Resim Sanatında Plastik Değerler / Fatih Oto

Resim sanatında üslup tarihsel süreç içerisinde değişik gelişmeler göstererek kendine bir yol çizmiştir. 19. yüzyılda malzeme tekniğinin, bazı olanakların gelişimiyle tuval atölyeden dışarı çıkmış, sanatçı doğadan içinde bulunarak yararlanmıştır. Empresyonizm..

Resim Sanatında Plastik Değerler / Fatih Oto
456 views

Resim sanatında üslup tarihsel süreç içerisinde değişik gelişmeler göstererek kendine bir yol çizmiştir. 19. yüzyılda malzeme tekniğinin, bazı olanakların gelişimiyle tuval atölyeden dışarı çıkmış, sanatçı doğadan içinde bulunarak yararlanmıştır. Empresyonizm ya da izlenimcilik resmin dış mekâna, doğaya taşınmasının bir sonucu olarak doğmuştur. Klasik resim malzeme olanakları ve kapalı mekân çalışmaları nedeniyle koyu fon üzerinden renkler yakalamaya ve ortamın ışığına bağlı kalarak sahnesel, daha soluk renklerde işler ortaya koymuştu. İzlenimcilikte doğaya çıkan ressam gün ışığının ve elindeki malzemenin olanaklarıyla bol ışıklı, parıltılı, titreşimli, coşkulu resimleri tuvale dökebilmiştir. Monet’in resimlerine baktığımızda saydığımız özellikleri hemen fark edebiliriz. Diğer izlenimcilerde de benzer özellikler görülür.

Malzemelerini alıp doğaya çıkan ressam yeni bir özgürlük alanı elde etmiş oluyordu. Çerçeve içine aldığı doğa kesitini o andaki ışığın etkisine göre edindiği izlenimlerle tuvale yansıtırken fırça vuruşlarını da serbestçe kullanıyordu. Empresyonizm sanatçıya hem elini hem gözünü kullanmada geniş, özgür bir açılım sağlamıştır. Üstelik doğayla da haşır neşir olma edimini gerçekleştirir. Doğadaki renk cümbüşü ressamın paletine yansır. Sanatçı doğayı tuvaline yansıttıktan sonra bu doğa resimleri iç mekânlara da girmiş oluyordu. Daha çok sosyeteye, kiliseye, aristokrat kesime hitap eden klasik resim böylece yerini empresyonizme bırakmış oldu. Önceleri bu kesimlerin beğeni alanında kalan sergi salonları empresyonizmi tepkiyle karşılamış, onları sergi salonlarına sokmak istememiştir. Tabii hayatın akışı galip geldi ve empresyonist resimler halkın günlük yaşantısına da hitap ettiğinden hızla yayıldı. Geçiş dönemleri zordur, yadırganır, tepkiyle karşılanabilir. Ama zamanla bunlar aşıldı ve empresyonist resim, hayat anlayışı yerini buldu.

20. yüzyılın başlarına doğru Paul Cezanne post-empresyonist olarak daha farklı bir yol denedi. İzlenimcilikteki bol ışık bol renk yerine daha reçete edilmiş, ölçülü renkler kullanmaya başladı. Doğadaki görsel alanları soğuk ve nötr renkler kullanarak bütünleştirmeye çalıştı. Bunda da çok başarılı olmuştur. Resimleri incelenecek olursa koyu ve açık karşıtlıklarını çok iyi kullandığı, kimi zaman kontrastlarla, kimi zaman kenar çizgileriyle nesneleri ayırdığı görülür. Genellikle bina nesnelerinde kullandığı çizgisellikler onu kübizm denilen bir tarza yaklaştırır. Kübizm aslında derinlik çizgisinin yüzeye taşındığı ya da kaldırıldığı iki boyutlu bir tarzdır. Yani resim iki boyut üzerinden verilmek istenir. Cezanne uyguladığı tarzla modern resme geçişin yolunu açan önde gelen sanatçıdır. Tabii Cezanne derinlik çizgisini tamamen kaldırmamış, kısmen kullanmaya devam etmiştir. Ancak bu derinlik çizgisini kısarak daha bir sadeleşme yoluna gitmiştir. Kimi yerlerde tamamen kaldırdığı görülür. Örneğin “The Red Rock” 1895, adlı eserinde kayayı iki boyutlu, düz levha gibi işlemiştir. Yani kayayı düz bir renkle, girinti çıkıntı ve tonlamalar yapmadan ele almıştır. Bu da resimde nesnelerin sadeleştirilmesi demek oluyor. Bu tür detaylardan çıkılıp daha hızlı bir iş çıkarılması sağlanıyor, ancak renk ve düzen uyumunda yoğunlaşılıyor. Pek ara tonlar kullanmadan koyu ve açık arasında hızlı geçişler yapabiliyor. Mavi ve yeşil tonları çok iyi kullanıyor, siyah rengi de paletinden eksik etmeyerek kimi küçük yerlerde parlak beyazlarla ışık veriyor. Yani perspektifteki derinlik çizgisini kaldırırken renkte de derinlik anlamına gelen ara tonlamaları kısarak daha karşıt renklerle vurgu yapıyor. Ancak dediğim gibi renkte de fazla detaya kaçmadan soğuk ve nötr renkler üzerinden gitmeyi tercih ediyor ki benim de onun resimlerinden etkilendiğim, çekici bulduğum bir yanıdır. Diğer empresyonistlerin ışıltılı resimlerinin aksine siyahı, koyu renkleri karşıtlarıyla beraber iyi kullanmaktadır.

