Metin Ve Angeli/2 – Yüzyıllık Yalnızlık

/ 25 Eylül 2021 / 24 views / yorumsuz
Metin Ve Angeli/2 – Yüzyıllık Yalnızlık

Banyoda sigara içmeyi bırakmalıyım, her şeyin kokusu birbirine karışıyor. Tarçın kokulu sabun hariç o sen gibi kokmaya devam ediyor. Salona uyku üstü bir sigara yakmaya gidiyorum. Gözüme Orhan ilişiyor Pamuk gibi tutup alıyorum sehpadan, yallah rafa kaç kere okudum kim bilir? Televizyonda birbirine ateş eden adamlar var. Ama gözlerim bir süre sonra onları değil seni görmeye başlıyor. Katarak iyice acıtana kadar göz kırpmadan sana bakıyorum. Külü tabla yerine halıya düşürünce irkiliyorum, yorulmuşum eskiden olsa gece yarısına kadar orada burada sürterdim. Pencereyi kapıyor, bulaşıklara vebalı gibi bakıp televizyonun fişini çekiyorum. Benim soğuk yatağım, baş ucu lambam ve her zaman okumaya üşendiğim bir kitap, bu sefer bayağı uzatmışım arayı, bir parmak toz var üstünde. Yarın Cemile’yi arayayım da temizliğe gelsin. İyi geceler yalnızlığım.
Sabah erken zannettiğim saat çoktan öğlene yaklaşmış. Perdeler çekili kalınca ihtiyar kafa uyanamamış. Yalnızlık yetmezmiş gibi bir de akşamcı kafası. Mutfakta birileri sevişmiş sanki tezgâh darmadağın. İçinden temize yakın bir çatal bir de tabak alıp, az peynir 5 zeytin bir de pırasa oturuyorum kahvaltıya. Yahu ne pis adamım ben. Gülüyorum kendi kendime. Sanki Cemile yerinde bulamazsa kızacakmış gibi aldığım yere bırakıyorum kirlileri. Camı da açıyorum ki, zavallı Cemile ölmesin buralarda. Alemim valla. Neyse Allahtan üstüme başıma dikkat ederim. Prostatım olmasa donuma da dikkat edeceğim. Bak yine gülmeye başladım. Sahi ya bugün pazar var. Ne alaka olum diyor içimden biri. Sus işte deliliğim diye bastırırken bir bakmışım apartmanın önündeyim. Anahtar cebimde mi diye panik oluyorum. Şıkırtısını duyana kadar tabi. Hadi bakalım pazara. Çocuklar top atıyor ama topa vuracak bacak kalmamış. Neyse artistlik yapmaya lüzum yok, atıyorum yavaşça. Arkamda tezahürat Metinn amcaa. Hergeleler çikolatacı keraneciler, nasılda işlerini biliyorlar. Üç sokak öteye varana kadar iki berber bir de kebapçıda dinleniyorum. Yahu ne oluyor bana günden güne. Pazara gireceğimde, girdin mi çıkamamaktan korkuyorum artık. Bir gürültü bir gürültü aman Allahım herkes bağırıyor. Para üstü uzatandan, para ödeyenine kadar. Evde mi otursaydım Cemile hallederdi. Sahi ya aramadım ki ben bu kadını. Tuşları da görmüyor artık gözlerim. İki çalışta açıyor her zamanki gibi çünkü bazen cebimde yanlışlıkla arıyorum Cemileyi. Arama kayıtlarımda bile bir tek Cemile var. ‘‘Efendim Metin amca.’’ Cıvıl cıvıl sesi her zamanki gibi. ‘‘Kız ben sana bir şey söyleyecektim unuttum.’’ ‘‘Tamam ben anladım anahtar var bende. Pazarda yapayım sana.’’ ‘‘Yok yapma ben pazardayım. Sen sadece apartmandan yukarı bana yardım edersin.’’ ‘‘Tamam Metin amca. Ben geçiyorum size.’’ Biraz pasaklı ama iyi bir kız Cemile. ‘‘Tamam kızım.’’ Kapatıyor ve curcunanın içine dalıyorum. Kafasında donla tezgâh üstünde satıcılar. İkizlere takke diye bağıran bıyıklı adamlar. Annesini çekiştiren çocuklar, kaçmaya çalışan tavuklar ve genç kızlar. Poşetler doluyor cepler boşalıyor. Garip insan sanki hayata çalışmak ve yemek yemek için geliyor. Pazarın çıkışında Raif’le Saduman’a denk geliyorum, marula bir buçuk lira verdi diye kocasının başını ütülüyor. Gözükmeden kaçmaya çalışırken zavallı Raif beni görüp muhabbeti değiştirmek için yanıma yaklaşıyor. Saduman durur mu? O da peşinden yamacıma, suratında alaycı bir gülümseme ayakkabılarımdan saçıma kadar şöyle bir bakıyor gözlerini devire devire. Gözün çıksın Saduman karısı. Selamlaşma faslı geçilip pazar pahalılığından konu açılıp kapanıyor. Ayak üstü muhabbetten kaçmanın yollarını ararken aklıma ‘‘Yumurta almayı unuttum. Şu az ileride Fehmi olacak yumurta Fehmi bir bakayım ona.’’ Diyorum. Aferin olum sana Metin. Daha iki adım atıyorum Saduman başlıyor arkamdan konuşmaya. Yahu dur be kadın biraz uzaklaşayım. Raif susturmaya çalışıyor ama Saduman karısı overlok makinası gibi maşallah. Zavallı Raif. Fehmi yumurtaları bombacı gibi paketleyip uzatıyor. ‘‘Çift sarılı Metin abi bunlar.’’ Bir de göz kırpıyor. Yumurta Fehmi. Kalabalıktan çıkıp karşı parka atıyorum kendimi. Gelen geçen tipsiz insanlara bakıyorum. Her zaman olduğu gibi geliyor yine. Karşı yolun bankına oturup kuşlara yem atmaya başlıyor bense şiirimi tutamıyor ve kaçırıyorum.

YÜZYILLIK YALNIZLIK

Yüz yıllık bir yalnızlık, soğuk bir yorgandan sıyrılıyor bedenim
Kargalar karşı asfaltın ağaçlarında sohbet halinde
Bir trafik ki mahşerden farksız
Boğazımda akşamdan kalma düğüm düğüm bir acı
Parkın banklarında oturuyor kalbimin ilacı
Her sabah 09:12 kuşlara yem atma sanatı
Tüm tuvaller onu resmediyor haberi yok ne acı
Balkonun masasına bir kupa bırakıyor ellerim
Soğuyana kadar onu gözlüyor gözlerim
Şu lodos olmasa sevdiğim
Kokunu taşır belki hasretle beklediğim saatlerin
Bir cesaret gitsem yanına
Sarsam belini kavrasam yarına
Canıma can, yarama merhem.
Sürsen yüzünü yalnızlığıma
Sessiz gidişlerinin ve sana olan hasretimin adını ansam kulaklarına
Bir göz yaşı bir tebessüm
Atsan siyah saçlarını ömrümün geri kalanına
Neredeydin desen bunca yıldır
Bu yüzyıllık yalnızlıkta.

Fatih Cihat Köksal