Lüzumat

/ 24 Nisan 2022 / 20 views / yorumsuz
Lüzumat

Konu başlığından da anlaşılacağı üzere lüzumat; gereksinim duyulan, lazım olan anlamına gelen ve dilimize pek çok kelime gibi Arapça’dan girmiş bir kelimedir. Peki dilimize girmesinin lüzum’u varmıydı?
Öncelikle konumuz dil bilgisi olmadığı için çokta üstünde durmayacağım ama tıpkı verdiğim dil örneğindeki gibi ihtiyaç gibi duran ama ihtiyaç olmayan pek çok şey var hayatımızda ve bende bunlara değinmek istiyorum, ama konuya başlamadan önce de şunu belirtmek isterim ki her insanın/varlığın düşüncelerine/duygularına çok büyük saygı duyarım ve asla ama asla kimin ne aldığı ya da nasıl yaptığı hakkında kesinlikle karışmak istemem.

Konuma dönersek

Öncelikle bu yazıyı yazmamın ana etmen nedenlerinden bir tanesi de zamanın değişen sanat ve ihtiyaç görüşünün değişmesidir. Bunla beraber kültrün israf üzerindeki konularına değinmek istiyorum.

Şimdi bu konu hakkında elle alabileceğim pek çok konu var ama ben önceliğimi bir ev’in içinde bulunan bir zamanlar ihtiyaç olan fakat zamanla işlevini yitiren bazılarının da aslında ihtiyaç olmayan fakat gelişen modern toplumların reklamlar ile bize empoze ederek evlerimize soktuğu ürünler olacak.
Pek tabiki bu ürünleri kullanmayan bir çok hane var. Benimde bahsetmek isteğim modern kapitalistlerin orta ve üst gelir seviyesine bu sana seviye atlatır dediği şeyler.

Anadolu insanı minimalist yaşar ama bunun nedeni minimalist yapısı/düşüncesi değil alım gücüdür. Alım gücü az biraz da olsa artan Anadolu insanı hemen ilk iş seviye atlayıp orta seviye bir halk olmak için aslında hiç gereksinim duymadığı ama sadece parası olduğu için harcama yaptığı ürünler. Aldığı hiç bir eşyayı Anadoluda yaşadığı dönemde belki asla kapısından bile sokmayacak olanlarda aslında onlar.
Şimdi işin en başına dönelim;
Özelikle sanayi devrimi sonrası dünya düzeni çok hızlı bir şekilde değişti. Devrimle beraber sanayi ürünleri daha hızlı ve daha kaliteli bir hâle geldi ama bu hız ve kalite sadece parası olan içindi. Devrim’in büyük bir değişikliği’de toplumsal statüler üzerin oldu fakir ve yoksul hak sadece temel yaşamı için patronların bir nevi kölesi olurken, patronlar ve parası olanlar yoksulların bu şekilde çalışmasını onların kaderine bağlıyordu orta sınıf her ne kadar her söyleminde alt sınıfın yanında olduğunu söylese de yaptıklarıyla bununla çeliştiğini göstermiştir.
Yıllarca ezilen alt sınıf ezildiği esnada sınıf atlaması hâlinde alt sınıfın yanında olacağını söylese de sınıf atladığında alt sınıfı ezen en büyük kısım olur. Çünkü içinde alt sınıftan kalma kin/nefret vardır ve bunu küsar.

Benimde elle alacağım kısım alt sınıftan yükselenler ve orta sınıfta bulunduğu hâlde alt sınıftan gelenlere ben üst sınıfım demek için sidik yarıştıranlar.

Bildiğimiz üzere evlerimiz her geçen gün küçülüyor bunun nedeni insanın kırsaldan kaçıp metropol hayatı yaşamasıdır. Bugün milyonlara ev sahipliği yapan ve küçük yüz bir yüzölçümüne sahip metropolerde yerden tasaruf edebilmek için evlerin metrekareleri küçültülüyor. Bir çok metropolde sistem bu şekilde işlemektedir bu konu bizi ülkemizde de son yıllarda kendisini bize dayatmaktadır. Evlemiz küçülüyor ama fiyatları artıyor. Evlerimiz küçülüyor ama eşyalarımız artıyor.

