Metin Ve Angeli /7 – Soğuk Savaş

/ 1 Ekim 2021 / 119 views / yorumsuz
Metin Ve Angeli /7 – Soğuk Savaş

Yorulmuşum dün. Öğlene kadar tembellik ediyorum. Televizyonda da musiki denk geliyor, keyfime diyecek yok. Kalkıyorum bir ara lavaboya, aynada herifin biri bana bakıyor. Ulan tipe bak diyorum. Aklıma düğün geliyor. Hemen hazırlanıp Şamdan Rıfat’ın berber salonuna gidiyorum. Tam genç bir çocuk oturacak, vuruyor ensesine tokadı. Kaldırıyor çocuğu. ‘‘Bırak ilişme delikanlıya benim vaktim var.’’ Ama delikanlı bozuk atıp çıkıyor dükkândan. Ulan Rıfat bunca yıldır nasıl işlettin sen burayı diyorum içimden. Dükkân Anadolu rock konsepti. Cem Karaca, Erkin Koray, Barış Manço, Kurtalan, Moğallar poster poster üstüne. Geçiyorum dönen koltuğa Rıfat başlıyor işçiliğe. Yıllardır tıraş ettiğinden bir şey söylemeye de gerek yok. Babası da tanınmış berberlerden di. Altın makas Kadri, sahi ölmüş müydü? Bu adam… Neyse. Hafif ısınma turları, ara da bir koluma taciz. Başlıyor mahallenin havadislerini anlatmaya. Kimin karısı kiminle, kimin kızı nerede, oğlu bilmem kimle. Falan derken. ‘‘Rıfat senin çırak ne oldu?’’ diyorum. Anlatacak yeni konu açılınca spiker gibi boğazını temizleyip giriyor konuya hevesli hevesli. ‘‘Senin haberin yok mu?’’ Sanki ben bütün gün mahallede haber kovalıyorum, savaş muhabiri gibi. ‘‘Yok, ne oldu?’’ ‘‘Bizim çırağın abisi, babasını öldürdü.’’ ‘‘Yapma yav.’’ ‘‘Onlar mahalleye taşınalı üç yıl oldu. Adam işinde gücünde, karısı biraz…’’ Susuyor. Kulağıma fısıldar gibi. ‘‘Yok yav.’’ ‘‘Öyle işte Metin abi.’’ ‘‘Sen nereden duydun bunları?’’ ‘‘Demlik Fuat anlattı. Sahilde görmüş el ele. Zaten Ali kapattı dükkânı. Kadın da aldı Murat’ı, yok ortalıkta.’’ Bu iş midemi bulandırıyor. Bizim Suat yok yere yatacak gibi içeride. ‘‘Sakalları da keseyim mi? Metin amca.’’ ‘‘Kim kimi kesmiş?’’ Kafam bir dağılıyor. Ne dediğimi ben bile bilmiyorum. Şamdan Rıfat patlatıyor kahkayı. ‘‘Sakalları diyorum, Metin amca.’’ ‘‘Kes tabi Rıfat neden oturduk ya önüne.’’ Ulan diyorum, ben bu işin peşini bırakmam. Rıfat, ‘‘Sıhhatler olsun Metin amcam.’’ ‘‘Sağ ol Rıfat. Kaç milyon borcum.” ” 10 ver yeter.’’ Siftah parasıdır deyip 15 atıyorum tezgâhın altına. ‘‘Kesene bereket. Metin amca.’’ Kahvecinin çırağı Ali, kahveyi getiriyor dışarıya. Yakıyorum bir sigara, tutuyorum Ali’nin kolundan. ‘‘Buyur. Metin amca.’’ ‘‘Sen bu kırtasiyecinin nereye taşındığını biliyor musun?’’ ‘‘Valla Metin amca, birkaç gün önce telefonla konuşurken yanımdan geçti. Kastamonu falan bir şeyler söylüyordu ama.’’ ‘‘Tamam. Ali sağ ol oğlum.’’ ‘‘Metin amca bir şey soracağım. Suat babasını öldürmüş diyorlar. Ama ben inanmadım.’’ ‘‘Neden?’’ ‘‘Suat benden iki yaş küçük ama kafa bizle yaşıttı. Hep babasını sevdiğini, onunla hafta sonları Galata’ya balık tutmaya gittiğini söylerdi. Annesi onu çok döverdi ama bir kez olsun hakkında kötü söz söylemedi.’’ ‘‘Anladım, Ali. Sağ ol evlat.’’ İçiyorum kahvemi bir deniz havasına ihtiyacım var deyip kalkıyorum. Bir minibüs, bir üst geçit, geliyorum Üsküdar sahiline. Bank boş, atıyorum sefil bedenimi üstüne. Annem geliyor aklıma, zavallı kadın. Ne bir resmi var; ne de bir anısı aklımda. Üstümde başımda ondan kalma bir cimcik arıyorum saf saf, o da yok. Kokusu nasıldı acaba. Babamda çok ketum adamdı, hiç konuşmaz sevmez, sürekli bir düzen içinde boğardı kendini de beni de rahmetli. Bir çocuk geçiyor önümden, elinde mendil ayağında terlik üstü başı kirli. -Soğuk be çocuk. Az ileride bankın soluna ilişiyor, sanki soğuğu kesecekmiş gibi. Gözlerinde deniz, denizde feribot akıyor hayat olması gerektiği gibi. Ne şanssız çocuklar var bu hayatta diyorum. Kendi derdim düşüyor gözümün kapaklarından çiğdem kabuğu taşıyan karıncanın üstüne. Pes etmiyor hergele, tekrar alıyor kabuğu bu sefer daha dik tutuyor. Telefonu alıyorum elime müşkülpesent Kadriye’nin oğlunu arayacağım, kart yok. Aklıma geliyor diğer pantolonda, oda evde. Kalkıyorum, eve varasıya akşam oluyor. Balkona ufak bir uykuluk meze kuruyorum. Aklıma düğün geliyor. Apar topar kalkıp üç mahalle öteye bir gidişim var. 60 yaş olimpik ödülleri toplar bu bacaklar. Mahalle sessiz. Üst mahalleye gidiyorum. Kimsecikler yok. Zaten seste yok. Yorulunca karşı parka az dinlenmek için geçiyorum. Gece kuşları, biracılar, şarapçılar, kaçamağa çıkanlar ve yıldızlar. Manzaranın en güzel tarafı onlar. Sonra birden aklıma geliyor. -Ulan düğün dündü. Eşekçi İsmail’in cenazeyi, gazlı Necmi karıştırınca bende günleri karıştırdım. Neyse diyorum alırım ben Seyfi’nin gönlünü. Tam kalkacağım, aklıma Suat düşüyor. Kafamı çeviriyorum mendilci çocuk geçiyor. Evin yolunda artık tutamıyorum şiirim kaçıyor.
28.09.2021