Henri Matisse ise tam anlamıyla renkçi bir sanatçıdır. O da derinlik çizgisini kaldırıp resmi iki boyuta indirmiştir ama Cezanne’nın aksine ölçülü renk kullanmaz. Son derece bol, parlak, çeşitli renkler kullanır. Bir de figürlerde belirgin konturlar kullanmayı seçer. Farklı, keskin renkleri yan yana kullanırken rengin tonlamalarına gitmez, hatta blok halinde kullanır. Bu açıdan Cezanne’la aralarında önemli fark vardır. Cezanne renkleri ölçülü, üsluplu bir mantıkta kullanmaktadır. Matisse ise her rengi karşıtlıklarıyla kullanmayı tercih eder. Modellerin bulunduğu kumaş yüzeylere de kabaca konturlu motifler yerleştirmektedir.

Van Gogh da izlenimciliğin önemli sanatçılarındandır. Onun fırça kullanma tekniği eğrisel ve düz renk çubukları halinde seyretmekte, resme hareket unsuru katmaktadır. Bu yönüyle puantilizm tekniğine yaklaşmaktaysa da daha farklı, kendine özgü bir yol izlemiş olmaktadır. Onun sanatını özgün kılan ve yeni bir anlayışın ortaya çıkmasını sağlayan bir özellik taşır.

Picasso doğrudan tam iki boyutlu, kübik formlar uygulayarak hızlı, grafiksel resimler ortaya çıkarmıştır. Derinlik çizgisini kaldırmış ya da enleme boylama yaymıştır. Resim blok renk ve konturlara indirilmiştir. Yani bir karikatürde de yapılabilecek şeyleri yapmıştır. Derinlik problemini daha önceki sanatçılar zaten çözmüştü. Picasso’nun yeni olarak getirdiği bir şey yoktur. Piyasalaşan, manipüle edilen işler kolayca popülerleşebilir, dikkat çekici hale gelebilir. Sanat piyasasındaki spekülasyonlar bu açıdan ayrı bir konudur. Edebiyatta da popülizme benzer şeyler olabilmektedir. Birinci yeni dendiğinde Orhan Veli’den başkası akla gelmez, grubun diğer şairleri bilinmez. Popülerleştirme, basit ulaşımlar kitle belleğinde daha kolay yer bulur.
Sanatın birçok dalında popülerleştirme, manipülasyon çoğu zaman görülen bir şeydir. Resim okuma, algılama, sanata yaklaşımda yüzeysel olan işler kültürel biçimlenmeye bağlı olarak kitlelerin ilgisini kolayca çekilebilir, çünkü kolay yoldan duyguları okşar. İlkesiz, yüzeysel, hafif şeyler rahatça ilgi çekebilir. Ancak bunlar bir anda duygu ajite eden balonlar gibidir. O balon en sonunda patlar ve kaybolup gider. Sonuç olarak, resim sanatı göze hoş görünmenin yanında taşıdığı plastik değerler ve nasıl formüle edildiğiyle yakından ilgilidir. Bazen basit gibi görünen resimde plastik buluşu ve değeri taşıyan şey o resmi önemli kılar. Burada bir konunun, enstantanenin göze hoş görünen rastlantısal seçimiyle ortaya çıkan bir yansıma değil; plastik tarzın, buluşun, değerlerin kazanılmış ve işlenmiş olmasıdır. Bunun bilincinde olmak resim sanatından daha zevk almayı getirdiği gibi dünyaya bakışı da estetize edecek, zenginleştirecek bir şeydir. Yaşama ayrı bir olgunluk, değer, anlam katar. Bunlar yaşamın bütününe etki eden şeylerdir.

Fatih Oto

[button url=”https://www.besincisanat.com/category/fatih-oto/” target=”true” text=”Yazarın diğer yazıları için tıklayınız… ” class=”mavi” size=”small”]

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.