Bizim bu küçük evlerde bu kadar eşyaya gerçekten ihtiyacımız var mı?
Bu eşyalar olmasada olur mu?

Evet olmasada olur.
Tıpkı tv’lerdeki reklam gibi olmasa da olur. Bugün bir metropol evine misafirliğe giderseniz sakın yerinizden kalkmayın zira k**ınız sağda solda bulunan adına dekor denen ama hiç bir estetiği olmadığı hâlde yüzlerce hatta binlerce lira etiketi olan lüzumsuz maddelere çarpacaktır.

Özelikle de oturma odasında bulunan yemek masası
Evet metropolde olmazsa olmaz denilen o masa
Aslında bir zamanlar sadece saraylarda veya zengin ailelerde bulunan ve genel olarak ta çok şık el işlemeleri/emeği ile yapılan kendi döneminin mimari sanatlarından etkilenmiş ağır ahşap masalar
Artık saraylar (yersen) yok yada şöyle demek daha doğru herkes evini saray yapmaya çalışıyor (herkes kral/kraliçe nede olsa) ama unuttukları şey onların yarattıkları sarayların genelde en büyüğünün 2+1 75 metrekare olması.
Eee öyle kral/kraliçeye böyle saray

Biliyorum kızıyorsunuz insanın kendi evi sarayıdır diyorsunuz
Öyle değil ikimizde biliyoruz!

Ama insanın içindeki o kibir yok mu o kibir. Anadolu insanı yer sofrasında yemek yer/yerdi Anadoludaki evler metropol evlerinin neredeyse iki katı ama yerde yemek hem bir kültür hemde masanın evde büyük bir yer kapladığını bilirler.

Anadolu’dan kopup gelen insanlarımız ilk başlarda büyük şehirde boğulurlar canları sıkılır fakat zaman geçtikçe alışmaya başlarlar buda onları bir büyük şehir insanı yapmaya başlar. Bu bir evrilme sürecidir. Bu süreçte evin içindeki eşya sayısı artmaya başlar. Genelde Anadolu’daki akraba ilişkileri sıkı olduğu için ilk başlarda sık sık birbirlerine gidip gelirler ve bu arada bir birlerinden etkilenmeye başlarlar. Bu etkilerden bir taneside o küçük odaya en büyük en pahalı masayı almak büyük dediğime bakmayın 4 kişi geldi mi misafirliğe kesinlikle sığmazlar.
Estetiğinden bahsetmiyorum bile çünkü 2 parça suntadan veya mdf’den yapılan o masaların nasıl bir estetiği olabilir ki.
Bu yüzden şunu demek isterim ki bugün evlerinizde bulunan masalar aslında bir zarurîyat ama genede en iyisi bizde olsun istiyoruz.
Yarın atın masayı bakın bakalım eksikliğini hissedecek misiniz?
Odanız ne kadar ferah bir alana sahip olacak.

Konuya masa ile başladığım için hiç sapmadan devam etmek istiyorum, şimdide çiftlerin evlenirken aldıkları 100 parça tabak/bıçak setlerinden bahsedeceğim. Nedense 2 kişi evlenirken neden 100 parçalık bir sete ihtiyaç duyar hiç bir zaman anlayamacağım zira son yıllarda bu konu büyük bir endüstri/sanayi hamlesini başlatmış ve her TV kanalında en iyisi olduğunu söyleyen ( hiç bir diş fırçasının ulaşamayacağı yere ulaşan diş fırçası misali) reklamlar donatılmıştır. Bundan yüz yıl önce kerpiç bir tabakta ma ailenin yemek yediğini düşündüğümüz zaman bugün bunların aslında ihtiyaç değil sadece bize empoze edilen bir durum olduğu ortadadır. Özelikle bu 100 parça setin içine dahil edilmeyen ve her üç ayda bir yenilenmesi gerekiyormuş hissi veren birde kahvaltı takımı vardır. İşin ilginç tarafı bunlar sadece hafta sonları bulundukları sandıktan gün yüzüne tıpkı bir mumyanın değerli hazineleri gibi çıkar. Ve her ne hikmetse ömrü en kısa olanda o’dur. Hal böyleyken bir fabrikatör sadece sizin kibir ve gösteriş yarışınızda servetine servet katarken sabah uyandığında belkide ilk evlendiği zamandan kalma bir tabakta eşiyle beraber kahvaltı yaparken gazetesini okur ve siz alt gelir seviyesine acır.

