Heybet Akdoğan’ın İncelemesiyle: Murathan Mungan’ın “995 km” İsimli Romanı

İNCELEME

Heybet Akdoğan’ın İncelemesiyle: Murathan Mungan’ın “995 km” İsimli Romanı
Yayınlanma: Güncelleme: 631 views

Birinci bölümün ilk paragrafı: ” Sabah namazına uyandı. Beynindeki bir komut düğmesine basılmış gibi tam saatinde. Uyanırken hep biri dokunmuş ya da seslenmiş gibi birdenbire açılırdı gözleri… Dünyaya karşı hep uyanıktı. Uyanık ve diri.”

14.Sayfa, 2. Paragraf: ” Ortalığı toparladıktan sonra tabancasını ceketine özenle yerleştirdi, her defasında yaptığı gibi emniyetini açıp kapadı, kurşunları tek tek sayarken namaz sonrası tesbihat eda edercesine huşu içindeydi. Bu onun için hem bir çeşit ayindi, hem de hiçbir şeyi rastlantıya bırakmak istemeyen takıntılı dünyasının ihtiyaç duyduğu güven tazelemenin bir gereği…”

20. Sayfa, 1. Paragraf: Musa Anter:
” Bilir misin, tabiatta baharın kokusunu alan ilk canlı kekliktir,” dedi. Yüzünün bir yanında seğirmeye benzer yarım bir gülümsemeyle, (Dıjwar) “Buralarda keklikleri çok vuruyorlar ağam,” diyerek karşılık verdi. 42’inci sayfanın son paragrafı: ” Artık nereye gideceğini biliyor. Onu tanıyanlar adımlarında akrep ve yelkovan olduğunu söylerlerdi. Zamanı doğru adımlamayı, istenilen yerde istenilen saatte olmayı çocukluğundan beri iyi biliyor.” Alıntısını yaptığım paragraflar Murathan Mungan’ın son romanı olan 995 km isimli eserinden. Türkiye’nin en karanlık dönemlerinden birine hitap eden Murathan Mungan’ın 995 km isimli romanı, 1990’lı yıllarda yaşanmış olaylara tarafsız ve serinkanlı bir şekilde yaklaşıyor. Murathan Mungan açısından romandaki konu sıcak bir malzeme. 90’lı yılların, günümüz Türkiye’sinde hâlâ etkisini sürdürdüğünü iddia eden Murathan Mungan, 995 km isimli romanının son sayfalarında öykünün ucunu açık bırakarak, 90’lı yılların devam eden izlerini ve kapanmayan olayların devamının sorgulanmasını teşvik ederek okuyuculara bırakıyor. Yıllarca süren araştırmaların birikimiyle ve tanıkların diliyle kaleme alınmış 995 km romanı, yakın tarihimizde yaşadığımız suikastler dönemini hafızalarımızı diri tutmak için canlandırıyor. Murathan Mungan’ın bu romanının satışa sunulduğunu ilk duyduğumda büyük bir sabırsızlıkla siparişini verdim. Neyse ki, birkaç gün içinde roman elime ulaşınca kısa bir zamanda tüm dikkatimi romana vererek okuyup bitirdim. Romanı okurken 90’lı yılların Türkiye’sinde yaşanılan karanlık olayların birçoğuna hakim olduğum için hele ki; Musa Anter cinayetini ve Hizbullah gerçeğini bildiğimden, romanı hiç yabancılık çekmeden okudum. Murathan Mungan’ın son romanını okurken yazarın isimsiz katili tasvir edişi, katil ile mekân arasındaki ilişkilere ayrı bir önem verişi bununla birlikte katilin ruh dünyasını çok çarpıcı bir biçimde anlatması, romana ilgiyi yükselten önemli bölümler. Katilin kişilik özellikleri, karakter analizi, inanç dünyası ve hayata bakış açısı o yıllarda yaşanılan seri cinayetlerin psikolojik tarifini çok iyi betimliyor. Bir yol romanı olan 995 km kitabı, Diyarbakır’dan otobüsle başlayan yolculuğun Alanya’ya kadar süren hikâyesini anlatıyor. Vaki olan konu 995 km mesafeyle; Türkiye’nin on yıllık bir sürecinin özetlenmiş tarihi. Roman Musa Anter cinayetiyle başlıyor gibi görünse de, Anter cinayeti aslında o günden bugüne dek işlenmiş bütün cinayetler için sembol bir olay niteliğinde. Murathan Mungan’ın kendi ifadesiyle: ” 995 km romanım Musa Anter cinayetini anlatsa da, siz Tahir Elçi cinayeti olarak da okuyabilirsiniz.” Söylemiş olduğum gibi romandaki cinayet bahsi sadece bir örnek.

Türkiye’nin doksanlı yıllarına ışık tutan 995 km romanı derin devletin suikastlerini, politik roman tarzıyla anlatan ciddi bir çalışma. Birçoğumuzun takdir ettiği gibi politik romanlar tarihi koşullamaların edebiyattaki temsilidir.