SOĞUK SAVAŞ

Minicik elleri üşümüş, oysaki, Bakırköy çocuğu belli.
Sorsalar Bostancı’da işin ne diye, orası neresi diyecek besbelli.
Kaldırmış masmavi gözlerini dikmiş, Marmara’nın üstünden geçen feribota bakıyor,
Aklında ne de sıcaktır içi şimdi.
Geçiyor önünden, anne zoruyla giydirilmiş akranı, elinde balonuyla.
Aklına balon değil elbisesi takılıyor, gülüyor içinden çocuk.
Televizyonda gördüğü büyüklerin astronot dedikleri kişi gibi diyor.
Daha da bir yanaşıyor bankın bacaklarına sanki kesecekmiş gibi lodosu.
Üst geçitten geliyor sabah mağdurları, arkalarından koşan hayat telaşı ve spora çıkmış abileri.
Anlamıyor neden koştuklarını bu işte çok para var herhalde diyor çocuk.
Önünden geçerken hayalleri.
Oysa onu anlatan insanlar televizyonda ağlarken.
Onun da içi parçalanıyor, ama kimse fark etmiyor bankın solundaki yaşamı,
Soğuk savaşı.


11.02.2016

Şiir, ‘Lafügüzaf ‘ adlı eserimden alıntıdır…

Fatih Cihat Köksal

Benzer Konular
Sognatore İnsanlar
Ses / Yakup Yaşar