Kapıların Gölgesindeki Kadınlar / Erinç Büyükaşık

ÖYKÜ

Kapıların Gölgesindeki Kadınlar / Erinç Büyükaşık
Yayınlanma: Güncelleme: 408 views

Hacer – Mutfaktaki Sessiz Direniş
Mutfak soğuk bir taş oda gibi. Duvarlarda yer yer dökülmüş boyaların arasından rutubet izleri akıyor. Küf kokusu sinmiş havaya. Pencerenin ince camı dışarıdaki gri dünyanın solgun bir yansımasını içeriye taşıyor.

Hacer sabahın alacakaranlığında gözlerini açıyor. Göğsünde ağır bir taş var; nefesini daraltan soluğunu kesen. Korku karanlığında büyüyen bir ur gibi.
Bir gün… Bir gün her şey dağılacak. Her şey.

Zihninde yankılanan bu cümle her adımını izliyor. Yatağın kenarına oturduğunda ayakları buz gibi zemine değiyor. İçindeki korkunun soğuğu kemiklerine kadar işliyor.

Yeterince güçlü olsaydım bu korkuyu hissetmezdim. Ama ben güçsüzüm. Hep güçsüzüm. Annelik böyle mi olur? Kendi çocuğunu açlıkla terbiye eden bir anne… Sanki bir zebaniyim. Kötü bir kadın. Şu karanlıkta her şey daha da korkunç. Elif’in masumiyeti bile. Bir çocuğun açlığını dindiremeyen bir kadın… Nasıl olur da güçlü hissedebilir ki?

Mutfaktaki dolabı açtığında gözleri karanlık bir çukura bakıyor. Dolap yoksulluğun soğuk mezarı. Sessizliğin uğultusu midesindeki açlığı bastırıyor. Ekmek kırıntılarını Elif’in avucuna bırakırken elleri titriyor.

Onu aç bırakıyorum. Açlıkla terbiye ediyorum. Annelik böyle mi olur? Ya bu açlık onu da boğarsa? Korkuyu ona da bulaştırırsam?

Şekerli ekmek ağzında acı bir metal tadı bırakıyor. Açlık yalnızca midesini değil ruhunu da kemiriyor.

Belki de bu dolap benim içimdeki boşluğun ta kendisi. Doymayan bir karanlık… O karanlık benim. O karanlık benim. Korku beni yutuyor. Elif’i de yutacak. Kapıyı sıkıca kapatmazsam…

Kapıya doğru yürüyor. Parmakları titriyor. Kilidi tekrar tekrar kontrol ediyor. Mandalı zorluyor. O kapının kapalı olduğundan emin olmalı. Çünkü o kapı dış dünyanın acımasızlığını hayatını yok eden yoksulluğu dışarıda tutan tek şey.

Bu kapı kırılırsa her şey biter. İçimdeki korku dışarı çıkar. Dışarıdaki kötülük içeri girer. Beni yutar. Elif’i yutar. Her şeyi yutar. Hayır. Bu kapı asla açılmamalı. Hep kilitli kalmalı. Karanlık bile içeri girmemeli.

Aslı – Fabrikadaki Sessiz İsyan
Fabrika binası paslı metal ve soğuk beton kokusuyla dolu. Makinaların hırıltısı havayı keskin bir titreşimle dolduruyor. Havadaki yağ kokusu solunum yollarını yakarken ışık hep cılız ve kirli. Pencere diye adlandırılan açıklıklardan giren gün ışığı içeride daha da karanlıklaşıyor.

Fabrikanın devasa kapısı üzerine devrilecek bir kaya gibi. Kapının ardına geçmek kendini yitirmek demek.

Bu kapıdan geçince ben olmuyorum. Olsam da… Kimim? Ben burada bir hiçim. Kimse değilim. İnsan değilim. Burada makine olmam gerekiyor. Duyguları olmayan bedeni yalnızca işleve hizmet eden bir mekanik yaratık. Onlar beni böyle görmek istiyor. Ya ben? Ben ne istiyorum? Sesimi çıkarmak mı? Konuşmak mı? Güçlü olmak mı?

Omuzları çökmüş yüzü makinelerin soğukluğuna karışıyor. Kaygı adımlarını yavaşlatıyor. Her gün yeniden o kapının ardında kayboluyor.

Makinesinin başına geçtiğinde elleri harekete geçiyor. Mekanikleşen parmakları kumaşların üzerinde birer gölge gibi dolaşıyor. Sessizlik burada bir güvenlik değil bir tehdit.

