Melek Koç yazdı: Kadın Yazar Olmak

ANLATI

Melek Koç yazdı: Kadın Yazar Olmak
Yayınlanma: Güncelleme: 1.855 views

Farkındayım, yazarlığa cinsiyetçi bir yaklaşım gibi oldu başlık, ama değinmek istediğim konu bu değil. Artık günümüzde böyle bir ayrımcılık, eril bakış açısı da kalmadı sayılır. “Sayılır” diyorum, örneğin cinsellik gibi konulara değinen  kadın yazarlarımız hâlâ dozu yüksek eleştiriler almakta. İlginç olan da, bu eleştirilerin çoğu hemcinslerinin tarafından yapılması…

Konumuza dönersek, Feridun Andaç’ın dediği gibi “Yazıyorsanız, yazıya adanmış bir ömrünüz varsa, size evliliği hiç önermem!” Sevgili yazarımız bu sözü genel anlamda söylese de  özellikle kadınlar için daha çok geçerli. Dışarıda çalışsın ya da ev kadını olsun hiç fark etmiyor, ama çalışanlar için daha da zor tabii. Onların işlerini bir kenara bırakıp, oturup yazı yazma lüksleri yok. Zira yazmak zaman gerektirir. Aile bireylerinin desteğini gerektirir. Oysa  ev işleri, çocukların bakımı, kocanın istekleri hep ön plandadır.

Örneğin, bir roman yazıyorsunuz, ama bir yerlerde takılıp kaldınız. Günlerdir tek satır gelmiyor aklınıza. Birden kafanızın içinden cümleler akmaya başlıyor… ama siz o anda yemek yapmaktasınız!  Eğer ocağı kapatıp masaya oturabiliyorsanız mesele yok. Çünkü bu işin sonrası olmuyor. O anda yazdınız yazdınız, sonra o cümleleri asla kuramazsınız. Yazarların yanında daima bir not defteri bulundurmalarının bir nedeni de budur.
O cümleyi/cümleleri anında yazabilmektir bütün olay.

Diyelim ki, uzun zamandır tek bir cümle arıyorsunuz. Bir başlangıç yapacaksınız, olmuyor bir türlü. Bir gece başınızı yastığa koyduğunuzda aradığınız sözcükler zihninizde birer birer ortaya çıkıyor. Hemen kalkıp yazmaya başlıyorsunuz sevinç içinde. Yazdıkça devamı geliyor, bırakamıyorsunuz bir türlü.  Bu arada eşiniz yataktan sesleniyor, “Hadi bırak yazmayı, sabaha devam edersin!”
Sabaha…?
Çamaşır mı asıyorum, sabaha bırakacağım?
Ya yazmayı seçecek ve gereksiz bir gerginlik yaşamayı göze alacaksınız, ya da yatağa dönüp aklınıza gelenleri unutacaksınız… geçmiş olsun!
Zor iş vesselam.

Diyeceğim o ki, Kendine Ait Bir Oda’n da olsa, vaktin yoksa  hiç kıymeti yok! Ah, sevgili Virginia, her koca Stephan Woolf olamıyor…

Bir de kimsenin umurunda olmamak gibi can acıtıcı bir durum var ki daha da vahim. Okuyup yazmanın bir vakit geçirme , kendini oyalama aracı olarak görülmesi. Okey oynamakla eş değer tutulması mesela.  İnsana kendini değersiz, lüzumsuz hissettiriyor, psikolojik sorunlar yaşatıyor. Nilgün Marmara’nın intiharından  sonra eşiyle yapılan bir söyleşide, “Öyle bir kenarda pıtır pıtır  bir şeyler yazardı” diyor.
Bir şeyler yazardı!
En yakını şiir yazdığını bilmiyor…
Bu kadar ilgisizlik hassas ruhları derinden yaralıyor.
Uzağa gitmeye de gerek yok aslında. En yakınlarıma sorsanız, kaç kitabım olduğuna ve neler yazdığıma dair doğru yanıtı alamazsınız…

Özetlersek, yazmaya gönül vermiş olmanız, bu konuda kendi çapınızda çaba göstermeniz- eğer edebiyata ilgileri yoksa- hiç kimseyi ilgilendirmiyor. Aslında konu edebiyata ilgi duymaktan öte, size duyulan ilgi, yakınlık, umurunda olma durumu. Yakın çevrenizin yaptıklarınıza / yazdıklarınıza gösterdiği duruş…

Galiba yazmak da “Sevmek” gibi tek kişilik.
Karşılık beklememeyi öğreniyor insan.

Melek Koç

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.