Hegemonik Kültür ve Medya / Heybet Akdoğan

Küreselleşme süreci ciddi boyutta kültürel değişimlere neden oldu.   Anglo-amerikan hegemonik kültürel yapının evrensel hâle gelmesi, bu kültüre karşı direnç gösteren yerel kültürel yapıları ortaya çıkardı.   Hegemonik kültürde sürece..

Hegemonik Kültür ve Medya / Heybet Akdoğan
86 views

Küreselleşme süreci ciddi boyutta kültürel değişimlere neden oldu.
 
Anglo-amerikan hegemonik kültürel yapının evrensel hâle gelmesi, bu kültüre karşı direnç gösteren yerel kültürel yapıları ortaya çıkardı.
 
Hegemonik kültürde sürece yönelik en önemli rolü ise, yine küresel anlamda değişikliğe uğrayan medya oynuyor. Küresel medyanın yeni yapısının piyasa ilişkileriyle bütünleşmesi, teknolojik alanda medyaya sağlanan imkânlar, kültürel alanın yeniden düzenlenmesine ve hegemonik kültürel sürecin yaygınlaşmasına katkı sağlıyor. Bu sayede medya, zamanı ve mekânı yeniden şekillendirerek kültürel alan dolayımlaması yapıyor.
 
Hegemonik kültürel alan çok kültürlü bir ortamda gelişiyor.
 
Hegemomik kültürel yapı, içindeki kültürel farklılıkları ve muhalif yapıları evcilleştirek ilerliyor.
 
Hegemonik kültür atmosferinde anglo-amerikan yapının; Beyaz Protestan Kültürü’nün özelliklerinin çeşitli ifadelerle gösterildiği ve devamlı üretildiği çalışmalar söz konusudur. Küreselleşmiş medyanın bu yapıyı kabullendirmesi sonucunda, yerel kültürel yapılar, hakim kültürel tanımlamalarla tanıtılmaya başlandı. Ancak diğer taraftan hakim kültürün bu tanımlarına direnen, kültürel alanlar da her geçen gün gelişmeye devam ediyor. Kültürel alandaki bu tür gerçeklerin kabul görmesi en çok pop müzik aracılığıyla inandırıcılığını etkili kılıyor.


 
Küresel medyanın eğlence ağırlıklı içeriklerle dolu olması ve iletişimin genelde pop müzik (rock müzik) formatlarıyla yapılması, pop müziği önemli bir potansiyel güç kılmakla birlikte, küresel medyayı kitlesel kültür hâline dönüştürüyor. Rock müzik kültürü, isyan kültürü olarak tanımlanırken, hakim anglo-amerikan kültürel yapı, medya aracılığı ile bu isyanı evcilleştirerek, küresel kültürel ifadelerle sürekli bir şekilde bağlamsallıştırıyor.
 
Günümüzün rock (pop) kültürünün yakın dönem kapitalizmini protesto eden biçiminden giderek uzaklaşarak, küresel sorunlara ilgi gösteren bir gösteri kültürüne dönüşmesini söylemek bu bağlamda hiç de yanıltıcı olmaz. Dönüşen muhalefet kavramının yanısıra rock müzik kültürüyle birlikte, hakim kültürel olgular yerel kültürel alanı istikrarlı olarak kuşatmaya devam ediyor.
 
Toplumsal ve kültürel bazda ortaya çıkan küresel yapılanmalar; küresel medya yapılanması neticesinde yeni teknolojik altyapıların kurulmasıyla ve kentlerin küresel bir tarzda yeniden yapılandırılmasıyla, kültürel ortamların tesisini kalıcılaştırmada en büyük etkenler arasında yer alıyorlar.
 
Dünyanın birçok bölgesinde rock müzik kültürü, küresel kültürel alanda meydana gelen bu değişimlerle transformasyonunu devam ettiriyor. Fakat bununla birlikte rock müziğinin yeni kültürel yapısı, medya ile gençlik kültürünün vazgeçilmezi kılınırken, başka kültürel bağlamlarda ortaya çıkarıyor.
 
Birçok ülkede rock müzik kültürü üzerinden hakim kültürel yapının yerleşmesi için yapılanlara baktığımızda; çok kültürlü ve liberal bir yapının planlanmış olduğuna şahitlik ediyoruz. Ama her şeye karşın dünyadaki rock müzik kültürünün, geleneksel  muhalefetten ayrılmadığını ve direnç kültürünü kararlı bir şekilde ürettiğini görüyoruz.
 
Küresel medyanın bir yandan piyasa ilişkileriyle olmazsa olmaz birlikteliği ve öte yandan teknolojik altyapısının güçlenmesi, ülkelerde yeni kültürel yapının özümsenmesine neden olan en önemli iki başlıktır. Örneğin, en kötüsünden en iyisine, en seçkin olanınından en popülerine, her kültürel iletişime hazır zihinsel geçmişimiz, artık şimdi ve gelecekteki ifadelerini, tarih dışı bir Hipertex’te birleştirerek, içinde bulunduğumuz dijital dünyayla bir araya getiriyor. Böylece ortamımız yeni bir sembolik alan oluyor. Sanallık, gerçekliğimizle kıyaslanıyor.
 
Özellikle modern ülkelerde gelişen küresel medya sistemiyle görsel-işitsel haberlere ve farklı kaynaklara aynı ortamda ulaşabilsek de, televizyondaki içeriğin bulanıklaşması sınırsızca ilerliyor.
 
