“güldüğün yerlere göçelim” e dair bir değerlendirme / Hasan Ulaş

KİTAP İNCELEMESİ

“güldüğün yerlere göçelim” e dair bir değerlendirme / Hasan Ulaş
Yayınlanma: Güncelleme: 573 views

Kitap; 2024 Yılında, Artemis Dergisi ‘Hermos Şiir Dizisi’nde yer alan dokuz kitaptan biri. Bu isim; kitabın, can evinin, dünya evinin cümle kapısı… ‘güldüğün yerlere göçelim’. Yusuf Çağlar’ın yaşayıp yaş aldığı dünya, uzayın avlusunda bir ev. ‘güldüğün yerlere göçelim’ diyerek çıktığı arayışta bizi dizeleriyle kendine yaren eden kitap, ‘Doğalı’ tabiatını bozmadan doğası içinde bırakarak ilerliyor.

Dünyanın dönüşü, insanın da kendine dönüşü… Yusuf Çağlar’ı yine o cümle kapısına yine o avluya getiriyor. Peşinden bizleri de…

duvardan düşen taş/ avlunun gözyaşıdır
ölümden başka/ her şey tadımlık diyen bir annenin eteğinin dibine.

Kitabın ismindeki yalınlık ve nahiflik, ilk bakışta onun salt lirik bir yapıt olduğu hissini uyandırsa da birkaç dize sonra boyu yutan şiirlerin içine dalıp kulaç attığınızı, içten içe dip akıntılarıyla devinen bir uz’lu suyla sarıldığınızı hissediyorsunuz…

Kendi göçüne geç kalanların ayakları kökleşir, kolları dallaşır. Kışlara durak, kuşlara konak, rüzgârdan rüzgâra sallanan bir el olurlar. Gidebilenlerin hikayeleriyle avunur dururlar. ‘güldüğün yerler’ bir yer mi bir hâl mi?

çocukluğuma akıyorsun
tanrıya inanmak gibi
tam kalbimin üzerinde
sevincim oluyorsun
tomurcuklar açılıyor 
kapılar pencereler…
hadi 
yollar ışıl ışıl
güldüğün yerlere göçelim

Hayat, herkesle ayrı bir dille konuşur. Bazen de kuş diliyle. Kimi kendine saklar bu söyleşmeyi kimi İnsancasıyla başkalarına anlatır… Yusuf Çağlar, bu kirli gürültü çağında bunu temiz şiiriyle yapıyor.

bütün sokaklar elmayı ısırma vaktiydi
bütün sinemalar kırmızı bisiklet
uzak bahçelerde terli memeleri kızların
iciyicikicikucuyucuşlacarvacayacar dedi Hamza

Mahalleden, olay mahalinden arkadaşlar… Hamza ve diğerleri. Nice hayattan intihal bir ihtilâl. anne ellerini ve avluları baharsız bırakan bir zamanın uçuk dili.
Zamanın yazıyla resmedilişi.

Olanın, hep olanın olağanın dışına çıkışı ve bir daha dönmeyişi.

uyuduk uyandık
pazartesi oldu

Büyümenin büyüsünü kurşun dökerek bozanlar kim(ler)di?

Yusuf Çağlar şiiri; ‘insan’ bir kerelik, tekrarı yok. Bu kaçınılmaz ve can alıcı gerçekle bizi yüzleştirerek hatırlamanın değil, unutmamanın önemi üzerinde duruyor. Öğretmen değil, öğrenci. Şiiri de hayattan çıkardığı notlar.

büyük eller, tanrının kitabı, ustanın sözü…

usul usul 
sabaha kadar kanadı içimde 
                yakası tersyüz edilmiş 
                                 beyaz bir mayıs gömleği

gözlerim, sırılsıklam deniz
inan Yusuf
gözlerim, ulucanlar avlusunda

Yusuf Çağlar’ın şiirinde dört mevsim kırk milada denk…
Baharın tazeliği:

kıyısında 
ilkbahar olsun
aylardan nisan
toprak kokusuyla uyanmış
bir kuş cıvıltısı
serin bir rüzğar
kalbin, ince bir yağmurun altında
iyileşirsin bekli
zamanla

Yazın zer’i:

güneşin kederli yüzü
işte öylece, oracıkta

gökyüzü sen kokuyor
ellerim
aklım fikrim
üstüm başım sen
bende kalsın
yadigâr

Kışın zoru:

avluda 
yoksul bir güneş
dudaklarında kar tutmuş
bir günü emziriyor
ihtiyar memelerinden

gözyaşından öpüyor 
üşüyen bir çocuğu
yaşlı bir kadın

az kaldı diyor 
az kaldı yaza

Avludaki kuyu iki Yusuf arasındaki geçit… Kurutmadıkça gitmeye de yarar dönmeye de.

eğildim
suya düştü suretim
ıslandı göğün yüzü
kuyuda su, göğün yüzü ve ben

eğildim
suda ışıdı suretim 
kuyuda Yusuf var dedim
kuyuda Yusuf, ve göğün yüzü

kalk dedi
elimden tuttu annem 
sudan çekti suretimi

kuyuda Yusuf kaldı
kuyuda Yusuf kaldı
kuyuda Yusuf

annemin ellerinde ben

Bu şiir, Avlu imgesiyle Yusuf Çağlar şiirinin genişliğini, kuyu metaforu da derinliğini göstermesi bakımından en iyi örneklerden.

