Heybet Akdoğan yazdı: Ahmet Kaya ve “Ahmet’in Türküsü” Filmi

“Nedir bu başımdaki felaket
Kırk yıldır sefalette bu Ahmet
Kefenimi alın biçin bir zahmet
Gömün beni, gömün beni bir başıma”
(Ahmet Kaya)

Heybet Akdoğan yazdı: Ahmet Kaya ve “Ahmet’in Türküsü” Filmi
Yayınlanma: Güncelleme: 232 views

Ahmet Kaya Türkiye’de ihmal edilenlerin, taşraların, varoşların bir çocuğu olarak Malatya’da dünyaya geldi. İşçi bir ailenin çocuğuydu. Dünyaya gelirken var olan düzen içinde zaten dışlanarak doğmuştu. Büyüdüğü yıllarda etrafındaki toplumsal ayrışmaların ortasındaydı. Memur aileleri, işçi aileleri ve köylüler onun en yakından tanıdıklarıydı. Büyüdükçe komşuları tarafından “Loş dudaklı” olarak çağrılmaya başlandı. Vücûdunda en dikkat çekici tarafı kalın dudaklarıydı. Müziğe olan ilgisi çocuk yaşlarında başladı. Bir gün babasıyla birlikte Adana’nın Kürtçe adıyla “Bıstıkan” köyüne gidişi ve orada köyün dengbeji olarak tanınan Deli Yusuf denilen amcalarıyla muhabbet etmesi, içindeki müzik duygusunu daha fazla körükledi. Adı üstünde Deli Yusuf, damın üstüne çıkar elini kulağına dayar, klamlar okurmuş. “Loş dudaklı Ahmet”in amcaları ve dayılarıda müzikle uğraşırlarmış. Babasının “İki gözüm Ahmet”i her yaz köye göndermesi, Ahmet için müzik konusunda bulunmaz bir fırsat oldu. Türküler söylerken ilk konserini kendi elleriyle yapmaya çalıştığı bağlamasıyla tavuklara verir. Annesinin tavuklara konser verdiğini görmesi ve bunu eşine anlatması; Ahmet’in ilk bağlamasına kavuşmasına vesile olur. Daha sonra on beş günde öğrendiği küçük curasına fazla zaman ayırabilmek için, başladığı okuldan ( sınıftan) kaçar ve bağlamasıyla ilgilenir. Yıllar sonra babasının kararıyla İstanbul’a taşınırlar. Şehirli komşuları için o; Malatya’lı kıro Ahmet’tir. Doğulu gençlerin yabancısı olmadıkları bir lakaptır kıro! Ve kıro Ahmet artık İstanbul’ludur hem de seyyar bir satıcıdır. Sonraki yıllarda ise, ilk kasetini çıkarırken yaşadıkları tamamen bir öykü konusudur. Ahmet Kaya, Avrupa’ya ilk konseri için elinde küçük bir bavulla gitmiş. Hiç dönememek aklına gelir miydi? Türkiye olmadan duramazdı. O yıllarda Avrupa’daki konserlerini yaparken onun hakkında ülkede çok farklı şeyler gelişiyordu. Hakkında açılan davaların hapisle sonuçlanması onun dönüş yolunu kapatmıştı. Bu nedenle Paris’te küçük bir daireye yerleşti. Ailesini ve ülkesini çok özlüyordu. Ancak Fransa’da geçirdiği buruk zamanlarda bile kendisini ülkesine anlatamadı. Paris’te bir gazeteci onunla röportaj yaptığında: ” Ülkeye ne zaman döneceksiniz?” diye sormuştu. Hayranlarının umutlarını yitirdiği bir sürede Ahmet Kaya: ” Ben gemileri henüz yakmadım.” cevabını vermişti. Fransa’da kaldığı evde yeni besteler yapıyor, müzik çalışmalarına devam ediyordu. Ama ülke hasreti kalbinin yorgun düşmesine neden olmuştu. Birgün Ahmet Kaya’nın öldüğü haberini duyduk. Aramızdan ayrılışını fiziken hissettiğimiz ama hep yüreğimizde geçmişiyle ve eserleriyle yaşayan “Ahmedo”; ezilenler, tutsak edilenler ve adaletsizliğe uğrayanlar olduğu müddetçe hep bizimle olacak.

