J. P. Sartre / Duvar

/ 12 Kasım 2021 / 201 views / yorumsuz
J. P. Sartre / Duvar

Duvar Jean-Paul Sartre’nın 5 kısa öyküsünden oluşmuş hikâye kitabıdır. Kitap adını Duvar isimli öyküden alır. Sartre bu kitabı Olga Kosakiewicz’e ve öğrencisi Simone de Beauvoir’e adamıştır.

Varoluşçuluk’un babası sayılan Jean-Paul Sartre (1905-1980) Aydınlanma Çağından bu yana çağının tanığı ve bilinci (vicdanı) olabilmiş, edebiyata, felsefeye ve politikaya ilişkin görüşleriyle çağını etkilemiş, tartışmalara yol açmış ender bir yazar. Duvar’da yazarın beş öyküsü yer alıyor. Kitaba adını veren Duvar adlı öyküde, Frankocular tarafından ölüme mahkum edilen bir cumhuriyetçinin direncini yitirip bir arkadaşını ele verişi; Oda’da kocasının deliliğini paylaşmaya çalışan Eve’in çabaları, çağcıl Erostrates’te kalabalığın üzerine ateş ettikten sonra teslim olan Paul Hilbert’in gerçeküstücü eylemi; Gizlilik’te iktidarsız kocasını daha erkeksi biri için terk eden `soğuk’ bir kadının öyküsü ele alınıyor. Son öykü Bir Yöneticinin Çocukluğu’nda ise bir sanayi yöneticisi olmaya hazırlanan Lucien’in cinsel gelişimine koşut olarak düşünsel bunalımları işleniyor. Bunalımlar çağı olmak özelliğini sürdüren yirminci yüzyılı ve onun insanını tanımak için Duvar vazgeçilmez bir kitap. Felsefe ve Edebiyat ile ilgilenenlerin mutlaka okumasını önerdiğimiz bu kitaptan seçtiğimiz beş alıntıyı sizlerle paylaşıyoruz. Keyifli okumalar…

Duvar

”Kabuslarda olduğu gibi,” diyordu Tom; ”insan bazı şeyler düşünmek ister, hep böyle olduğunu bilir, anlamakta gecikmez ve sonra kayar gider, elimizden kaçar ve düşer. Kendi kendime, sonra hiçbir şey olmayacak artık, diyorum. Ama bunun ne demek olduğunu anlamıyorum. Hemen hemen buraya kadar ulaştığım anlar oldu… ama sonra ne oluyor, yeniden acıları, kurşunları, patlamaları düşünmeye başlıyorum. Ben maddeciyim, inan bana. Delirmiyorum. Ama sonu gelmeyen bir şey var. Cesedimi görüyorum; güç değil, ama kendi gözlerimle kendimi görüyorum. Düşünmeye başlamam gerekiyor… hiçbir şeyi görmeyeceğim, hiçbir şeyi işitmeyeceğimi ve dünyanın ötekiler için sürüp gideceğini düşünmeye başlamam gerekiyor. İnsan bunu düşünmek için yaratılmamıştır Pablo. İnan bana. Bazı şeyler bekleyerek uykusuz geçirdiğim bütün bir gecede bütün bunlara ulaştım. Ama bu aynı şey değil. Arkadan saldıracak bize. Pablo, biz de hazırlıksız olacağız.

s.24

Hiçbir şey yapmadı. Gözlerini kapalı tuttu ve yakıcı bir sevinç onu ürpertti: ”Ben de korkuyorum,” diye düşündü. Bütün yaşamsallığı gelip sağ yanına sığınmıştı. Gözlerini açmadan Pierre’e doğru eğildi. Küçücük bir çaba ona yetecek ve ilk kez bu dokunaklı dünyaya girecekti. ”Heykellerden korkuyorum,” diye düşündü. Bu şiddetli ve gözü kapalı bir kabullenme, bir dua idi. Kadın bütün gücüyle onların varlığına inanmak istiyordu. Sıkıntı sağ yanını kötürümleştiryordu. Bundan yeni bir duygu, bir dokunum çıkarmaya çalışıyordu. Kolunda, böğründe ve omzunda onların geçişini hissediyordu.

