“Hacer Durmaz Kardiyen” Yazdı: Gilles Deleuze – “Proust ve Göstergeler” Kitabı

KİTAP İNCELEMESİ

“Hacer Durmaz Kardiyen” Yazdı: Gilles Deleuze – “Proust ve Göstergeler” Kitabı
94 views

Aşık olmak, taşıdığı ya da yaydığı göstergelerle birisini bireyselleştirmektir, der Deleuze Proust’un Kayıp Zamanın İzinde adlı kitabının incelemesini yaparken. Öncelikle gösterge kavramını açıklığa kavuşturalım.

Göstergebilim, göstergeleri ve gösterge sistemlerini inceleyen bilimdir. Gösterge ise kendi dışında bir şeyi gösteren her türlü nesne, varlık ya da olgulardır. Gösterge biliminin kurucularından sayılan ünlü dilbilimci Ferdinand de Saussure, gösterge bilimini, göstergelerin toplum içindeki yaşamını bilim olarak tasarlayarak göstergebilim tanımını geniş tutmuştur. Renkler, biçimler, kokular, tatlar, sesler bazen beleğimizdeki olaylara tezahür eder. Bunlardan yeni anlamlar ya da eski duygulanımlar çıkarırız. Proust eserinde, madlen kekin ıhlamur çayında ezilmiş tadı ve kokusuna yaklaşık yüz sayfalık bir anı sığdırır. Demek oluyor ki duyular, sınırsız bir gösterge yeteneğine sahiptir, der. Deleuze de Proust ve Göstergeler adlı eserinde: “Öğrenmek asıl olarak göstergelerle ilgilidir. Göstergeler, soyut bir bilginin değil, zamansal bir çıraklığın konusudur. Öğrenmek bir maddeyi, bir nesneyi anlatır. Varlığı, her şeyden önce deşifre edilmesi, yorumlanması gereken göstergeler yayıyorlarmış gibi ele almaktır.” der.

Dünya edebiyatını felsefesini, sosyolojisini, sanatını, sinir bilimini derinden etkileyen Proust’un Kayıp Zamanın İzinde adlı kitabı baştan aşağı göstergelerle yüklüdür. Eserde; arzu, aşk, kıskançlık, aile, toplum, sınıf, müzik, resim, edebiyat, felsefe, tiyatro, yaratıcılık, hastalık, hovardalık, doğa, özlem, cinsellik, siyaset, moda, sosyete gibi hayatın içinde yer alan her şey vardır. Bir yazar hakikati kavramak istiyorsa insanları zaman içinde yani günlerin ve anların akışı içinde betimlemeli, der Marcel Proust. Bu, edebiyat tarihinin en kalın kitabında (7 cilt ve 3133 sayfadır), logos, antilogos, mitos, patos ve retorik söylemlerle bezelidir.

Platon, “Öğrenmek, yeniden hatırlamaktır.” derken Marcel Proust da bize, zamanı, boşa harcadığımız zaman, kayıp zaman, yakalanan zaman, ele geçirilen zaman olarak 4 evrede anlatır. Zamanın kıymetli olması için öncelikle boşa geçmesi gerek. Mesela bir insana aşık olduğumuzda hayatta başka şeylerin de olduğunu görürüz. Onlarla vakit geçiririz, zaman boşa geçirilince kaybedilmiş olur. Kaybedilmiş zamanı ele geçirmek için çabalarız. Ve bunu yaparken geçmişe dönük istemli ve istemsiz hatıralar canlanır belleğimizde. Aslında zamanı ele geçirmek için öncelikle boşa harcamak gerek. Bunların hepsi de bir öğrenmedir. Nietzsche der ki: “Herhangi bir şeyin bellekte kalması için acı vermesi şarttır.” İşte en çok hatırladıklarımız bize en çok acı veren şeylerdir. Samuel Beckett bu durumu istemli ve istemsiz bellek olarak ikiye ayırır. Yaşanmışlıkları ve deneyimlere ilişkin fenomenolojiyi, kelimelere çevirmek işi istemsiz anıları tetikleyerek duygusal dalgalanmalara sebep olur. Anılar zihnimize yapışır ve aslında hayatımızı yönlendirir. Kısa anlar, küçük olaylarla zaman geri gelir. Bazen bir tat, bir koku bize birden geçmişi hatırlatıverir. Romanda da kahraman çayın içinde kalan madlen kekleriyle çocukluk günlerine, düne döner ve halasının odasında buluverir kendini.

Koku ve tatlar yoluyla canlanan istemsiz bellekle mutlu anlara dönüp mutlu olabiliriz. Yine hiç ummadığımız bir anda aklımıza gelen geçmişle hayatımızda önemli yeri olan ölüleri dünyaya getirip iç hesaplaşmamızı bitirip, onları geri gönderebiliriz. İşte Deleuze’ün de Proust ile ilgilenmesinin asıl sebebi bu bellek. Deleuze deyince aklımıza ilk gelen şey, zaman imge kavramı. Peki nedir zaman imge? Deleuze zaman ile ilgili felsefi görüşlerini H.Bergson’a dayandırır. Bergson’a göre iki çeşit süre vardır. İçimizdeki süre ve dışımızdaki süre. İçimizdeki süre, mekana ve harekete bağımlı değildir. Kronolojik olmayan bir yapıda sezgilerimize dayanır. Bu, zaman/mekan ilişkisinin kırılması gerektiği fikrini doğurur. Bu, bizim kendi içsel süremizdir. Mekandan bağımsızdır. Dışımızdaki süreyse herkesçe genel geçerliliği olan süredir. Sartre’ın ve Nietzsche‘nin bu konuda çatıştığını da görürüz. Sartre, varoluş özden önce gelir derken Nietzsche de zaman özden önce gelir, der. Özet olarak dünya edebiyatını, felsefesini, sanatını derinden etkileyen Proust’un Kayıp Zamanın İzinde adlı eserinde, aslında insanın kendisiyle karşılaşmasının huzuru vardır. Proust okursanız bu olağanüstü yaşamı ve geçmişteki anları tekrar yaşarsınız zira Proust okumak, kendini okumaktır.

Hacer Durmaz Kardiyen

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.