Mezar Taşları

/ 12 Mayıs 2022 / 30 views / yorumsuz
Mezar Taşları

İnsanoğlu doğar, gelişir, büyür ve ölür.
Bu gelişmeler arasında bir yaşam sürer.
Anılar, hatırlar biriktirir.
Mutluluklar, mutsuzluklar.
Doğumlar, ölümler.
Bazen daha bir aylıkken ölür.
Bazen bir asrı geride bırakarak.
Kimisi dünyayı gezerken ölür.
Kimisi doğduğu evden adım atmadan.
Yaşamın doğumdan sonra bilinen tek mutlak gerçeği ölümdür.

Doğumla ölüm arasında geçen zamana yaşam diyoruz bu zamanı nasıl ve nerede geçirdiğimiz tamamı ile bizim ellerimizde; ya da değil.
Çünkü inanışlar gereği kader insanın yaşamını belirler aslında bir rol modeldir ama önemli bir soru var.
Kader gerçekten var mıdır?
Yâda var edilmiş midir?
Bunlarla ilgili pek çok şey söylenebilir pek tabiki bunlar inanç meselesidir.
Fakat herkesin bildiği ve dillere pelesenk olmuş bir cümle vardır İbn Haldun’un kurduğu ” Coğrafya kaderdir” diye; işte gerçekte var olan tek kader belki de aslında coğrafyadır.
İyi ve kötü bir yaşamı belirleyen de odur.

Fakat bunların hepsini burada bırakmak istiyorum çünkü değinmek istediğim konu bunlardan çok uzakta.
Belki de çok yakında.
Hemen yanı başımızda.
Herkesin bildiği.
Ama bilmek istemediği.
Mezarlık
Evet herkes sevdiklerini orada bırakır.
Tıpkı bir gün sevdiklerimizin bizi oraya bırakacağı gibi.
Her bayram gidilir.
Fatihalar, Yasinler okunur.
Dualar edilir.
Ve mezar taşına uzun uzun bakılır.
Çoğu kez bir yüz belirir o taşta,
Bazen bir baş okşama bazende bir tokat
İnsanların eylemleri birer anıda başka bir şey değildir.
Her yaşamın muhteşem bir hikâyesi olur.
Yâ da olmaz.
Ama mezarlıktan geçenler sizin yaşamınızı nereden bilsin.
İşte burada devreye mezar taşları giriyor.
Zira son yüzyılda her ne kadar tek tip mezar taşları süre gelsede tarih boyunca medeniyetler çoğu kez geride sadece bu taşların kalacağını bildiğinden medeniyetlerinin büyüklüğünü bunlara işlemiş.
İşte bakınız Mısır;

Mısır’daki mezarlar genel olarak çok büyük lahitler olarak karşımıza çıkıyor ve bu lahitler kişinin yaşamını temsil ediyor. Kişinin makamın büyüklüğüne göre de lahitin büyüklüğü değişiyor. Aynı Lahitlere birde o dönemin yaşamı da işleniyor.
Çok uzaklara gitmeye de gerek yok. Türkiye sınırları içinde hemen hemen her şehirde bulunan Osmanlı mezarlarına bakmak yetecektir. Büyük ihtişamlı mermerden yapılmış ve mezarda yatanın yaşamını temsil eden figürlerle, yazılarla donatılmıştır.

Bakınız Dünya’nın sayılı açık hava müzelerinden bir tanesi sayılan Ahlat Selçuklu Mezarlığı her bir mezar taşı yaklaşık 2 ila 3 metre uzunluğunda 50 ila 70 cm genişliğinde üstünde bu ebedî hayattan göçüp gitmiş kişinin hayatta iken yaptıkları ve yaşayışının yazılı olduğu adetta bir kitabe gibi duran bu dev mezar taşları bizlere sadece o kişi hakkında bilgiler vermiyor.
O dönemde ki toplum yaşayış tarzını, gündelik hayatlarını, giyimlerini, askeri durumlarını ve hatta yemek kültürlerini veriyor. Pek çok tarihçide bu mezar taşlarından yüzyıllar önce yaşamış toplumları inceliyor. O toplumun o dönem ki makamları ve yönetimleri hakkında bilgi sahibi oluyor.
Peki bundan bir kaç yüz sonra bizim mezar taşlarımızı bulan yeni bir uygarlık bizim hakkımızda neler bilecek.
Ben size söyleyeyim; D.T ve Ö.T ve Ruhumuza Fatiha.

Mert Mutlu

Benzer Konular
Yangın Var
Mülkiyet Kavramı Üzerine