Sedat Sezgin’in Kaleminden “Mela Quno Efsanesi” Raflarda

/ 20 Mayıs 2022 / 69 views / yorumsuz
Sedat Sezgin’in Kaleminden “Mela Quno Efsanesi” Raflarda

Tanıtım Bülteninden

Bir başyapıt yazmayı düşleyen ancak hayal kırıklıkların diplerinde yaşayarak kurgu ile gerçekçilik arasında sıkışıp kalmış bir yazar. Asiliğin ve alaycılığın sınırlarında dolaşan bir anti kahraman: Mela Quno. Hikâyelerle bezenmiş bu yapıt toplumun tüm egemenleriyle dalga geçerek okuru adeta amuda kaldırıyor. Mela Quno bir kahraman mı (İşte ben, beklediğiniz Mehdi, sizi aydınlatmaya, kendinizle yüzleştirmeye geldim), bir anti kahraman mı, yoksa çıldırmanın eşiğinde olan bir toplumun hezeyanlarla dolu kahkahaları mı buna siz karar vereceksiniz.

Kitaptan Alıntı

Rivayet eder ki annem, elektriğin kesik olduğu bir gecede, ağabeyimin ağlayıp sızlandığı bir zamanda, babamın “Lanet olsun, izin vermiyorlar ki iyice kaldırayım!” dediği bir vakitte varlığımın zuhur ettiğidir. Ağlama seslerinin ve sızlanmaların bol olduğu bir odada. Ama ben bu masala pek inanmam. Bence suçlu babamın yaşı. Aceleci davranan ve erken gelen her yolcunun başına gelebileceği olumsuz şeyler gibi benim de ayaklarımdan biri diğerine göre daha kısa ya da diğeri öbürüne göre daha uzun oluştu.

Allah bir yerden alır başka bir yere koyar misali, zekâmla değil belki ama hayal gücümle övünüp dururum.

Yine rivayet eder ki annem ben daha doğmadan, dokuz ay sekiz gün önce rahminde şarkı söylüyor dans ediyormuşum. Yani üretkenliğim ta oralara kadar dayanır.

Anneme sordum, “Duydukların sakın bağırsak sesleri olmasın, hani tuvalete gidip salı verdiğimizde bir güzel rahatladıklarımızdan.”

Ben annemin yalancısıyım.

“Kuran’a el basarım ki doğru söylüyorum oğlum. Hatta ağabeyin bile bu sese kulak verip çıtını çıkarmadı. Babana gelince onu şahit gösteremem, kim bilir rüyasında hangi hurisiyle ne haltlar ediyordu o sırada.”

Annem: “Daha o zaman anladım sen farklısın diğerlerinden.”

Farkıma gelince, yıllardır arayıp dururum, yine de pek bir fark bulamadım kendimde. Herkes gibi sıradan bir insanım. Benim de damarlarımda kırmızı kan akar. Soğuk havalarda üşürüm, sıcak yaz günlerinde gölgelere sığınırım. Koşarım, gezerim, takla atarım. İhtiyaç duyduğumda karımın yatağına girerim, bunun için gecenin gelmesini beklemem. Bir gün çocuklarım olsun isterim, olmazlarsa acı duyarım. Çoğu insan gibi muhtemelen, karımı teselli etmek için, “Bu da bizim kaderimiz,” derim, çıkarım işin içinden.

Annem her ne kadar, “Mademki yarım bu çocuk, okusun da işe yarasın,” demişse de beşinci sınıftan sonra babam, “Okuyup adam mı olacak sanki,” deyip daha o zamandan okumakla adam olunamadığını anlayıp okul kariyerimi suratıma haykıran güçlü bir sesle sona erdirmeye çalıştı.

Ama annem yalvarıp yakardı.

“Dayıları şehirdedir yanlarında kalabilir. Bir kuruş bile masrafın olmaz.”

Haftalarca babamı yatağına sokmadı annem.

“Fenni okusa cennete mi gidecek sanki? Bizden de bir Mela çıkmalıdır, onu medreseye gönderelim,” diye köpürdü babam.

Sonunda annemin sıcacık yatağından uzak kalmaya daha fazla dayanamadı.

Kadın vücudunun gücüne o zaman farkına vardım. Beton gibi sert kalpleri bile dize getirir, kendine kul köle yapmakla kalmaz bu vücut, uğrunda deliye bile çevirebilirdi. Bu da yetmeyince dağları bile deldirebilirdi. İşe yarayıp yaramadığıma gelince, kimin neye yarayacağını kim bilebilir ki. Bunu zamana soracak değilim, zaman en iyi ilaç değildir. “Zamana bırakalım”ı sevmem. Dönemin doktorlarına götürüp ayaklarımı göstermiş olsaydılar, belki şimdi iyi bir koşucuydum. Yazan tüm yarım adamlar gibi bu kadar diretmezdim. Okur olmakla yetinirdim belki. Hani maraton koşmak gibi bir hayalim de yoktu o zamanlar, tamam, ama ben de herkes gibi bazen en önde koşmayı isterdim.

Arkadaşlarımın hile yapıp ağır ağır koşmaları sayesinde ilk önde olmayı dilemezdim.

Ama babam, “Bırakalım da ayaklarını zaman iyileştirsin” demesiyle o gün bu gündür maraton koşmak şansım hayale dönüştü.

O gün bu gündür zamandan nefret ederim.

O gün bu gündür sonuna varamayacağım yollara girerim.

Babama gelince, ben babamı yine de severim. Onu çok şeye değişmem. İnsanın babasıdır sonuçta. Baba bakmazsa devlet bakar gerçi, değerlidir yine de.

Sedat Sezgin kimdir?

1981 Batman doğumlu. Çocukluğunu köyde geçirdi. Lisans eğitimini sağlık alanında tamamladı. Yazın yaşamına öyküyle başladı. Sözcükler, Lacivert, Sincan İstasyonu, Şehir, Ekin Sanat gibi dergilerde öyküleri yayımlandı. Ayrıca Demokrat Haber, Oggito, Edebiyat Haber, Artı Gerçek, K24 ve başka platformlarda yaptığı okumalar ve çeşitli filmler üzerine yazılar yazdı.

Beşinci Sanat