İnsan Felsefesi

/ 8 Haziran 2022 / 48 views / yorumsuz

Antropoloji ve değerler felsefesinin sorunlu, açıkta kalan yanları bulunmakta. Değerler hayatın motive edici motoru olabilmekte midir, yoksa işin içinde başka şeyler de var mıdır?

İnsan Felsefesi

Önce felsefenin nasıl ortaya çıktığına bakalım. Doğayı açıklamada, uzay-mekan ilişkilerinin kurulmasında geometri en önemli işlevi görüyordu. İlkçağ filozofları doğa araştırmacısıydı. Felsefenin doğuşu İlkçağda Thales’le başlar. Geometride bulduğu formüllerle pratik işlerde de uygulanan birçok buluş gerçekleştirdi. Mitostan lojik aşamaya geçilmesiyle felsefe kendi yolunu bulmuş oluyordu. Özellikle geometri o dönemin hem pratik hem kuramsal uygulamaları için temel bir alan teşkil etmekteydi. Thales’in buluşları iki uygulamayı da birleştiriyordu. Örneğin denizdeki geminin karadan uzaklığının sahilden hesaplanması, piramit gibi yüksek yapıların yüksekliğinin yerden hesaplanmasıdır. Thales evren, insan ve yaşam hakkında felsefi görüşlerle insan felsefesinin de temellerini atmıştır diyebiliriz.

Bu dönemin filozoflarına doğa felsefecileri de denir. İşe doğanın tanınmasıyla başlanmıştır. Thales’in öğrencileri Anaksimenes, Anaksimandros ve bunun dışında Pisagor o dönemin filozoflarıydı. Pisagor da matematikçiydi, sayıları aşkın bir varlık kabul edip felsefeyi bir dünya görüşü haline getirecek okul kurdu. (Oto, Dünya Görüşü ve Yaşam Sanatı, 2019. Ustalar ve Çıraklar, 2021). Sofistlere kadar olan süreçte felsefi görüşler karşıtlıklarıyla, yoğunluğuyla birikim yaptı. Doğasal alan, uzay-zaman ilişkisi üzerine görüşler, paradokslar ortaya atıldı. Ustalar ve Çıraklar romanımdaki kimi tiyatral bölümlerde dünya algısını oluşturan kavramsal yaklaşımların nasıl ortaya çıktığı edebi havada verilir. Hava, su, toprak gibi temel elementlerin ontolojik araştırılması insanın dünyayı ve yerini anlamada önemli basamaklar oluşturmuştur.

Daha sonra insanın bu dünyadaki yerinin ve anlamının ne olduğu soruları gelmeye başladı. Dünya ve onun varlığı üzerine yeterince hipotezler kurulmuştu. Bu bilgilerin temelinde işaret ettiğimiz soru ortaya çıktı. Tabii bu sorunun ortaya çıkışında o dönemin sosyal ve ekonomik koşullarındaki değişiklikler de belirleyici olmuştur. Aşağıdan yükselen yeni sınıflar, savaşlar sonucu şehir devletlerin sınırlarının kalkması bilgi türüne yeni yaklaşımları getirdi. Artık sorgulanan insan olmuştu. Sofistler de böyle bir dönemin sonucunda ortaya çıktı.