Yusuf Çağlar’ın lirik bir konçertosundan başka bir pasaj:
kapanma günleri* 

dilsiz, derin sularını kucaklıyorum
hiç konuşmadan. aramızdaki mesafeleri

gözden, sözden ve sözcüklerden
sınır çizmiş, yurt kurmuş, bayrak asmış
kirli çarşaflar, çaputlar gibi. mesafeleri 

serebilseydik yatağımıza
teselli olurdu sevişmek

‘İnsansız Anı olmaz’ diyor. Ara Güler. Şiir olur mu?

Yusuf Çağlar şiiri geneli itibariyle; karnından konuşmayan arı-duru abartı ve gösterişten uzak fazlalıklarından kurtulmuş hayatı kendi doğal debisi içinde gözlemleyip damıtan, zehrin ne kadarı şifa bunu bilen, okuru şiirin katlarını açması konusunda yer yer ayartıp teşvik eden katmerli şiirler.

Çağlar’ın resim geçmişi, onu genel manzara içinden doğru kareleri seçip işlemesine olanak verirken, müziğe olan yakınlığı şiirinin doğru debiyle akmasında etkili rol oluyor.

Kitap, duruluğu ve işlediği konular bakımdan şairin ilk kitabı ‘Bazen Anlaşılmaz olur Hayat’la benzerlikler gösterse de ondan ayrışıp aşabilmiş.

‘güldüğün yerlere göçelim’ şairin; istemsizce ‘maruz’ kaldığı -mız dünya ve hayatla kurduğu ilişkiyi ve bu ilişkideki çekimserliklerden, uyuşmazlıklardan doğan göz ardı edilemez ve başka türlü onulamaz bir dünya ağrısının endemik ifadesi.

İnsan, anlamını nerede arar bulur? Yine başka bir insanda, kendi doğasında. Bu anlam arayışında insanı farlı kılan ne? Utanma duygusu. Yusuf Çağlar şiiri; güzellemiyor, saptıyor bu yönüyle bir övünmeden çok insani bir utanma ve mahcubiyet barındırıyor. Üstelik kendi payına düşenden kat ve kat fazla.

ancak örtebilir utancımızı
ellerimiz yüzümüzde

nefessiz kalmış
derin sular gibi dünya
unutmuş sanki neden var olduğunu
kıyıya vurmuş
en yalın hali içimizde

Şairler elbette birer kurtarıcı değiller. Onlar kendilerinden başlayarak sadece vicdanları diri tutmaya gayret edebilirler.

Neler çektik çekiyoruz erk elinden…

ilk orada gördüm
işaret parmağını, o aralıkta
ilk o çıkmaz sokakta korktum
o el senin elindi, her şeyden iri
o senin elindi, her şeyden ağır
boynuma asılı emir kipinde
güneşin önünde
ışığımı kapatan

—-

söz
sizi unutacağım
yaptıklarınızı…
anason kokusunda

Şair milleti illâ bulandıracak suyu…

Yusuf Çağlar da şahidi olduğu zamanın zabıt kâtiplerinden. Kadrosu yok kamu vicdanının, kâtibi.

Gözden kaçanı görmek, yazılmayanı yazıp tarihin çatlaklarını doldurmak onların işi.

haykırınca
sesim bana dönüyor
bu gitmek olmalı
bu susmak
aslı ateşten bir dil
öyleyse konuşmak olsun a(n)dım

Yusuf Çağlar şiiri, Önemli olanı değil değerli olanı önceliyor. Şiirin hammaddesi olan hayattan kopmadan, ekmeğin fiyatını, vekil maaşını unutmadan. Bununla beraber hayattaki her şeyin sayılıp dökülebilir bir maddileştirmeye tabi tutulmasına da sonuna kadar karşı.

Eğer içiniz ürpermeden dünden kalan ekmeği çöpe atabiliyorsanız, eder ve değer arasındaki farkı henüz idrak edememişsiniz demektir.  Onu idrake erişene kadar Yusuf ÇAĞLAR şiiri sizin şiiriniz olamayacak.

elimde avucumda bir top güneş
teoman’ın gülüşünden bir gökyüzü yapıyorum
…baran bugün benim yaşımda

hiçbir şey yeniden başlamayacak
biliyorum, bunu söylemek benim hakkım
yaşamak, ilahi bir çığlık

sevdiğim kadınların gözlerinden doğdum
inanıyorum; dünün ve yarının bugün olduğuna
bugün aynada kendime bakmıyorum!

Yusuf abilerdeyiz. Dergi üzerinde çalışıyoruz.  Esim abla mutfakta bize yine yemek hazırlıyor. Ara verdik. Yusuf Abinin mürekkep desenlerine bakarken resmi neden bıraktığını sordum. ‘Tualleri çocuklarımın ve sevdiklerimin resimleriyle doldurmamak için demişti. Aile her şeydir… Huzur insanın ulaşabileceği en büyük başarıdır…’ demişti.

Yusuf abi, benim gibi her şeyi bilen genç şairlerden değil. Bedelini ödeyip yaş almış cahil bir ozan. Onun için istiyor ki: yolun, günün sonunda herkes “güldüğü yerlere” eksiksiz dönsün…

Hasan Ulaş

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.