KİTAP İNCELEMESİ
Kitap; 2024 Yılında, Artemis Dergisi ‘Hermos Şiir Dizisi’nde yer alan dokuz kitaptan biri. Bu isim; kitabın, can evinin, dünya evinin cümle kapısı… ‘güldüğün yerlere göçelim’. Yusuf Çağlar’ın yaşayıp yaş aldığı dünya, uzayın avlusunda bir ev. ‘güldüğün yerlere göçelim’ diyerek çıktığı arayışta bizi dizeleriyle kendine yaren eden kitap, ‘Doğalı’ tabiatını bozmadan doğası içinde bırakarak ilerliyor.
Dünyanın dönüşü, insanın da kendine dönüşü… Yusuf Çağlar’ı yine o cümle kapısına yine o avluya getiriyor. Peşinden bizleri de…
duvardan düşen taş/ avlunun gözyaşıdır
ölümden başka/ her şey tadımlık diyen bir annenin eteğinin dibine.
Kitabın ismindeki yalınlık ve nahiflik, ilk bakışta onun salt lirik bir yapıt olduğu hissini uyandırsa da birkaç dize sonra boyu yutan şiirlerin içine dalıp kulaç attığınızı, içten içe dip akıntılarıyla devinen bir uz’lu suyla sarıldığınızı hissediyorsunuz…
Kendi göçüne geç kalanların ayakları kökleşir, kolları dallaşır. Kışlara durak, kuşlara konak, rüzgârdan rüzgâra sallanan bir el olurlar. Gidebilenlerin hikayeleriyle avunur dururlar. ‘güldüğün yerler’ bir yer mi bir hâl mi?
çocukluğuma akıyorsun
tanrıya inanmak gibi
tam kalbimin üzerinde
sevincim oluyorsun
tomurcuklar açılıyor
kapılar pencereler…
hadi
yollar ışıl ışıl
güldüğün yerlere göçelim
Hayat, herkesle ayrı bir dille konuşur. Bazen de kuş diliyle. Kimi kendine saklar bu söyleşmeyi kimi İnsancasıyla başkalarına anlatır… Yusuf Çağlar, bu kirli gürültü çağında bunu temiz şiiriyle yapıyor.
bütün sokaklar elmayı ısırma vaktiydi
bütün sinemalar kırmızı bisiklet
uzak bahçelerde terli memeleri kızların
iciyicikicikucuyucuşlacarvacayacar dedi Hamza
Mahalleden, olay mahalinden arkadaşlar… Hamza ve diğerleri. Nice hayattan intihal bir ihtilâl. anne ellerini ve avluları baharsız bırakan bir zamanın uçuk dili.
Zamanın yazıyla resmedilişi.
Olanın, hep olanın olağanın dışına çıkışı ve bir daha dönmeyişi.
uyuduk uyandık
pazartesi oldu
Büyümenin büyüsünü kurşun dökerek bozanlar kim(ler)di?
Yusuf Çağlar şiiri; ‘insan’ bir kerelik, tekrarı yok. Bu kaçınılmaz ve can alıcı gerçekle bizi yüzleştirerek hatırlamanın değil, unutmamanın önemi üzerinde duruyor. Öğretmen değil, öğrenci. Şiiri de hayattan çıkardığı notlar.
büyük eller, tanrının kitabı, ustanın sözü…
usul usul
sabaha kadar kanadı içimde
yakası tersyüz edilmiş
beyaz bir mayıs gömleği
gözlerim, sırılsıklam deniz
inan Yusuf
gözlerim, ulucanlar avlusunda
Yusuf Çağlar’ın şiirinde dört mevsim kırk milada denk…
Baharın tazeliği:
kıyısında
ilkbahar olsun
aylardan nisan
toprak kokusuyla uyanmış
bir kuş cıvıltısı
serin bir rüzğar
kalbin, ince bir yağmurun altında
iyileşirsin bekli
zamanla
Yazın zer’i:
güneşin kederli yüzü
işte öylece, oracıkta
gökyüzü sen kokuyor
ellerim
aklım fikrim
üstüm başım sen
bende kalsın
yadigâr
Kışın zoru:
avluda
yoksul bir güneş
dudaklarında kar tutmuş
bir günü emziriyor
ihtiyar memelerinden
gözyaşından öpüyor
üşüyen bir çocuğu
yaşlı bir kadın
az kaldı diyor
az kaldı yaza
Avludaki kuyu iki Yusuf arasındaki geçit… Kurutmadıkça gitmeye de yarar dönmeye de.
eğildim
suya düştü suretim
ıslandı göğün yüzü
kuyuda su, göğün yüzü ve ben
eğildim
suda ışıdı suretim
kuyuda Yusuf var dedim
kuyuda Yusuf, ve göğün yüzü
kalk dedi
elimden tuttu annem
sudan çekti suretimi
kuyuda Yusuf kaldı
kuyuda Yusuf kaldı
kuyuda Yusuf
annemin ellerinde ben
Bu şiir, Avlu imgesiyle Yusuf Çağlar şiirinin genişliğini, kuyu metaforu da derinliğini göstermesi bakımından en iyi örneklerden.