Onlar insan-bilgi ilişkisini sorguladılar. İnsan nasıl bilgi edinir, edindiği bilgi ne kadar geçerlidir? İnsanın duyumlar yoluyla ampirik bilgi edinebileceği görüşünü getirdiler. Ampirik bilginin yanında fenomenalist yaklaşımı kabul ettiler. Fenomenal bilgi kişinin kendi algılarına bağlı olan bilgidir. Her kişi gördüğü şeyi algıladığı yönüyle bir bilgi sahibi olur. Bunlarla beraber ortaya rölativist anlayış çıktı. Yani bilgi kişinin duyum ve algılarına bağlı olarak değişir. Birinin hem duyumlarla hem fenomenal olarak edindiği bilgi onun kendi duyumlarına ve algısına bağlı olduğundan geçerli, sabit bir bilgi öngörülmez. Bu nedenle tümel, kalıcı, değişmeyen bilgi anlayışından uzaklaştılar. Ancak önemli tespitlerde de bulundular. Örneğin doğal (phusis) olanla nomos’a ait olan arasında ayrım yaptılar. Nomos insan eliyle, düşünceleriyle üretilen bir alandı. Doğa yasalarıyla nomos farklıydı. Doğanın yasaları adil, herkes için eşitti. Nomos yasaları ise sınıfların çıkarlarına göre düzenleniyordu. Doğanın yasaları değiştirilemez ama nomos’un yasaları değiştirilebilir önermesi aslında sağlam, kalıcı bilgidir. Onlar bilgiyi insana göre ölçmeye çalışmışlardır. Doğanın yasaları nomos’un dışında olduğundan bu ayrımı sabit tutmuşlardır.

Bazı sofistler dünya vatandaşlığını, herkesin eşit olduğunu ama nomos’un bu eşitliği bozduğunu, ırk ayrımının doğaya ait olmadığını, nomos’un ürünü olduğunu dile getirdiler. Kimi sofistler de tersi görüşler ileri sürmüştür.

Protagoras Tanrı konusunda “onu duyumlarımla anlayamam, anlayamadığım, dokunamadığım bir şeyin var olduğu hakkında da bir şey söyleyemem. Ayrıca insanın bu tür bir konuyu anlayabilmesi için ömrü o kadar uzun değil,” tarzında bir ifadeyle tanrıtanımazlığı ortaya koymuştu. “İnsan her şeyin ölçütüdür,” diyerek de uzun bir tartışmayı başlatmıştı.

Dönemin Atina’sı Protagoras’ın tanrıtanımazlığını mahkeme konusu edinerek mahkemeye çağırmıştır. Atina’nın, diğer şehirlere göre dinsel muhafazakârlığı daha fazladır. Protagoras bu durum üzerine Atina’dan ayrılmıştır. Anaksagoras da benzer şekilde mahkemeye çağrılınca o da şehri terk etmiştir. Ancak Sokrates onların yolunu izlemeyip teslim olunca idam edilmiştir. Aristo da benzer suçlamayla karşı karşıya kalınca Atina’dan ayrılmış. Yoksa idam silsilesine bir yenisi daha eklenebilirdi.

Din-devlet ilişkisinde çıkarcı, kültürel yönden zayıf kimselerin olduğu yönetimlerde kutsalları kullanmak bir araç olmuştur. Felsefeye, akla dayanan insani yönetimlerde ise felsefe, düşün ve toplumsal ilerleme de gelişir. O dönemin dini anlayışı panteizmdi, tanrı Zeus babaydı. Politik yönetim kültürel olarak zayıfsa, çıkarcı, kayırmacı sınıflara dayanıyorsa kutsalları silah gibi kullanmaktan çekinmez. Kutsallar iktidarı sürdürebilmek için en elverişli bir alet haline gelir. Kitlelerin bilinç düzeyi alacakaranlık bir frekansta bulunduğu zaman bu kutsalları kullanmak kolaylaşır. Işıklı bir bilinç düzeyini ise filozoflar temsil eder. Onlar toplumun bilinç düzeyini açmaya, farkındalık seviyesine getirmeye çalışır. Ancak tabii bu da düşün hayatının sürekli olmasıyla kazanılacak bir şeydir. Düşünsel uyarıcı aktarım, dönemler boyunca kitlelere yayılarak daha doğru, lojikten, bilimden, adaletten yana yönetimlerin oluşumunu sağlar. Felsefeye olumlu bakan, hatta destekleyen yöneticiler de olmuştur. Aurelius, Cicero gibi devlet adamları bunun örnekleridir. Büyük İskender’in hocası Aristoteles’tir. İskender doğu seferini yaptığında kültürel yapılar kurmayı iş edinmiştir. Diyojen’le tanışmış, filozoflara önem vermiştir. İskender’in ölümünden önce kurulmasını istediği İskenderiye Kütüphanesi dönemin uluslararası bilim kültür merkezi olmuştur. Bir bakıma hocası Aristo’nun anısını taşıyan bu yer çeşitli uzmanların yanında peripatetikçilerin, filozof arşivlerinin orada devam etmesini sağlamıştır. Ne var ki yakılıp yok edilene kadar.

