Karnıyarık

/ 21 Ekim 2021 / 88 views / yorumsuz
Karnıyarık

Her akşam olduğu gibi sofraya birlikte oturdular. Akşam işten gelir gelmez duşunu alıp pijamalarını giyen Yavuz sofrada kendisini bekleyen oğlu Ferhat ve eşi Ebru’yu çok bekletmeden yerini aldı. Kenarda duran sürahiden bir bardağa su doldurup içti. Önündeki somun ekmeği üçe bölüp aralarında pay etti. Hep birlikte yemeye başladılar. Bir müddet süren sessizliğin gözüne çatal soktu Ferhat:
Ferhat: Neden her akşam aynı yemeği yiyoruz baba!
Ebru: Oğlum!
Yavuz: Dur hanım! Dur! Haklı çocuk! Bak oğlum! Biliyorsun ki ben hamallık yaparak para kazanıyorum. Sürekli çalıştığım bir işim yok. Yani her ay aldığım düzenli maaşım yok. İş olursa çalışıyorum.
Ebru: Akşama kadar ne yükler taşıyor baban. Haberin var mı?
Yavuz: Hanım! Tamam…
Ebru: Gece sen uyurken sırtının sızısından uykusu kaçıyor babanın. Merhem sürüp ovuyorum sürekli. Anca uyuyor. Soframıza helal lokma geliyor işte ne güzel. Kimseye muhtaç değiliz.
Ferhat: Tamam anne! Bir şey demedim… Sordum sadece… Bugün öğlen top oynarken Anıl “Biz her akşam farklı yemek yiyoz. Bu akşam yemeğe karnıyarık yapacak annem! dedi de… Yanında utandım sormaya… “İyi” dedim geçtim… Karnı Yarık patatesle mi yapılıyor?
Ebru: Oğlummm!
Yavuz: Dur hanım! Kızma çocuğa! Bu benim sorumluluğum. Benim açıklama yapmam lazım. Karnıyarık patatesle yapılan bir yemek değil oğlum. Patlıcanın ortasını yarıp içerisine kıyma koyuyorlar. Sonra da fırına atıyorlar… Aslında annen gibi sana kızabilirim. Fakat yapmayacağım. Neden peki?
Ferhat: Neden?
Yavuz: Çünkü senin yaşındayken aynı soruyu ben de sordum babama? O zaman terslemişti. Üzülmüştüm. Sonra yıllar geçti aradan o sorunun cevabını kendim yaşayarak öğrendim. Babama hak verdim. Daha doğrusu kızmasına hak vermedim; ama onun bizi kimseye muhtaç etmemek için mücadele ettiğini anladım. Onun bu çabasına hak verdim ve büyük hayranlık duydum. Sen de büyüdüğünde belki bugün utandığın babanla gurur duyacaksın. “Bizi kimseye el açtırtmadı. Sırtında yük taşıdı. Soframıza helal lokma getirdi!” diye anlatacaksın…
Ferhat: Özür dilerim! Kızmanız için demedim. Merak ettim işte.
Yavuz: Ben çocukken ne yapıyordum biliyor musun? Her akşam başka yemek yemişim gibi hayal kuruyordum. Sofradan kalktıktan sonra karnım doyunca az önce en sevdiğim yemeklerden yemişim gibi yapıyordum. İnsan doyunca her hayali kurabilir. Zaten hangi yemeği yersen ye aynı sonla bitiyor: Doyuyorsun. Sonra da canın bir şey çekmiyor.
Az önceki iç burkan havayı izole eden gülüşlerle baktılar birbirlerine. O esnada ne hikmetse TV’de duygusal müzik eşliğinde dini sohbetler eden bir hocanın şu sözleri yankılandı kulaklarında: “Komşusu açken tok yatan bizden değildir!” Çocuğun babası bir şey diyecek oldu… Vazgeçti… Dilinin ucuna gelen acı soslu sözcükleri çiğneyip yuttu… ‘Tövbe tövbe’ dercesine başını sallayıp yemeğin suyuna ekmeğini bandı… Babasının bu haline anlam veremeyen Ferhat ona seslendi:
Ferhat: Baba…
Yavuz: Yarın eğer iş gelirse kazandığım parayla malzemeleri alacağım. Annen güzel bir karnıyarık yapsın… (Oğluna) Kimden hangi yemek ismi duyarsan bana söyleyeceksin tamam mı? Annen hepsinin annesinden daha güzel yemek yapar…
