Köhne Malikaneden Sesler

/ 28 Mart 2022 / 112 views / yorumsuz
Köhne Malikaneden Sesler

Deliğinden çıkıverdi gümüş böceği, “Aman be!” diyerek. Örümceği uykusundan uyandırmıştı. Homurdanarak tavanın köşesinde yer etmiş ağlarından bakındı. “Ne oldu gene parke gıcırtısı seni!” Gümüş böceği bezgince cevap verdi. “Ooff of canım çok sıkılıyor. Yıllardır kimse taşınmıyor bu lanet olasıca malikâneye. Kendimi gösterip kaçıveriyordum ne güzel. Bir o yana bir bu yana koşuşturup deliğime geri saklanıyordum. Uyandırdım seni galiba.” Örümcek alaya aldı yine böcekcağızı. “Sen ne işe yararsın? Ahh ah şimdi oraya yakın olacaktım. Nasıl da içini çekecektim senin, kıytırık böcek bozuntusu.” Ardından patlattı kahkahayı. Böcekçik sitem etti etrafında döne döne “Yıllardır üşenmedin benimle alay etmekten değil mi?” Ağların ağası şaşırmış numarası yaparak “Sen olmasan ben ne yapardım bilemiyorum,” dedi eski bir dosta seslenircesine.

Yıllar önce ölmüş ama gömülmemiş olan piyanonun üzerindeki tozlu parmak izi, örümcek ve böcekçiği dinlermiş meğer. “Ah siz yok musunuz siz, kafam şişti, yeter artık, her gün aynı terane. Ne zaman anlayacaksınız, insanlar terk etti burayı. Hele bakın bana, duydunuz mu benden yıllardır herhangi bir tını. Konuşturmayın beni, gelirsem oraya görürsünüz zirzoplar.” Örümcek gözlerini yana çevirip geveleyerek “Konuştu yine toz yumağı,” dedi. Böcekçik ona katıldı, “İster konuşuruz ister susarız sana ne?” Birdenbire duvarların içinden rutubet haykırdı, “Pıtırcıklar, ne yapıyorsunuz?” Sesi biraz yüksek çıkınca böcekçik ürkerek “Ayy ödüm koptu, bir sen eksiktin,” dedi.

İnsanların terk ettiği yerlere nadiren geri döndüğünü çoktan anlayan pencere puslanmış gözleriyle dışarıyı görmek için didindikten sonra vazgeçmiş bir hâlde içeriye bakarak “Artık dışarıyı bile göremiyorum. Gözlerim çok bozuldu. Neler oluyor acaba dışarıda, ağaçlar gülümsedi mi yapraklarıyla, mevsim güzelleşti mi sokak sokak,” diye yakındı. Tam o sırada paldır küldür merdivenlerden yuvarlandı duvardan kopan taş “Ahh çok acıdı. Ben burada parça parça eksiliyorum ve kimsenin umurunda değil. Yazıklar olsun!” Böcekçik, örümcek ve iz gerçekten de umursamamış görünüyorlardı. “Cık cık cık, çok aptal bu doğrusu,” diyen örümceğe cevap veren olmadı. “Oh olsun sana!” diyerek taşa yüklendi iz. “Sadece sen mi eksiliyorsun, peki ya biz, biz ne hâldeyiz sen biliyor musun?” Onlar kendi aralarında konuşadursun pencere gözlerini belertti. Kapının önünde bir çocuk peyda olmuştu. Belli ki yaklaşırken görememişti onu yaşlı gözleri.

Çocuk kapıyı açmaya yeltense de hüsrana uğradı. Kapıya yakın bir ağaçtan “Hug guk guk,” sesi yükseldi. Yarısı kurumuş otlar yaylanarak mırıldandı ıssızlığı. Çocuk, tıngır mıngır geldiği yere döndü. Pencere “Keşke girebilseydi içeri, neden izin vermedin?” diye kapıya sitem etti. Kapı tıkırdar tıkırdamaz evin içinde bir yerlerden rüzgâr çanları şıngırdadı. “Aa, ne yapsaydım yahu? Hâlimize bakın, öldüğünün farkında olmayan ölüleriz. Hâlâ boş bir umut bekliyorsunuz birilerinin taşınacağını. Hem o çocuğu içeri alsaydım bize zarar vermeyeceği ne malumdu?” Şöyle bir düşününce “Haklısın,” dedi pencere. Örümcek kendini konuşmaktan geri alamadı, “Doğrusunu isterseniz böcekçiği ezse hiç fena olmazdı,” diye kıkırdadı. Böcekçik “Belki de senin ağlarını koparırdı, ne dersin ha!” diyerek dert yandığı sırada tüm odalardan gümbürtüler yankılandı. Ardından töhmet altında bırakan bir sessizlik zuhur etti. Malikâne dile gelerek “Acım salkım saçak, ruhum yitip gitmiş, geriye benden sadece hatıralar kalmış. Onlar da unutulmaya yüz tutmuş. Yeterince karşı koydum, artık dayanamaz oldum,” diye kendine acıdıktan hemen sonra zangırdamaya başladı. Toz toz dökülüyordu, gitgide küçülüyordu. Böcekçik deliğine kaçtı, devrilen eşyalar deliği kapadı. Örümceğin ağları yırtıldı, örümcek zar zor kendini duvara atsa da duvar üzerine yıkıldı. İz, toz duman arasında silindi. Rutubet kuruyup kayboldu. Pencere yüreği gibi paramparça oldu. Kapı ortadan ikiye yarılarak yere düştü. Odalardan yılgın yeller esip geçti. Taş taş üstüne bindi. Eşyalar feryat figan çöken zeminde yutuldu. Eğri büğrü malikâne içine göçtü. Geriye sadece süprüntüleri kaldı. Her varlığın terk edildikten sonraki hazin sonu bu değil miydi? Er ya da geç yok olup gideceğiz. Kimimizin gidişi duyulur, kimimizin gidişi sessizlikte kaybolur. Hayat yavaş yavaş çürümemizi izliyor. Sonra toz olup gitmemizi bekliyor. Birçoğumuz buna yapayalnız yakalanıyoruz. Kimin umurunda ki!

Çocuk olan biteni şaşkınlıkla izlemiş ve arkadaşlarına anlatmak için fırlayıp gitmişti. Ev çökerken yükselen böğürtü seslerini duyup gelmiş olan birkaç insan ürkünç manzarayı seyrediyordu. “Ah zavallı çocuk az önce kapının önündeydi. İyi ki başına bir şey gelmedi,” diye kendi aralarında konuştular. Sonra biri “Bu malikâneyi yıkacaklardı zaten. Yıllardır kimse oturmazdı. Çok da değerli bir araziye sahip. Kısa sürede buraya yeni bir ev yaparlarsa hiç şaşırmam,” dedi. Ardından hayatın sıradan gidişatları hakkında hummalı bir şekilde konuşmaya devam ettiler. Çöküntüye bir kez daha bakıp nasıl olsa birileri yaşanan olaydan haberdar olmuştur, gerekli yerleri ararlar, onlar da gelip bakar diye düşünerek hiçbir zahmete girmeden arkalarını dönüp gittiler.

Uğur Ünen

Benzer Konular
Tekrar Arama
Sabah Kahvesi