Sokrates felsefeyi yazısız, kağıtsız sözlü olarak yapmıştır. İlk tümevarım (indüktif) yöntemini bulmuştur. Erdem bilgisi tümel bilgiyi oluşturup rölativite göstermez. Yani erdeme ait değerler adalet, ölçülülük, ahlak vb. kişiden kişiye değişmez. Erdem bilgisi herkeste bulunur ama bazen o bilgi körelmiş olup onu açmasını bilmek gerekir. Bunun için de çözümleyici, parçalardan bütüne giden bir yol izler. Hayatın sorgulanmasını önerir, “Sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez,” der. Eleştirel düşünme tarzını getiren bir yaklaşım olarak da görülebilir. İki bin dört yüz sene önce söylediği sözler bugün de insanlığa ışık düşürmektedir. Ustalar ve Çıraklar romanımda Sokrates’le ilgili bir bölümde onun felsefesi tiyatral bir biçimde işlenmiştir.

Sokrates’in sorgulayıcı diyalog yöntemi bugün Çocuklar için felsefede de kullanılmaktadır. İnsan felsefesi bu iki akımın hareketiyle vücut bulmuş ve insana yönelik bir felsefe ortaya çıkmıştır. İnsan felsefesi olarak ele alınan felsefi antropoloji ise bahsettiğimiz insan felsefesinden farklı bir yerdedir. Burada ele aldığımız insan felsefesi, ilkçağ doğa felsefesinden insana, onunla ilgili meselelere yönelik geçişine yöneliktir.

Felsefi antropoloji, değerler kavramı Nietzsche, Hartmann ve Scheler’den gelen değer anlayışına, kısmen Kant etiğine dayanır. Mesela Mengüşoğlu, insan felsefesine antropolojik olarak yaklaşır. İnsan eyleminin, yapıp etmelerinin temelinde değerlerin yattığını, bunların yönlendirdiğini söyler. Nietzsche’de erdem etiği çıkarılarak değer kavramı getirilmişti. Değeri güce, güç sahibine bağışlar. Ancak daha sonraları bu görüş terk edilip tekrar erdem etiğine dönülmüştür. Günümüzde değerler felsefesi üzerinde Kuçuradi durmaktadır.

Antropoloji ve değerler felsefesinin sorunlu, açıkta kalan yanları bulunmakta. Değerler hayatın motive edici motoru olabilmekte midir, yoksa işin içinde başka şeyler de var mıdır? Değerler önemli bir kanıt ama insan eylemlerini belirleyen karmaşık faktörler de kendine yer edinmiştir. Kant’ın ahlakında saflaştırılmış, aşkın bir iradenin yaşamda karşılığının olmadığını biliyoruz. Kant değer diyebileceğimiz, maksim olarak aldığı önermeleri evrensel, zaman dışı bir kategoriye yerleştirmeye çalışmıştır. Doğru eylemin ne olduğunu bu idealizasyonla belirlemek istemiştir. Bu yaklaşımdaki saflaştırmanın, dualize etmenin yanlışlığını Hegel de eleştirir. Çünkü işin içinde böyle dual yoktur ama diyalektik hareket bulunmaktadır. Felsefi antropoloji ve değerler yaklaşımında bu diyalektik görülmez. Yolu eninde sonunda idealizme doğru çıkar.