Edebiyatın kökeninin insan ve toplum olması ve hayatın politikasız olamayacağı gerçeği, politik romanların edebiyat dünyamızda yer almasını zorunlu kılmaktadır. Siyasetin kamusal bir etkinlik olması, edebiyatın ise kamusal hayatın temeli olan insanla yaşam bulması, politika ve edebiyatı ortak bir varoluş sürecine itmektedir. Konusunu genellikle birey ve toplumdan alan yazınsal ürünler, siyasa ve düşüngü ile etkileşim içinde olmaktan çoğu zaman alıkonulamamaktadır. Bu bağlamda yaşamın her daim yeniden imgelerini geliştiren romanlar, ideolojilerin, politik olguların yaşamımızda kapladığı yere ayna tutmaktadır. Bu bakımdan her romanda örtük veya kapalı bir şekilde düşüngülerin yer alması; politik dokunun yaşamın her alanında var olan doğallaşmış yapısını göstermektedir. Olay örgüsünden romanın anlatım diline kadar bir romanda ideoloji ve politikanın olmadığını söylemek, romanı âdeta insan ve toplumdan soyutlamaktır. Tüm bunlara rağmen sanat her halükârda özgürleştirici ve objektiftir. Çünkü sanat yapıtı ele aldığı düşüngü ve siyasaya karşı bağımsızlaşmak zorundadır. Eğer söz konusu olan sanatsal nitelikse, değerlendirilen her eser belli bir ideolojinin kalıplarının değil, sanatsal gerçekliğin olgunluğudur. Aksi hâlde sanat eserleri az da olsa içinde barındırdığı düşünsel kaygılarıyla bir totalitaireye zamanla kolayca dönüşebilen buyurgan mesajların iletişim kaynağı olabilirler.

Her roman, kahraman/ları ile birlikte tarihsel ve toplumsal deneyimler arasında seyralan devinimsel ilişkilerin anlatımıdır. Bu açıdan politik romanlarda kahraman/lar ve romanın diğer şahsiyetleri zaman ve mekânın ruhuna bağlı olarak belirli bir kimliğin arayışında ya da içindedirler. Politik romanlarda insan unsurları ve yaşanılan olaylar ontolojik yapılarıyla kendilerini kanıtlama peşindedirler. Bu amaç doğrultusunda politik romanlarda kurgu, ideoloji, özne/ler, zaman ve mekân birer çağrışım hâlindedirler. Politik romanlardaki ilişkilerin en bariz yönlerinden biri olan çağrışımlar aynı zamanda roman ve okuyucu arasında düşünsel ve duygusal alışverişin; sanatın özgürleştirici ereği son amaç olmadığında ortaya çıkacak buyurgan iletişimin kaçınılmaz gerçeğidir. Bu nedenle politik romanlar özellikle sanat ve ideolojide değişen karakteristik aşamaların kimliksel neticeleri olabilmektedir. Politik romanlar sanıldığı gibi politik bir fikrin zemini değildirler, düşünsel altyapısı yaşanılır olan siyasal hayatın tercümanıdırlar. Ancak bu tercüme politik romanın klasikleşmiş sınırlarıyla devamlılığını sürdüremediğinden, politik romanda siyasal sınırlar ve çevre faktörleri politik romanın ulamlanmasında yeterli ölçüler olarak görülmemektedir. Roman ve politikanın iç içe geçmişliğini sayfalara sığdırmak hayatı anlatmak kadar sınırsızdır. Ama her şeyden önce farkında olmamız gereken husus; roman ve politika arasındaki ilişki kadar, sanat ve politika arasındaki etkileşimin dikkatlerden kaçmamasıdır. Sosyolojik olarak sanat ve politika arasındaki ilişki sanat eserlerinin anlaşılması bakımından önemlidir. Sanatın sınırsızlığı, özgürlük tutkusu, doğallığı ve devamlı değişim tutkusuyla, politikada yaşanılan benzer arayışlar, sanat ve siyaseti birçok ortak mevzuda iç içe geçirebilmektedir. Çoğu zaman politikanın iktidar hırsıyla tam tersi arayışlara girmesi söz konusu olsa dahi, eş zamanlı olarak ortaya çıkan muhalif politikalar, sanatla politikanın ayrılmaz bütünlüğüne süreklilik kazandırmaktadır. Bu açıdan edebi olan politik olanla beraberdir. Edebi olanla politik olanın yan yana olması ise, yazılan politik romanları; bir düşüncenin yazıya geçirilerek edilgin olmayan taşıyıcısı yapmaktadır. Roman sanatının politik olarak taşıyıcı bir sorumluluk üstlenmesi, politik romanları bir taraf olmaktan ziyade, politik ideolojinin mikro düzeyde de olsa analizini yapmaya yönlendirmektedir. Bundan ötürü sanatın vicdanı, politik romanlarda bireyin ve toplumun vicdanına seslenir. Her ne kadar politika hedeflediği yol itibariyle ideolojisini egemen kılmaktan başka bir amaç gütmese de sanat, konumunuzun ilgili kısmı bakımından edebiyat; güven ve vicdanın yazınsal ifadesidir.

Murathan Mungan’ın romanlarında politik gerçekliklerin edebi anlatımları, okuyucularının güvenine ve vicdanına hitap eden tarafsız üslûpla kaleme alınmıştır. Politik romanlarıyla yapmış olduğu tarihsel tespitleri tüm gerçekliğiyle ortaya koyan Murathan Mungan, 995 km adlı romanıyla yaşanmış bir olayı keşfetmeye ve olaydaki ilişkiler ağını deşifre etmeye odaklanarak, bir romanın gizemli sandığımız bir olay hakkında ne kadar açıklayıcı olduğunu okurlarına bir kez daha ispatlamıştır. Edebiyat ile politikayı toplumsal hayatın; yeri geldiği zaman merkezinde veya dönüm noktalarında birleştiren Murathan Mungan 995 km’lik tarihsel yapıtıyla, 90’lı yılların prototip bir cinayetini; âdeta filmografik bir anlatım tarzıyla, yakın tarihimize ve toplumsal yapısına panoramik bir bakış açısı kazandırarak yazmıştır. Meraklılarına iyi okumalar diliyorum.

***

Not: 995 km romanında Saim Baran isimli şahıs Musa Anter’dir. Saim Baran’ı öldüren tetikçinin romandaki adı Agit olarak kurgulansa da, gerçek adı Dıjwar’dır.

Heybet AKDOĞAN

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.