Medyanın kültürel yapılanmasında dikkat çeken en büyük değişimin ise, gerçeklik duygusuna karşı oluşturulan toplumsal ve kültürel bağların kaybolmasında görüyoruz. Bu durum medyanın ticari bir meta aracı hâline getirildiğini bizlere çok net anlatıyor. Baudrillard’ın da ifade ettiği gibi; tüketim metalarına hem doğal kullanım değeri hem de meta değeri içerecek biçimde imgesel ve simgesel anlamlar yüklenmesi ve bu sürecin görsel medya ile birleştiğinde somut gerçeklik duygusunun yitirilmesine neden olması ve bunun kaçınılmaz olarak hipergerçeklikle tanımlanması; medyanın zaman, mekân ve insan üzerinde yarattığı hakikati izah ediyor.
 
Medyanın yeni yapılanması olan bu gelişim, zamanı dümdüz bir çevrede, başı sonu olmayan bir zamansal kolaj hâline getiriyor. Bilhassa fiziksel ortam ile toplumsal durum arasındaki geleneksel ilişkiyi dönüştüren hakim medya örgütlenmesi, içinde bulunduğumuz mekân algısını ve toplumsal konumumuzu oldukça yozlaştırıyor. Yer ve mekân kavramı değişerek, farklı kültürlerdeki insanların paylaştığı yer ve mekân kavramına evriliyor. Artık sınırların değiştiği mekândan söz etmek kaçınılmazdır. Yani sınırlarla tanımlanan her yer değişmektedir.
 
Küreselleşmiş iletişim sistemleri somut yer ve mekân üzerine soyut alanlar yerleştiriyor. Bu şekilde medya yeni insan toplulukları yaratıyor. Yeni seyirci toplulukları, ortak bir denetim altında tutulup, yeni bir kimliğe ve kültüre ait kılınıyorlar. Bu açıdan kamusal ve özel alanlar yeni bir yapıya sahip oluyor.
 
Zaman, yer ve mekânın farklılaşmasına bağlı olarak, yerelliklerinde adını vermiş olduğumuz kavramlara karşı algıları değişiyor. Buna binaen yerellikler kültürel bakımdan tarihsel ve coğrafi içeriklerinden koparak, işlevsel ağlar ve imaj kolajları olarak yeniden birleşiyorlar. Bu birleşme mekânların uzamını, akışların uzamına terk etmesi demektir.
 

Medyanın yol açtığı kültürel hareketlilik, küresel bakımdan mana kazanırken, egemen kültürün genel ifadesi yeni yurtsuzlaşmanın tarifidir. Bu aynı zamanda imgelerin bireyin günlük yaşamı içinde normal döngülerle yer değiştirmesidir.

Medyanın gelişen teknolojisi ve piyasaya eklemlenen yeni yapısı, kültürün küresel alan üzerinde hareketli kalmasına olanak sunarken, kültürün belirli bir mekâna ve zamana bağlı olmasını ortadan kaldırıyor. Yeni kültürün özelliği bu şekilde hegemonik kültürün altında orijinalliğini yitiriyor. Bu sayede toplumda gelişen hakim anglo-amerikan kültürel değerler, diğer öteki kültürler üzerinde konumlandırıcı bir güce erişmiş oluyorlar. Bu yeni konumlandırma, merkezin içinde yenilenmektedir. Merkezde revize edilen postkolonyal ilişkiler, batı egemenliği ve diğer kültürleri başka bir biçimle bir araya getirirken, öteki kültürleri batı medeniyeti içine eklemleyerek, hegemonyayı neredeyse sınırsızca geliştirir.
 
Medya hegemonik kültürel alanı organize ederken, gerçekliği yeniden tanımlayıp, seçilmiş normlarla temsil edilmesini amaçlamaktadır. Burada esas olan, anlamlandırma pratiğidir. Anlamlandırmanın çoğunluğu yakalaması içinse; meşru ve sorgulanmadan kabul edilebilir olması gerekiyor. İşte bu nedenle çoğulcu anlam yapılanmasının dışında kalan diğer anlamlar, hegemonik kültür ve onun işleyişi kolu olan medya tarafından marjinalleştiriliyor. Marjinalleştirilen diğer anlamlar sebebiyle hakim kültürün temel tanımları daha çok üretiliyor. Ve bu tanımlamalar medya sayesinde kamusal dillere çevriliyor.
 
Hegemonik kültür dönüştürme gücüne sahip olduğu kültür üzerinde “öteki” adını teorileştirir. Teorileşmeyle birlikte diğer kültürler, her türlü toplumsal değerlerle birlikte baskı altında tutulur ve hegemonik kültürün tesisi güvenceye alınır. Bu güvenceyle dayatan kültürün içselleştirici aygıtı olan medyanın piyasalaşması (metalaşması) pekişir.
 
Küreselleşmeyle birlikte kültürün doğal yapısı olarak benimsetilen hegemonik kültür; görünen adıyla anglo-amerikan kültür içerikleri, piyasalaşan medya gücüyle kültür endüstrisini büyütüyor.
 
Hegemonik kültüre karşı direnen, isyan eden yerel kültürler kendilerini ifade etmenin türlü türlü yollarını bulsalar da, küreselleşen egemen kültürel ağ, özgün kalmak isteyen her olguyu kuşatıyor.
 
Hegemonik (anglo-amerikan) kültürün en güçlü ağı olan küresel medya yani hakim medya bu konuda hedeflenen küresel dönüşümü iletim ve iletişim yöntemleriyle zaman ve mekân sınırlarını aşarak yerine getirmeye devam ediyor.

Heybet Akdoğan

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız.

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.