İnsan felsefesini zihin felsefesinden ayırmak mümkün mü? Zihin faaliyetinin dünya ve çevreyle ilişkisi soyutlanamaz. Zihni var eden bu kompleks birleşimdir. Tabii bu birleşimin de bir diyalektiği olduğunu eklemeliyiz. (Oto, Zihnin Metafiziği, 2018). Zihin yalnız verili olan değer bilgisiyle hareket edemez. Zihni harekete geçiren çevre, yaşam koşulları, ihtiyaçlar belirleyici yer tutar. Ahlaki eylem açısından bakıldığında burada ahlaki ikilem dediğimiz durumlar ortaya çıkar. İnsanlar bu değer iyi, ben ona göre davranayım, demez. Karlı bir dağa düşen uçak kazasında kazazedeler istemeden de olsa ölen yolcuların bedenlerini kesip yiyerek hayatta kalmışlardı. Şimdi burada kazazedelerin tutumunu belirleyen bildik değer olmamıştı. Elbette yemeyi reddederek açlıktan ölenler de vardı. Yani herkes için hazır bir değerler reçetesi bulmak mümkün değil. O zaman şöyle söyleyebiliriz; nomos’un gerçekliği phusis’in gerçekliğini, aradaki dengeyi bozmamaya özen göstermek zorundadır (agy). Eğer gerçeklik soyutlanmış bir antroposentrik üzerine kuruluyorsa phusis üzerinde yıkıcı etkilere imkan veren fiiller ortaya çıkar. İnsan doğaüstü güçlere bağlanarak araçsallaştırılıyorsa yine phusis’le olan denge bozulur. İnsan çıkarlara bağlanarak araçsallaştırılıyorsa yine aynı şekilde. Örneğin rant ekonomisi, menfaat politikaları vs. Sofistlerden Hippias ve Antiphon insanın doğa bakımından eşit olduğunu söylerken Nietzsche doğa bakımından üstün olanın, üstün insanın her şeye hakkı olduğunu söyler. Sanki köle-efendi ilişkisini onaylamak istemektedir. Buradan güçlü olanın muktedir olması anlayışı çıkacaktır. O zaman gücü ele geçirmiş kötü niyetli bir iktidarın kutsalları da kullanarak zayıf duruma indirgediği kesimleri ezmesi mazur görülecektir. Ayrıca devrimci halk hareketleriyle sarsılan, sarsılacak burjuva düzeninin bozulacak olmasından duyulan bir kaygı, hisler de beraberinde gelir.

Erdem etiği ilkçağ insan felsefesinde önemli bir yer tutar. Özellikle Platon ve Aristoteles’le sistemleştirilmiştir. İlkçağ felsefe anlayışı bir yaşam felsefesine dayanıyordu. Felsefe okullarında benimsenen felsefi görüşlerin aynı zamanda yaşam tarzına uyması beklenirdi. Ancak sofistlerle profesyonelleşen felsefe bu amacından ve gelenekten ayrılmıştı. Platon ve Aristo’yla daha akademik bir hal alsa da öğeler, ana hat yerinde kalmıştır. Mantık, doğa bilgisi, erdem ve mutluluk felsefenin çizgisi olmuştur. Bunlar birbirine içkin olarak geçişir ve en son mutlulukta toplanır. Yani mutluluk diğer üçünün toplamı olmaktadır. Bunun dışında maddi şeylerde aranmaz. Çoğunluğun düşünceleri hazza, maddi olana yönelik olduğu için mutluluk, felsefe yoluyla diğer üçünü kazananların olacaktır, tezi ileri sürülür. Erdem konusu bütün değerlerle bağlantılı olup bilmeyi de içerir. Aristo karakteri de bu kısma bağlayarak karakterin belirleyiciliği üzerinde durmuştur. O nedenledir ki eğitime önem verir. Aristo erdemler incelemesinde psikolojik değerleri de ele almış tutum ve davranışlarda ne aşırı ne noksan olmayı değil orta yolu göstermiştir. Karakter eğitimine önem verir, küçük yaşlarda kazanılmasına işaret eder.