Konuşmak yasak. Ses çıkarmak tehlikeli. Her söz işini kaybetmek demek. Kaygı burada sessizliktir. Sesimi çıkarsam patronun ayak sesleri o kadar güçlü duyulmaz. Beni duyamaz. Kaygım sesimi boğuyor. Her gün biraz daha kayboluyorum. Hatalarım birikiyor. Her dikişte kendimi unutuyorum.

Makinenin sesi zihnindeki gürültüyü bastırmıyor. Kaygı damarlarında dolaşan bir hastalık gibi. Ellerinin titremesini saklamaya çalışıyor. Burada her şey mekanik. Ben de bir makine olmalıyım. Duygusuz hatasız. Sadece çalışmalı ve susmalıyım. Kaygının sesi sessizliktir. Ama bu sessizlik de beni boğuyor. Çığlıklar sessizlikten doğar. Sessizlik en keskin çığlık.

Ezgi – Yeraltındaki Özgürlük
Yeraltı geçitleri soğuk taşlarla örülü karanlık bir labirent gibi. Nem kokusu burun deliklerine kadar doluyor. Duvarlardan sızan su damlaları sessizliği bozan tek ses. Burada her şey karanlık ama o karanlık Ezgi’ye huzur veriyor. Dışarının kalabalığından ve baskılarından saklandığı kendini bulduğu yer.

Yalnızlık burada bir güvenlik perdesi. Gürültüden kaçış. Sokakların cıvıltılı acımasızlığından insanların hoyrat yargılarından uzak.

Yalnızlık her zaman kötü değildir. Bazen insanı korur. Ben de kendimi bu karanlığa sığdırdım. Bu karanlık benim koruma kalkanım. Burada kimse beni duyamaz. Kimse beni bulamaz. Yankılarım var. Duvarlara kazıdığım seslerim. Kimse beni duymasa da ben kendimi duyuyorum. Kendimi yaratıyorum.

Ezgi’nin elleri titreyerek cebinden kalemini çıkarıyor. Paslı duvarın üzerine harfleri kazıyor. Çizdiği her kelime kendi sesini yaratma çabası. “Yankı” kelimesini yazarken kendi sesinin karanlıkta yankılandığını duyuyor. Belki de sadece sesimi duymak istiyorum. Çünkü dünya beni duymuyor. Kendi sesimi kendim yaratmalıyım. Belki de bu çizimler bir çıkış yolu. Belki de özgürlük bu karanlıktan doğar. Karanlığın içindeki sesim beni özgürlüğe götürebilir.

Gözlerini kapatıyor. Taşın soğukluğunu avuçlarında hissediyor. Duvarlara işlediği kelimeler kendi gerçekliğini yaratmaya çalışan bir direnişin sesi.

İnci – Aynadaki Yabancı
İnci’nin yaşadığı ev modern düzenli steril. Beyaz koltuklar cam sehpalar parfüm kokusu. Dışarıdan bakıldığında her şey yerli yerinde ama içerisi kaskatı bir yalnızlıkla dolu.

Geniş pencerelerden şehre bakan bu daire sanki hiçbir yere ait değil. Geceleri şehrin ışıkları pencerelere vuruyor ama ışık buraya ulaşmıyor. Sadece süslenmiş bir kafes gibi. İnci aynanın karşısına geçtiğinde kendine değil bir yabancıya bakıyor. Ayna hep aynı yüzü gösteriyor; süslenmiş maskelenmiş başkalarının biçimlendirdiği bir kadın.

Kimim ben? Bu yansıma benim mi? Yoksa bana giydirilen bir suret mi? Kadınlık yalnızca bir kelime mi? Hayır. Ben o kelime değilim. Aynadaki görüntü de değilim. Kendimi bulmam gerek. Kim olduğumu anlamam gerek. Bu kapı açıldığında belki de özgürlüğümü bulacağım.

Parmaklarını aynaya bastırıyor. Soğuk camın altında yatan o kimliği arıyor. Kendisini başkalarının biçimlendirdiği kimliklerin içinden çıkarıp bulmak istiyor. Bu aynayı kırarsam belki de gerçek beni bulurum. Belki de bu sureti parçalayıp kendimi yaratabilirim. Bu kapı yalnızca önümde değil içimde de bir kilit. Ve ben o kilidi kırmalıyım.

Şafak sökerken dört kadın aynı anda bir karar alıyor. Her biri kendi iç dünyalarının sınırlarını belirleyen o sembolik kapıya yöneliyor.

Kapılar onların korkularını sakladıkları yerlerdi. Ama aynı zamanda kendilerini bulabilecekleri tek çıkıştı. Her biri kendi yankısını dinlemeyi öğrendi.

Yankı kör karanlıkta sessizce özgürleşiyor şafak sökerken.

Erinç Büyükaşık

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.