İntihar

/ 14 Şubat 2021 / 37 views / yorumsuz
İntihar

İnsan nasıl bir varlıktır? İnsan can çekişen, acı çeken bir varlık mıdır? Düşünen, konuşan, acıkan, susayan, plan yapan, canı çeken, İnsan canı çeken bir varlık mıdır?

Çekiliyorum… bilmediğim bir yere doğru. Önce aydınlık, sonra karanlık, sonra yine aydınlık. Karanlık… aydınlık… karanlık… aydınlık… Sonsuz kereler uzayıp gidiyor. Aydınlık ve karanlıklar içinde bedenim. Sürüklenme, kuşatılma. Çekiliyorum, sürtünme etkisi, kıvılcımlar, yanma. Yanıyor etim, kemiklerim esniyor. Gözlerim defalarca açılıp kapanıyor. Gözkapaklarımın ağırlığından kirpiklerim titriyor.

Hep tekrar eden durumlar, bu durumda bile yeterince canımı sıkıyor.Günlük yaşamdaki tekrarlar yine peşimde. İplerini dolayıp boynuma, hızlı gitmeme; ya da yoldan sapmama müsade bile etmiyor. Uykularımda bile rahat yok. Yataktan düşüşümün sayısını bile unuttum. Terlemeler, inlemeler, sıçrayış…

”Ne olur bir bardak su.” Bir kol uzanıyor yanımdan, avucunda bir bardak su. Kim bu kolun sahibi? Karım, annem… ”Bir önemi var mı diyor” kulağımın dibinde tiz bir ses. Ürperti, merak… Nefes nefese bir beden ve inip kalkan bir göğüs kafesinden ibaretim şuan. Ölürken de böyle mi olur insan, daha fazlasına nasıl katlanırım. Belirsizlik, merak ve tekrar eden korku. Kaygılı düşünceler, tüm vücudumu saran bir sarmaşık gibi. Her gün verdiğim bu savaş yıpratıyor beni.

Düşünceler, arayışlar… Daha önce deneyimlenmemiş bir şeyin canı çekilir mi? diye bir soru gönderiyorum boşluğa. Uzattığı bardağı boş olarak geri alan kolun sahibi nihayet dile geliyor.

-Ne gibi?

”İntihar gibi” diyorum, kısık bir sesle; ama herkes duyuyor. Tüm sokak, tüm şehir, ülke, dünya hatta ve hatta galakside dolaşıp bir sinyal olarak diğer tüm galaksilere ışık hızıyla ulaşıyor. Kararlılık, plan ve merak sarmalında öylece durup, ağırlaşan göz kapaklarıma yenik düşüyorum.

Karanlık gidiyor, kolun sahibi gidiyor, terleme, korku, kabus ve kaygı gidiyor. Sadece intihar fikri, beynimde bir yerlerde, sıkı sıkıya tutunmuşçasına kalıyordu. Davetsiz misafir penceremden sızıp odamı aydınlatıyor, şehrin gürültüsü önce odamda yankılanıp, sonra kulaklarımda yolculuğunu sonlandırıyordu. Askıda intihar düşüncesi. Ben hala yaşıyordum.

Geçmişte katıldığım bir cenaze merasimi geliyor aklıma. Toprakla insanın en aceleci dayanışması. Toprak yutuyordu bir ölüyü. Bereketli toprak… daha da bereketlenen toprak… Toprak kokusu, ölü kokusu, hepsi sinüslerimde sıkışıp kalıyor. Gözlerim, etrafımdaki canlı cansız her bir nesneyi okşuyor, rüzgar taşıdığı tüm kokuları vücuduma çarpıp uzaklaşıyordu. Toprak kokuyordum. Ve ölü, ve insan, ve nesneler…

İnsanlar… Kürekli insanlar, ağlayan insanlar, telaşlı insanlar; şaşıran, korkan, ürperen, sıkılan, bunalan, dövünen insanlar. Bir köşede, bir kol saatinin güneş ışığıyla buluşan camı parlıyor ve bir çift gözle buluşuyor. Gerilen bir yüz, hızlıca bir analiz, planlar, hesaplamalar, olasılıklar, sonuca varış ve tekrar toprakla dolan gözler. Herkes toprakla meşgul, toprak ölüyle. Ya ölü! O ne ile meşgul? Dile geliyor ölü, bir tek ben duyuyorum. Dile geliyor, toprağın bir sarmaşık gibi sardığı ölü ve ”gömülmek istemiyorum” diyor. Çırpınıyor, bağırıyor… ”Bırakın ve gidin, toprağın üzerinde sere serpe öylece uzanmak istiyorum.”

İnsanlar telaşlı. Acelecilik, görev, ayin, kutsallık…

__ Aman dikkat

__ Tamam, bende.

__ Tuttum ben.

__ Evet, indiriyoruz.

__ Dikkat!

__ Evet, biraz sola.

__ Tamam

__ Bırakıyoruz.

__ Bıraktım.

Hayır, bırakmayın çıkarın diyorum. Duruyor zaman, duruyor dünya, duruyor insanlar. Ve ölüler… Etrafımda, tüm mezar taşlarındaki isimlerin sahipleri öylece bakıyorlar bana. Korku, dehşet ve mezar taşları… ve ölüler…

Masamın üzerinde gözüme ilişen, ne olduğunu bilmediğim onlarca ilaç. Avuçlarımdan ağzıma tek bir hamle. Yutkunma… Geçen bir kaç dakika ve yerde sara nöbeti geçiren bir bedenin çırpınışları. Verilen son nefes ve merasim ve taziyeler ve insanlar ve kalabalıklar ve toprakla buluşma. Ya sonra! Ekilen bir çiçeğin özüyle buluşma mı; ya da, her bir parçamın toprağın altında farklı yerlere bir yolculuğu mu? ”Düşünme” diyor tiz bir ses. Ürperti, mide bulantısı ve hayali sonlandıran göz kapaklarının açılması. Vazgeçiş… Hayata dönüş.

Ama şimdilik…

Enver Karahan