Ebru: (Hafif tebessüm ederek) Abartma Bey!
Yavuz: Bey ne kız! Aşkım diyeceksin!
Aniden attığı içten kahkahadan ötürü sofradakileri de gülme tuttu.
Gece oğlu uyumak için yer yatağına uzandığında babası da yanı başına uzandı.
Ferhat: Sırtın ağrıyor mu baba?
Yavuz: Niye ki?
Ferhat: Hakkını ödeyemem… Hakkını helal et…
Yavuz: Ne hakkı oğlum ya! (Dudaklarını başına dayadı. Saçını koklayıp öptü). Senin babanım ben. Neden hakkımı helal etmiyim! Hiçbir baba, evladının yanmasını istemez ki! Anneler de öyle… Hatta onlar daha merhametli… Bakma annenin kızdığına… Ben üzerine bir titriyorsam o yüz titriyor…
Babasına sarılıp başını göğsüne dayadı.
Ferhat: Baba!
Yavuz: Efendim!
Ferhat: Akşam yemekte televizyonda bir hoca vardı ya ona bakıp niye surat astın? “Komşusu açken tok yatan bizden değildir!” dediği için mi kızdın?
Yavuz: Söylediği cümleye kızmadım. Zaten bu söz Peygamber Efendimizin sözü… Ben sözü ağzına sakız yapana… Müzik eşliğinde konser verir gibi dini anlatmasına kızdım. Bu topraklarda yaşayan yoksullara böyle hadisleri ve ayetleri anlatıp kazandığı parayla kendisine villalar alıp otel zincirleri kurmasına kızdım… Bak oğlum! Sen sen ol dinini, değerlerini TV’deki şovmenlerden öğrenmeye kalkma. Okula gidiyorsun. Aç kitapları kendin oku. Anlayarak oku… Dini anlatarak para kazananlardan öğrenmeye kalkarsan onların işine geldiği kadarını öğrenirsin. Öyle uyuştururlar ki seni “‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir!’ diye söylüyorsun, bu topraklarda aç yatan açlıktan ölen bir sürü insan varken sen neden lüks içinde yaşıyorsun?” diye sormak aklına gelmez… Daha neleri neleri var… Bir çocuğun muhabbet kuşu öldü diye ona taziye ziyaretinde bulunan peygamberin dinini ne hale getirdiler! “Savaşta dahi kadınlara, çocuklara ve ağaçlara dokunmayın!” diye emir veren peygamberin dinini kimler temsil eder oldu! İnsanları dinden soğuttular… Neyse! Sana böyle konuşuyorum… Pek anlamıyorsundur; ama ileride bugün aklına geldiğinde ne demek istediğimi anlayacaksın…
Ferhat: Sen de her şeyi ileride anlayacaksın diyorsun baba ya…
Yavuz: (Şaka yapar ses tonuyla) Sus bakayım eşek sıpası!
Ferhat: Annem sana hiç “aşkım” demiyor mu?
İstemsizce gülmeye başladı adam. Gülerken sürdürdü konuşmasını:
Yavuz: Diyor tabi… Yalnızken neler neler diyor… Senin yanında utanıyor… Ayıpmış… Ne ayıbı ya! Aşkın ayıbı mı olur! Şimdi uyu bakalım! Allah rahatlık versin.
Ferhat: Sana da baba!
Birbirlerine sarılıp gözlerini yumdular. Tam uyuyacakken çocuğun annesi geldi. Bir köşede onları dinliyormuş. Oğlunun boşta kalan tarafına uzandı. Boynuna içten bir öpücük kondurdu. Oğlunun “Özür dilerim anne!” cümlesini duyar duymaz eliyle hafifçe ağzına vurdu. Az önceki konuşmaya atfen biraz yüksek sesle “Uyu hadi aşkımmm uyu!” dedi. Akşamki sofradan doymadan kalktığına işaret eden hafif bir guruldama sesi bu cümlenin söylendiği esnada çıkan sese kurban gitti… Uyudular…

Yakup Yaşar

Yakup Yaşar <br>Dr. Öğretim Üyesi
Yakup Yaşar
Dr. Öğretim Üyesi

İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü | 
Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Edebiyat Fakültesi / KARAMAN