Yemek masası ile ilgili pek çok şey vardır aslında.
Söylemek istediğim iki kişilik bir aile için masa olmasada olur. yüz parça tabak, bıçak ve bardak seti olmasa da olur. sade bir masa ve bir kaç parça tabak seti yeter. Paranız fazlamı kaldı hiç dert etmeyin akşam evinde ne pisirecegini düşünen bir anneye akşam masaya koyması için yemek yardımı yapın işte o zaman yemek masanız bir ziyafet masasına dönüşür.

Şimdi gözümü duvarda asılı olan ama artık tık tak sesinden ibaret duvar saatine çevirmek istiyorum diyeceksiniz ki ne alaka bende sizlere diyeceğim ki duvar saatleri artık bir ihtiyaç değil çünkü hiç birimiz kafamızı telefonlardan ve tabletlerden kaldırmadığımız için aslında duvarda asılı duran saate artık hiç bir ihtiyaç yoktur. Ama kültürel bir yapımıdır yoksa bir alışkanlık mı bilinmez o duvarda o saat her zaman var olmalıdır zamana meydan okurcasına.
Fakat son bir kaç yıldır büyük bir estetiğe dönüşen bu ev eşyası aslında artık zamanı değil ev sahibinin sanata bakışını ve cebindeki parayı göstermektedir. Özellikle de artık bir çok evde bulunan ve ev sahibinin daha eve girer girmez hangi takımı tuttuğu yada hangi siyasi görüşü desteklediğini gösteren bir materyal haline gelmiştir. Peki neden bu saatlere bu kadar para harcıyoruz zamanımızı satıp kazandığımız parayı neden zamanı ölçmek için icat edilen ama artık zamana yenilen bu materyale harcıyoruz. Duvarınıza en ucuzundan düz bir saat asın paranız mı kaldı onuda SMA hastası birisine bağışlayın ve inanın bana işte o zaman, zamanı satın almış olacaksınız.

Evdeki mobilyalardan bahsedeceğim oturduğum cekyattan göz ucuyla hepsini süzüp duracağım bu da mı lüzumsuz dediğinizi duyar gibiyim, tabiki lüzumsuz demeyeceğim ama atalarımızdan kalma bir argo bir söz vardır hani “Padişah bile olsan oturacağın yer mabadındır.” Diye işte değinmek istediğim yerde burası padişah olmadığınız hâlde bir padişah serveti ödeyip aldığınız bu mobilyalarda uyurken vicdanız mı rahat yoksa mabadınız mı?

Konuyu uzattıkça uzatabilirim sadece günümüz de bir evde bile o kadar çok israf ve lüzumsuzluk var ki konuşmak/yazmak için kelimeler yetersiz dil çaresiz. Peki ama neden bu kadar israfı gördüğümüz hâlde buna dur demiyoruz. Her gün gazetelerde/tv’ler yoksuluğu görüp evde bırakın tabak setini yapacak yemeği olmayanlara açıyoruz. Onların sade duvar saatleri vardır mesela ama onların duvar saatleri zamanı göstermek için değil duvardaki deliği kapatmak içindir. Ve asla mobilyaları olmaz.
Biz neden fakirliği güzelleriz?
Kültürel bir sorun mu?
Kibir mi?
Kapitalistlerin oyunu mu?
Yoksa insan sınıfsal bir hayvan mı?
Son soruyu sormadım, o’na inandım!!!

Mert Mutlu

Benzer Konular
Yangın Var
Mülkiyet Kavramı Üzerine