Metin Ve Angeli /4 – Merhaba

/ 28 Eylül 2021 / 22 views / yorumsuz
Metin Ve Angeli /4 – Merhaba

Cemile’nin eline sağlık, valla bu kızı alan delikanlı 100 kilo olur. Yine kendi kedime espri yapmaya başladım. Yahu iyice deliliğim arttı benim. Bulaşıklar birikmesin diye bu sefer makinaya koyuyorum. Dolaptan rakıyı ‘‘Aslan sütü gibi, hahaha.’’ alıp bardağa ölçülü koyuyorum. Atatürk gibi seviyorum ben susuz. Geçiyorum tekli koltuğa televizyonda tırı vırı şeyler haberler başlayasıya biraz seni hayal ediyorum. Üçlü koltuğun üstünde oturmuş bakışıyoruz birbirimize. Dokunmadan sevmek, yıllardır yaptığımız gibi. Alışkanlık işte. Kokun geliyor burnuma o şimdilerde beyaz olan saçlarının sarı olduğu zamanlardaki kokusu. Hırçın gençliğimizin üstümüzde bıraktığı hergele hayatlar. Hey yavrum hey. Büyük ada sokaklarında koşturup paytonları bile geçtiğimiz yıllar. Babamın kulağımdan tutup bizi ayırdığı zamanlar. Neyse kötüyü düşünmeyelim. İşte burası bizim evimiz, yıllardır seni bu tekli koltukta bekliyorum. Böyle hayalinle her gece oturup istisnasız sohbet ediyorum. Korkma canım kimse bilmiyor. Zaten Cemile’den başkasıyla da konuşmuyorum. Cemile bizim temizlikçi kız yahu. Hemende kıskanıp büzme dudaklarını. Ah Angeli ben sana ne diyeyim. Kapım çalıyor. Tozu dumana katıyor hayaletin, gerçek dünyanın acımasız sahte hayatına geri dönüyorum. ‘‘Kim o.’’ ‘‘Benim Metin amca.’’ ‘‘Sen kimsin oğlum, senin adın yok mu?’’ ‘‘Suat.’’ Ulan bu çocuk nereden öğrenmiş evi. Açıyorum kapıyı aman Allah’ım üstü başı yara bere. ‘‘Oğlum ne oldu sana Suat.’’ ‘‘İçeri gelebilir miyim?’’ Gözlerinde bir korku var. Sanırsın çocuğu timsah kovalamış. -Ulan yine bir gülme geldi. Öksürükle attım gitti. ‘‘Gel bakalım hayta. Geç içeri bende sana hemşirelik edeyim.’’ ‘‘Boş ver Metin amca. Ben alışkınım geçer kendiliğinden.’’ ‘‘Otur bakalım şuraya ne oldu anlat?’’ Gözleri benim kütüphaneye kayıyor. Akıllı çocuk belli. Gözleri kütüphanede, aklı yaşadığı yerde, ağzı bende cevap veriyor. ‘‘Metin amca kusura bakma ben seni rahatsız ettim. Ben kalkayım.’’ ‘‘Dur bakalım evlat. Misafirliğin kısası makbuldür diyorsun ama o iş öyle değil (kısas) yani karşılığı. Neyse benim lügatlığım tuttu. Ne içersin bakalım.’’ ‘‘Kalkayım ben Metin amca.’’ ‘‘İyi sen bilirsin. Konuşmak istersen anlat dinlerim.’’ Poposunun yarısı koltukta yarısı boşlukta öyle far görmüş tavşan gibi kalıyor. Anlatacak ama bir şeyler ya engel ya da onu korkutuyor. Eee deneyim, hemen giriyorum lafa. ‘‘Aramızda kalır merak etme erkek erkeğe konuşur birazda içeriz. Ama sana meyve suyu veririm.’’ Gülüyor eşek sıpası. Tam yerleşiyor koltuğa. ‘‘Heh şöyle be evlat eğreti gelin gibi oturuyordun az önce. Limonata da var. Pasta da keseyim sana.’’ ‘‘Yardım etseydim.’’ ‘‘Eh gel hadi o zaman beraber hazırlayalım.’’ Dolaptan pastayı çıkarıyorum. Oda limonatayı dolduruyor kendine. Dönüyoruz salona sehpayı ayarlıyor, üstüne cenazeye çiçek bırakır gibi dikkatli tabağıyla, bardağını koyuyor. Sonra dönüyor tekrar kitaplığa. ‘‘Sever misin?’’ Yüzü kızarıyor hemen. ‘‘Bir keresinde çok sevmiştim birini.’’ ‘‘Ooo evlat seninle işimiz çok, gözün işte aklın oynaşta.’’ Gülüyorum. Daha da utanıyor. ‘‘Kitapları’’ diyorum. Geveliyor falan hemen düzeltiyor. ‘‘Çok severim Metin amca.’’ ‘‘Aferin evlat. Çok oku bırakma okulu sakın. Kitapları yala yut. Kitaplar gidemediğin, göremedin diyarların ulaşım aracıdır. Sende o aracı kullanan kahraman. İşte bir kitabı okurken böyle düşünürsen, o kitaptan zevk alırsın. Yine çenem düştü. Sen anlat bakalım.’’ Dalgın, kafası başka yerde. Gözleri bakıyor ama görmüyor. Ruhu bile burada değil. Kapı birden alacaklı gibi çalmaya başlıyor. Suat korkudan kanepenin köşesine siniyor zavallı. ‘‘Kim o.’’ ‘‘Polis.’’ Açıyorum kapıyı. ‘‘Buyurun polis bey.’’ ‘‘Metin Bey değil mi?’’ ‘‘Evet.’’ ‘‘Suat Gülsüz isimli 15 ila 16 yaşlarında bir çocuğu arıyoruz.’’ ‘‘Ne yapmış ki bu küçük çocuk.’’ ‘‘Cinayet.’’ Polise elimle içeride işareti yapıyorum. Ama aklım bir türlü Suat’ın böyle bir şey yapabileceğine inanmıyor. ‘‘Kimi öldürmüş.’’ Derken Suat elleri kelepçeli yanımdan geçiyor. ‘‘Durun.’’ Diyorum. Mutfaktan biraz kâğıt havlu koparıp dudağının kenarında kalan pastayı silip. Kafasını okşuyorum. ‘‘Sizde bizimle gelin Metin Bey.’’ ‘‘Yarın uğrarım geç oldu saat.’’ ‘‘Yarın mutlaka gelin. İsterseniz sizi aldıralım.’’ ‘‘Gerek yok, o tarafta işim vardı zaten ben kendim gelirim. Kimi öldürmüş bu oğlan.’’ Kulaklarımda yankılanıyor cevap ve bütün gece oturup şiirimle bunu düşünüyorum. ‘‘Babasını’’… DEVAM EDECEK.
25.09.2021