s.68

İnsanlara yukarıdan bakmak gerek. Işığı söndürüp pencereye geçiyordum. Yukarıdan birisinin onları gözleyeceğini akıllarına bile getirmiyorlardı. Önden görünüşlerine dikkat ederler, ama bütün gösterileri bir yetmişlik seyirciler için hesaplanmıştır. Zaten kim kalkar da bir melon şapkanın altıncı kattan görünüşünü düşünür? Omuzlarını ve kafalarını canlı renkler, göz alıcı kumaşlarla savunmayı bir yana koyarlar. İnsanoğlunun bu büyük düşmanıyla savaşmayı bilmezler: kuşbakışı görünüşle. Eğiliyordum ve gülmeye başlıyordum. O kadar gurur duydukları eşsiz, benzersiz şu ”ayakta olma durumu” neredeydi şimdi? kaldırıma yapışmış eziliyorlardı; yarı sürüngen iki uzun bacak omuzlarının altından çıkı çıkıveriyorlardı.

s.73

İyileşince yetim oyunu oynamayı adet edindi. Kestane ağacının altına, çimenliğin orta yerine oturuyordu, ellerini toprakla dolduruyor ve düşünüyordu: ”Bir yetim olurdum, adım Louis olurdu. Altı günden beri yemek yememiş olurdum.” Hizmetçi kadın Germaine, öğle yemeği için ona seslendi ve masada oyununa devam etti. Anne ve baba hiçbir şeyin farkında değillerdi. Onu bir yankesici yapmak isteyen hırsızlar tarafından alıp götürülmüştü. Öğle yemeğini yiyince kaçardı, gider onlara yemek verirdi. Az yemek yedi, az su içti, ”Koruyucu Meleğin Hanı”nda karnı acıkmış bir adamın ilk yemeğinin hafif olması gerektiğini okumuştu. Bu çok eğlenceliydi, çünkü herkes oyun oynuyordu. Baba ve anne, baba ve anne olma oyunu oynuyordu, çünkü yavrucuğu pek az yemek yemişti, baba gazete okumak ve zaman zaman Lucien’in önünde, ”Badabum, koca adam!” diyerek parmağını oynatma oyunu oynuyordu. Lucien’de oynuyordu, ama sonunu nasıl getireceğini artık pek iyi bilmiyordu. Yetim mi? Yoksa Lucien mi olmak? Sürahiye baktı. Suyun dibinde oynaşan kırmızı küçük bir ışık vardı ve kara kıllarıyla, büyük ve ışıklı sürahinin içindeki babasının eli olduğuna insan yemin ederdi. Lucien’de birdenbire sürahinin de sürahi olma oyunu oynadığı izlenimi uyandı.

s.137

O an için mutlu gibiydi. İstekle esnedi; bir güneş ışığı burun deliklerini kaşındırıyordu, burnunu kaşıdı ve güldü. Bu bir gülüş müydü? Ya da daha çok, salonun birkaç adım ötesinden, dışarıda bir yerde doğmuş ve gelip onun dudaklarında ölmüş bir küçük kıpırtı mıydı? Bütün bu yabancılar, anaforlarıyla, onların kollarını kaldırıp parmaklarını kıpırdatıp biraz dudaklarıyla oynayıp yumuşak bedenlerini sarsan karanlık ve ağır bir suda yüzüyorlardı.

s.217

J. P. Sartre

Ünlü Fransız yazar ve düşünür Jean Paul Sartre, 21 Haziran 1905’de Paris’de dünyaya gelmiştir. Felsefi içerikli romanlarının yanı sıra her yönüyle kendine özgü olarak geliştirdiği Varoluşçu felsefesiyle bilinmektedir. J.P. Sartre, bir anlatıcı, denemeci, romancı, filozof ve eylemci olarak yanlızca Fransız aydınlarının temsilcisi olarak kalmamış, özgün bir entellektüel tanımlamasının da temsilcisi olmuştur. Sartre, 1964 yılında kendisine verilen Nobel Edebiyat Ödülünü, yapıtlarına ve politik konumuna zarar vereceği düşüncesiyle geri çevirmiştir. 15 Nisan 1980 yılında Paris’te son nefesini veren Sartre, Montparnasse mezarlığında Simon De Bevauvoir ile aynı mezarı paylaşmaktır.

Benzer Konular