Kalbimizde ve bilincimizde yerini sürekli koruyacak. Ahmet Kaya özellikle 68 kuşağımızın sesiydi, sözüydü. 12 Eylül Askeri Cuntası’nın zûlmünü en iyiler arasında besteleyendi. Müziğiyle ve dünya görüşüyle mevcut toplumsal düzene başkaldıran, yitim deneyimini hayatı boyunca hep yaşayan

” Exmedo,” duyumsallığın derinliğiyle ve imgelemin özgürlüğüyle, sanat dünyasında varılması gereken yere yol çizendi. Müzikte ve yaşamda standartlaşmaya, metalaşmaya ve şeyleşmeye savaş açan Ahmet Kaya, toplumu evrensel anlayışla sanatına aktardı. Şarkılarıyla acılara ve tüm haksızlıklara karşı alışılmış sessizliği bozmayı amaçlayan Ahmet Kaya, hayatının anlatıldığı bir filmle sinemada da yaşamaya devam edecek. Celil Nalçakan’ın, Ahmet Kaya’yı canlandırdığı ” Ahmet’in Türküsü” filmi, ölümsüz sanatçımızın Paris’teki sürgün yaşamına odaklanarak, 1 Mart’ta vizyonda olacak (mış)! Engin Elgün ve Savaş Korkmaz’ın kaleme aldığı ” Ahmet’in Türküsü ” filmi, Ahmet Kaya’nın müzik kariyerini ve eserlerinin toplum üzerindeki etkisini de sinemaya taşıyacak. Ancak filmin 1 Mart’ta vizyona girmemesi için, Ahmet Kaya’nın eşi Gülten Kaya Hayaloğlu tarafından yasal işlem başlatılmış. Başvuru yapıldığı iddiasını basından öğrendim.

“Gülten Kaya, söz konusu filmin, sanatçının itibarını ve değerlerini yok sayarak, yalnızca ismi üzerinden maddi kazanç sağlama gayretinde olduğunu vurguladığı açıklamasında “Muhakkak gerçek bir Ahmet Kaya filmi yapılacaktır ve o haberi de sizlerle ilk paylaşan yine bizler olacağız.” dedi. Haberi güzel olan fakat vizyona girmeden önce Gülten Kaya Hayaloğlu’nun filme yönelik yaptığı müdahale ilk önce Ahmet Kaya hayranlarını hayal kırıklığına uğrattı. Lâkin filmi henüz izlemediğimiz için Gülten Kaya Hayaloğlu’nun bu tepkisine şimdilik bir şey demek yanlış olur. Gelişmeleri hep birlikte göreceğiz. Umarım Gülten Kaya Hayaloğlu’nun dedikleri doğru olmaz! Yoksa Ahmet Kaya’nın eşi kadar bizlerde bu konuda büyük bir hayal kırıklığı yaşarız. “Kürt Ahmet” zaten kapitalizmin, bozuk düzenin âdeta bir ozanıydı. Yaşamı boyunca sanatını para için yapmayan Ahmet Kaya, ezilenlerin gözünde proleter bir müzik emekçisiydi. Kürt halkının yaşadığı acılar için haykırdı. Ezilen tüm halkların sesi olmak için sanatını geliştirdi. Türkiye’nin haksızlıklarla dolu gerçeğinin kadercilikle izah edilmesini kabullenmedi. Eserlerinde işkenceleri, baskıları, demokrasiyi, kardeşliği devrimci müzikle içselleştirdi. Aykırı bir tipti. Aşk, inanç, insan onun için evrensel duygular ve ilişkilerdi. Ahmet Kaya, Türkiye’de politik müziğin öncülerindendi.

“Loş dudaklı” sanatçımız ” Hüzündeki sevincin çığlığıydı!”

Heybet AKDOĞAN

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.