“Sakura Çiçeği” Romanı Üzerine – Yakup Yaşar

/ 1 Temmuz 2022 / 61 views / yorumsuz

Küçük bir kız çocuğunun hüznünde, güzel gözlerinin ıslaklığında yitip gidiyor tüm bahaneler. 

“Sakura Çiçeği” Romanı Üzerine – Yakup Yaşar

Küçük bir çocuğun gözünden dünyaya bakmanın masumiyeti ve o masumiyetin insanın içini acıtırcasına gerçek karşısında boyun bükmesi… Romanı bir cümleye sığdıracak olsam bu cümleyi kurardım. Masumiyet… Umarsız yetişkinlerin ayakları altında ezilen çocuk masumiyeti… Ve kaç yıl geçse de hala o masumiyete saplantılı halde yaşamını sürdüren güzel gözlü kız. Geçen zamana uyum sağlayan bedenin sakladığı çocuksuluk… Roman baştan sona bu masumiyeti ilk günkü gibi içinde taşıyan Havva’nın yaşamına ayna tutuyor.

Bizler okur olarak her sayfada aynanın yansımasına bakarken bir köşede güzel gözleriyle hüzünlü hüzünlü bize bakan o çocuğu görüyoruz. Yıllar geçiyor romanın başkişisi Havva büyüyor; ama bakışları, gözlerindeki çocuksu masumiyet anne-babasını yanında istediği o küçük yaşta saplanıp kalıyor. O yaştan hiç ayrılmıyor. Bedenen büyüyen bir kızın buğulu gözlerine bakarken sürekli o çocuğu görüyoruz. Yüreğine otağını kuruyor bu çocuksuluk ve oradan hiç ayrılmıyor sanki.

Sekiz yaşında, on yaşında, on beş yaşında… İlerleyen her yaşında verdiği tepkileri, konuşmaları ve hüzünlenişi… Evet en fazla da hüzünlenişi bize o çocuğu anımsatıyor. İnsanlara karşı beklentilerinde o çocuk var. Yeni tanıştığı kişilere sevgisinde, güveninde, özleminde hep o çocuk var. Biz aslında roman boyunca hiç büyümeyen bir çocuğun sonsuz bir şimdiki zamanda yaşam denen olguyla cebellenişine tanıklık ediyoruz.

Zamanla zihnen ve kalben de büyümesi gereken çocuk inatla o yaşta, kendisini yetiştirme yurduna bırakan annesiyle hiçbir şeyden habersiz vedalaşmak zorunda kaldığı o anda sonlandırıyor bu büyümeyi. Büyümek istemiyor. Her şey değişiyor. Yaşı değişiyor. Çevresinde yaşamına ortaklık eden insanlar değişiyor. Herkes değişiyor. Havva inatla o güne öz anne ve babasının onu terk ettiği o güne esir bırakmaya devam ediyor zihnini ve kalbini. Israrla o günkü refleksle yaklaşıyor başka zamanlarda başka insanların yaklaşımlarına, davranışlarına, hatalarına, ihanetlerine…

Küçük bir kız çocuğunun hüznünde, güzel gözlerinin ıslaklığında yitip gidiyor tüm bahaneler. Yetişkinlerin aldıkları kararlarda gerekçe olarak kuracağı her cümle içi boş anlamsız söz kalabalığına dönüşüyor. Ne olursa olsun -her ne koşulda olursa olsun- bir çocuk en çok ihtiyaç duyduğu anda, anne ve babası tarafından soğuk duvarlar arasında aldığı maaş kadar gülümseyen insanların merhametine terk edilemez. Bir sofrada kuru ekmek yer; küflü ekmeğin küfünü ayıklar zor da olsa çiğneyip yutar bayat ekmeği; ama anne ve babasından yoksun kalamaz. Hele de yaşayan anne ve babası tarafından yetimhaneye bırakılamaz.

Bu ihaneti kaldıramaz hiçbir çocuk. İnsan zayıf bir varlık. Zaafları olan bir varlık. Hata yapar. Düzeltir. Gene hata yapar. İçi acır. İç acıtır. Affeder. Üzülür. Üzer. Hayat denen olgunun bir olgu oluşunun en önemli kanıtıdır insan. Zayıf insan… Fakat Havva ve onunla benzer biçimde çocuk esirgeme kurumuna bırakılan çocukların çocuksu dünyalarında neden olunan yıkımı hiçbir gerekçe, hiçbir özür, hiçbir af dileme, telafi edemez. Her çocuk o enkazın altında kalır ve büyümez. Büyüyemez. Tıpkı Havva gibi…

Romanda yüreğimizin bam teline dokunan diğer bir karakter de Yusuf isimli çocuk. Elektrik çarpması sonucu iki kolunu kaybeden Yusuf’u ailesi daha iyi bakılsın diye yetimhaneye bırakır. Yetimhanenin daha iyi bakılacak yer olarak görülmesi sahtekârlığına yaslar sırtını ebeveynler ve çocuklar daha iyi bakıldıkları o yerde kaybeder tüm daha iyi büyüme olasılıklarını. Çünkü her çocuk sevgiyle büyür. Gerçek sevgiyle… Anne-baba sevgisiyle… İçinde menfaatin olmadığı tek sevgiyle… Hiçbir çıkara yem edilmeyen sevginin gölgesinde büyür her çocuk. Bundan yoksun kalan büyümez. Çocuk kalır. Çocuk olduğu yaşta kalır. İlk ihaneti gördüğü yaşta… En masum duyguyu ona vermeyle yükümlü anne-babasının yükümlülüğünü yerine getirmediği yaşta… O yaştan hiç ayrılmaz hiçbir çocuk. Zaman geçer. Yaş ilerler. Beden büyür; ama o hiç beklemediği anda yaşadığı terk edilişe esir bırakır çocukluğunu ve o esaretten hiç kurtulmaz. Kurtulamaz.

Sakura Çiçeği bir çocuğun masum sevgisi, hüznü, özlemi, kalp kırıklığı ve hepsine inat bir gün o esaretten kurtulup büyüyeceği güne olan umudu anlatan bir roman. Yazarın kendi yaşamından esinlenerek kaleme aldığı romanda yazarın kendisini yazar olarak geliştirmesi gereken noktalar elbette ki var. Fakat ileride çok başarılı bir yazar olma olasılığını da içinde barındıran bir eser bu. Duygusu güzel. Niyeti güzel. Hayata dair verdiği öğütler güzel. Her şeyden öte derdi var metnin. İçinde derdi olan her metin güzeldir. Daha güzel bir insan olmaya bizi özendiren bu romanı yüreği güzel herkesin okumasını tavsiye ederim.

Yakup Yaşar