Yusuf Çağlar’ın lirik bir konçertosundan başka bir pasaj:
kapanma günleri*
dilsiz, derin sularını kucaklıyorum
hiç konuşmadan. aramızdaki mesafeleri
gözden, sözden ve sözcüklerden
sınır çizmiş, yurt kurmuş, bayrak asmış
kirli çarşaflar, çaputlar gibi. mesafeleri
serebilseydik yatağımıza
teselli olurdu sevişmek
‘İnsansız Anı olmaz’ diyor. Ara Güler. Şiir olur mu?
Yusuf Çağlar şiiri geneli itibariyle; karnından konuşmayan arı-duru abartı ve gösterişten uzak fazlalıklarından kurtulmuş hayatı kendi doğal debisi içinde gözlemleyip damıtan, zehrin ne kadarı şifa bunu bilen, okuru şiirin katlarını açması konusunda yer yer ayartıp teşvik eden katmerli şiirler.
Çağlar’ın resim geçmişi, onu genel manzara içinden doğru kareleri seçip işlemesine olanak verirken, müziğe olan yakınlığı şiirinin doğru debiyle akmasında etkili rol oluyor.
Kitap, duruluğu ve işlediği konular bakımdan şairin ilk kitabı ‘Bazen Anlaşılmaz olur Hayat’la benzerlikler gösterse de ondan ayrışıp aşabilmiş.
‘güldüğün yerlere göçelim’ şairin; istemsizce ‘maruz’ kaldığı -mız dünya ve hayatla kurduğu ilişkiyi ve bu ilişkideki çekimserliklerden, uyuşmazlıklardan doğan göz ardı edilemez ve başka türlü onulamaz bir dünya ağrısının endemik ifadesi.
İnsan, anlamını nerede arar bulur? Yine başka bir insanda, kendi doğasında. Bu anlam arayışında insanı farlı kılan ne? Utanma duygusu. Yusuf Çağlar şiiri; güzellemiyor, saptıyor bu yönüyle bir övünmeden çok insani bir utanma ve mahcubiyet barındırıyor. Üstelik kendi payına düşenden kat ve kat fazla.
ancak örtebilir utancımızı
ellerimiz yüzümüzde
nefessiz kalmış
derin sular gibi dünya
unutmuş sanki neden var olduğunu
kıyıya vurmuş
en yalın hali içimizde
Şairler elbette birer kurtarıcı değiller. Onlar kendilerinden başlayarak sadece vicdanları diri tutmaya gayret edebilirler.
Neler çektik çekiyoruz erk elinden…
ilk orada gördüm
işaret parmağını, o aralıkta
ilk o çıkmaz sokakta korktum
o el senin elindi, her şeyden iri
o senin elindi, her şeyden ağır
boynuma asılı emir kipinde
güneşin önünde
ışığımı kapatan
—-
söz
sizi unutacağım
yaptıklarınızı…
anason kokusunda
Şair milleti illâ bulandıracak suyu…
Yusuf Çağlar da şahidi olduğu zamanın zabıt kâtiplerinden. Kadrosu yok kamu vicdanının, kâtibi.
Gözden kaçanı görmek, yazılmayanı yazıp tarihin çatlaklarını doldurmak onların işi.
haykırınca
sesim bana dönüyor
bu gitmek olmalı
bu susmak
aslı ateşten bir dil
öyleyse konuşmak olsun a(n)dım
Yusuf Çağlar şiiri, Önemli olanı değil değerli olanı önceliyor. Şiirin hammaddesi olan hayattan kopmadan, ekmeğin fiyatını, vekil maaşını unutmadan. Bununla beraber hayattaki her şeyin sayılıp dökülebilir bir maddileştirmeye tabi tutulmasına da sonuna kadar karşı.
Eğer içiniz ürpermeden dünden kalan ekmeği çöpe atabiliyorsanız, eder ve değer arasındaki farkı henüz idrak edememişsiniz demektir. Onu idrake erişene kadar Yusuf ÇAĞLAR şiiri sizin şiiriniz olamayacak.
elimde avucumda bir top güneş
teoman’ın gülüşünden bir gökyüzü yapıyorum
…baran bugün benim yaşımda
hiçbir şey yeniden başlamayacak
biliyorum, bunu söylemek benim hakkım
yaşamak, ilahi bir çığlık
sevdiğim kadınların gözlerinden doğdum
inanıyorum; dünün ve yarının bugün olduğuna
bugün aynada kendime bakmıyorum!
Yusuf abilerdeyiz. Dergi üzerinde çalışıyoruz. Esim abla mutfakta bize yine yemek hazırlıyor. Ara verdik. Yusuf Abinin mürekkep desenlerine bakarken resmi neden bıraktığını sordum. ‘Tualleri çocuklarımın ve sevdiklerimin resimleriyle doldurmamak için demişti. Aile her şeydir… Huzur insanın ulaşabileceği en büyük başarıdır…’ demişti.
Yusuf abi, benim gibi her şeyi bilen genç şairlerden değil. Bedelini ödeyip yaş almış cahil bir ozan. Onun için istiyor ki: yolun, günün sonunda herkes “güldüğü yerlere” eksiksiz dönsün…
Hasan Ulaş