MERHABA

Ağlamaklı bir huzursuzluk çöktü şehre, ışığın içinde kaybolmuş tüm bedenlere
Bir güneş bekliyordu kumsallarda çocuklar ve günbatımına uydurma masallar
Deniz kızları vardı hayallerimde bir de yeşil tepelerde semaverle bekleyen dostlar
Ne güzel izlenir ufukta kaybolan hayatlar, sessiz ve sağanak akan yaşlar.
Benimki her eylül kaybedilen özlemlere aynalar tutmak,
Bakma sen bana.
Şaraba banıyor dertlerimi, mutlulukla savaşan asi gözlerin
Keyfi, kedere değişmek benimki,
Kopan papatya yapraklarını sığ sularda yüzdürmek gibi
Mayıs geldi mi, çıkar şu görkemli dağlara deli bedenim
Kar tanelerinin arasında kardelenler ararım
Tüm yaşanmamış hayatlarımla birlikte hepsini balkon saksılarına alırım.
Düşler yağdırırım geceleri üstlerine, cırcır böceklerinin şarkılarıyla
Kaktüslerime isim veririm,
En değerlimin adı sevda mesela
Soy ismi dünya,
Çocuk gözlerinin içindeki buğulu yarınlara
Gülümseyen bulutlara,
Bırakırım kendimi derin sulara
Mavilikler işler içime benim dalga dalga
O karanlık ve ışığı olmayan tüm ruhlara
Merhaba,
Merhaba.

Fatih Cihat Köksal