan duvar misali bir halde. Biraz mutsuzluk, biraz öfke, biraz karamsarlık. Kimileri, öyle bir halde ki, yalnız kalma fırsatı bulacakları ilk anda, hüngür hüngür ağlayacaklarına dair bahse girebilirim. Araçların ürküten kornaları, ve o rahatsız edici motor sesleri, satıcıların, kavga ediliyormuş hissi uyandıran bağırışları, insanı yormak, yıpratmak için yeter de artar bile. Bunlara katlanmak mecburiyetinde olanlar için, zamanla bunlar kulağa bir melodi olarak çalınıyor hissi uyandırır. Kimileri ise, bu karmaşa, bu telaş, bu ses yığınlarından haz alırlar; çünkü onlara yaşadığını, hayatın devam ettiğini, en yüksek tondan haykırırlar adeta. Belki de, bu tıka basa kargaşalar, gürültüler, insanların söylemek isteyip de söyleyemediği; ya da söyleyip de seslerinin bu gürültüyle bastırıldığı bir durumla baş başa bırakır. Ve biriktirir içinde, hem yaşadıklarını; hem de diğer insanlar tarafından maruz kaldığı haksızlığı, ihaneti, öfkeyi. En çok yaralayan da, kötü insanların çirkinliğinden öte, iyi zannettiklerinin ihanetidir. Bu büyük güvensizlik duygusuyla kaçarsın, bu telaş yığınlarının ortasından. O kalabalığın, o gürültülü insan akınının arasında, asık bir suratla sıyrılmak için hızlanırsın. Yalnız kaldığında, hüngür hüngür ağlama nöbeti geçireceğine dair bahse girilenler kervanında yerini alırsın.

Tüm kapıların kapalı olduğu, duvarların aşılması güç kale surları gibi dikildiği, kendini teslim edercesine bıraktığın bir odada ağlarken, çıkardığın seslerin duvardan sekip yüzüne yüzüne vurulduğu, gözyaşlarını saklama ihtiyacı hissetmediğin, bazen oturup bezen de uzanıp anlamsız şekillere büründüğün bir haldeyken, bedenin ruhuna yeter demeye başlayacak yavaş yavaş; çünkü ruhunun yaşadığı bu duygusal atak, bedenine daha fazla yüklenemeyecek kadar acıtası bir eza verecek. Gözyaşlarının sona erdiği, çırpınışların inme inmişcesine dona kaldığı, gözlerin bir noktaya odaklandığı bir haldeyken; kuşları havanın çepeçevre sarması gibi, balıkları denizin kucaklaması gibi, bedeni de bu sessizlik saracak ve tüm hücrelerine kadar hissettirecek bir teslimiyet halinde kalacaksın. Bu sessizliğin sana hangi duyguları vereceğini, kendi düşüncelerinin yansımasıyla şekillenecek; ama kaçtığın her ne ise peşini bırakması bir geçikmişlik yaratacak. İçinde, o telaşı, yoğunluğu, kargaşayı, gürültüyü, konuşmaları, haykırışları, çığlıkları, kahkahaları, kederleri, sevinçleri, ihanetleri daha bir yüksek perdeden hissedeceksin ve huzursuzluğunun artması kaçınılmaz olacak. Her tarafını kuşatmış olan bu kaçtıklarına ne kadar kulaklarını tıkasan da, sana temas etmesini engellemen imkansız olacak. Ta ki, onlar vazgeçene kadar. Bundan sonrası ise, senin hangi duyguyla baş başa kalıp, bir münazaraya girmenin neticesinde devam edecek. Seni mutlu edecek; ya da üzecek her ne ise, onunla içinde yüzleşecek bir duruma düşeceksin.

İnsanın iç sesi, kendisine hiçbir zaman yalan söyleyemez. Bu durumda sessizliğin kuşatılmışlığıyla yüzleştiğin her ne ise, sana bu sessizlik ya huzur sağlayacak; ya da huzursuzluk. O anlatacak, sen dinleyeceksin; sen anlatacaksın, o dinleyecek. Sen ve o, kendi sesini dinlemenin tarafları gibi gözükecek; ama söyleyecekleri herşeyin varış noktası sen olacaksın. Etrafını kuşatan soyut ya da somut, canlı ya da cansız ne varsa, sana yaşattıklarını söyleyemeyip de içine biriktirdiklerin ve senin bunlara karşı sergilediğin tutum, davranış ve düşüncelerinle birlikte, sessizliğin sayesinde duyabildiğin iç sesinle ortaya saçılacak. Bu sessizlik, iyi ya da kötü hangi duyguyu verirse versin, yüzleştiğin, savaştığın, kaçtığın, kızdığın, küstüğün, kim ya da ne olursa olsun, sen bu sessizlikte sadece bedenini dinlendirmiş olacaksın. Ruhun ise, daha bir yorgun, daha bir yıpranmış, daha bir incinmiş olarak bu savaşı sürdürecek.

Ve demem o ki: Kalabalıkta bedenin, sessizlikte ise ruhun ses verecek.

Enver Karahan