İlkçağda doğru zeminlerde bulunan insan felsefesinin modern dönemde irrasyonalist filozoflarla ve Niezetsche’yle beraber farklı bir bulvara girdiğini ifade etmek mümkün. Postmodernizmin de başlangıcını, kuramsal altyapısını oluşturur. Değerler, zihnin ve onun edimlerinden koparılıp güce bağlanmıştı (Nietzsche). Yirminci yüzyılın ilk yarısının dünya savaşlarıyla, faşizmle çalkalandığını biliyoruz. Aristo siyasetin amacının iyi yaşam ve mutluluk sağlamak olduğunu belirtir, en yüksek iyi olduğunu söyler. Bunun tersinin kötü bir siyaset olacağı açıktır. Eğer amaç örneğin menfaat, çıkar sağlamaya yönelikse bu; nihai amaçtan sapmış erdemsizliktir. Yol açtığı sonuçlar herkesi ilgilendirir, etkiler. Siyasetçi, devlet insanı kendi zenginliğini amaçladığı zaman artık erdemli olmaktan çıkmış demektir. Verdiği zarar tüm toplumu kapsayacak kadar büyüktür. İki bin yıl önce de söylenmiş olsa bu önerme geçerliliğini korumaktadır.

İnsan felsefiyle ilgili görüşler Thales’le görülüp Epikuros gibi diğer filozoflarda da işlenmiş, Sofistler ve Sokrates’le beraber daha sistemli bir hal almıştır. Sonraki dönemlerde bu konudaki yaklaşımlar Platon ve Aristo’yla devam etmiştir. Sokrates’in idamından sonra Sokratesçi okullar pratiğe dönük felsefi yaşam anlayışlarını sürdürdüler. Sofistlerin getirdiği ayırmalar, sınırları belirlemeler bazı netleşmeleri sağlamıştır. İnsan, toplum ve düzen ilişkisi üzerine bir açıklık (nomos-phusis) getirmişlerdir. Dünya vatandaşlığı, insanların eşitliği anlayışını ve doğaüstü ya da aşkın varlık (Tanrı) eleştirisini getirmişlerdir. Sokrates ise felsefesine yöntemsel olarak yaklaşmış ve eleştirel düşünmenin gelişmesine katkı sunmuştur. Felsefi antropoloji olarak anılan insan felsefesi ise modern dönemin adlarını saydığımız filozofların görüşlerine ilişkin çıkışlara dayanır. Bununla ilgili eleştiri noktalarına değindik.

Fatih Oto

Fatih Oto Kimdir?

Yıldız Üniv. Kocaeli Müh. Fak. MYO Elektrik Bölümünden mezun oldu. Anadolu Üniv. Felsefe Lisanı üç yıl sürede onur derecesiyle bitirdi. Eğitim Bilimleri Enstitüsünde Karakter ve Değer Eğitimi Yüksek Lisansını yaptı. Türk Dili ve Edebiyatı Yüksek Lisans yaptı. Psikoloji sertifikaları bulunmakta. Çeşitli dergi ve gazetede yazıları çıktı. Resim sanatıyla da uğraşı olup sergiler açtı.

Fatih Oto Eserleri:

1992, roman, Siyah Kristal, Bursa
2004, roman, Edim’in Hayatı, Pencere Yayınevi, İstanbul
2006, öykü, Çapraz İlişki, Bursa
2006, roman, Değişen Zaman, Bursa
2006, roman, Tuvalin Gölgesinde, Bursa
2013, roman, Koanı Bulmak, KKM Yayınları, Ankara
2013, felsefe, Sistematik Felsefe, KKM, Ankara
2017, felsefe, Estetik ve Sanatın Felsefi Kökenleri, KKM, Ankara
2018, felsefe, Zihnin Metafiziği, KKM, Ankara
2019, felsefe-psikoloji, Dünya Görüşü ve Yaşam Sanatı, Dorlion Yayınları, Ankara
2020, roman, Konversiyon Histeri, Dorlion Yayınları
2021, roman, Ustalar ve Çıraklar, Lora Yayıncılık (Florakitap)

 

Benzer Konular
Mülkiyet Kavramı Üzerine
Maharet Hanım