Enver Karahan’ın İncelemesiyle: ”Avustralya Edebiyatından Portreler” ve Muzaffer Oruçoğlu

”Kendi dışında ve içindeki güçlere karşı verdiği sonsuz mücadele ve ortaya koyduğu kültür mirasıdır, insan yaşamı.” (Grigory Petrov) Eski çağlardan günümüze kadar insan hep bir mücadele halinde olagelmiştir. Kendisiyle, başkalarıyla,..

Enver Karahan’ın İncelemesiyle: ”Avustralya Edebiyatından Portreler” ve Muzaffer Oruçoğlu
Yayınlanma: Güncelleme: 628 views

”Kendi dışında ve içindeki güçlere karşı verdiği sonsuz mücadele ve ortaya koyduğu kültür mirasıdır, insan yaşamı.” (Grigory Petrov)

Eski çağlardan günümüze kadar insan hep bir mücadele halinde olagelmiştir. Kendisiyle, başkalarıyla, yaşamla, doğayla, gördükleri ve görmedikleriyle. Kimi insan mücadeleden büyük bir yıkım alarak yola devam ederken, kimileri ise daha da güçlenerek ve kendini durmadan yenileyerek yola devam etmektedir. Güçlenerek devam edenlerin insanlığa bıraktıkları eserleri, kültür mirası olarak şimdiye ve geleceğe bir ışık tutarak varlığını her daim sürdürecektir.

Toplumsal sorunlara değinmek yetmiyordu. Bunu somutlaştırmak o sorunun çözümü için en etkili yollardan biri olması kaçınılmaz oluyordu. Bilinçli insan, sorunu ve çözümü bilen insandır. Bilinçlendiren ise bedel ödemeye hazır, mücadeleci ve ölümsüzdür.

Muzaffer Oruçoğlu

Büyük Zavot köyü. 20 Şubat 1948. Kış mevsimi bir mücadelenin mevsimidir. Zorluğun, direnmenin ve hayatta kalmanın. Muzaffer Oruçoğlu hayat mücadelesine, soğuk ve zorlu geçen bir kış ayında başlıyordu. İçine nakşettiği insan ve toplum sorunlarına karşı olan duyarlılığı, ona hayatını hangi doğrultuda yöneleceğinin işaretini veriyordu. Geçen 74 yıla rağmen bu mücadelesini sürdürüyor ve her geçen zaman yenilenerek ve üreterek yoluna devam ediyor.

Oruçoğlu’nun, 1988’de Avustralya’ya yerleştikten sonra üretkenliği katlanarak artıyordu. Aldığı resim ve heykel eğitimlerinin ardından, toplam yedi ülkede seksene yakın kişisel resim sergisiyle, sanat ve mücadele ilişkisini somutlaştırarak, şimdiye ve geleceğe ışık tutanlar arasında yerini alıyordu.

‘’Sanat ve edebiyat, yaşamın ve bir bütün olarak ayrıntılar dünyasının bitip tükenmez çatışmalarıyla beslenir. Geçmişin, şimdinin, geleceğin, maddi ve manevi gerçekliğin canalıcı inceliklerinde gezinip durur. Sanat ve edebiyat, gerçek hayatta huzur olmadığı gibi kendi hayatında da huzur olmadığını bilir.’’ (M. Oruçoğlu / Savaş ve Sanat / 31.03.2018)

 11 roman, 9 şiir, 4 öykü, diğer konularda olmak üzere toplam 35 kitabı yayınlanan Oruçoğlu’nun dört ciltten oluşan ‘Grizu’ romanına ise 2011 yılı Abdullah Baştürk İşçi Edebiyat ödülü verilmiştir. Bu roman, Türkiye’de kömür madenleri odağında işçi sınıfının gelişimini anlatmaktadır. Oruçoğlu’nun başyapıtı olarak nitelendirilen, yazarın müthiş bir gözlem ve bilgi birikiminin sonucu olan bu roman, tarihsel ve sosyolojik yönden aktarımlarıyla büyük bir roman olduğunu kanıtlamaktadır.

“Bu dallarda kuş yuvaları var,” dedi kadın, başını dallara çevirerek. “Ben hep o yuvalara bakarım. Giren çıkan kuşları izlerim. Ana kuşun gagasında ne getirdiğine bakarım Bu gece yağmur yağdı ya, hep yuvaları düşündüm. Ne kadar yağmur yağarsa yağsın, ana kus yuvasını ıslatmaz. Ama yel azıtırsa yuvayı dağıtır. Ben hangi yuvanın nerde olduğunu bilirim. Uçan, dağılan yuvaları toplar, yerli yerine yerleştiririm. Hiç bir kuş, eğer o yuvada yavrusu, yumurtası yoksa, dağılan yuvasına dönmez. Zaten yuvası dağılan, yavruları ölen her kuş da en az yuvası kadar dağılır, ölür. Hayvan da insana benzer. Yüreğini vere vere yuva yapar, yuvası dağılırsa, yüreği de dağılır. Ben bunu yaşadım bilirim. ” (Grizu 1)

 ‘’İyi edebiyatı yaratma işi zor iştir’’ der, Oruçoğlu. Kendi varoluş koşullarını derinden etkileyen, ‘Ne’ sorusunun cevabını eserlerinde görebiliyoruz. Yaratma cesaretini gösterdiği yaratımlarında ‘sorunları’ derinlemesine inceleyen, ‘neyi’, ‘nasıl’ anlatmak gerektiğini, dili özgür bırakıp okuyucuyu uyandırmanın gayretinde olan, uçurumun kıyısında yazan bir yazardır Muzaffer Oruçoğlu.

 

‘’Avustralya Edebiyatından Portreler’’ Kitabı

Muzaffer Oruçoğlu’nun büyük bir titizlikle ele aldığı ‘’Avustralya Edebiyatından Portreler’’ kitabı 160 sayfa olarak Sancı Yayınları etiketiyle yayınlanmıştır. 21 yazarın eserlerinin ve hayat hikayelerinin yer aldığı kitapta, bu yazarların Avustralya edebiyatındaki gelişmeye nasıl katkıda bulundukları anlatılıyor. Kitabı arka kapak yazısında ise şu ifadeler yer alıyor:

Okaliptus ormanları, koalalar, kangurular, dingolar, papağan kafileleri, zehirli yılanlar. Derinlik, korku ve kırım doğuran kesifler. Kayıp kuşaklar. Balçık ayaklı toprak ve maden insanları. Atlar. öküzler, uzun boylu, arduvaz renkli kanguru köpekleri… Parçalanmalar, pastisler, siyah tenli kinayeler, imgeler, metaforlar ve bunlardan doğan kıta edebiyatı.

Kitap dört bölümden oluşmaktadır. İlk üç bölümünde Avustralyalı yazarların hayatlarına ve eserlerine değinilmiş olup, son bölümde ise Shane Maloney’in 1993 yılında ‘’The Age’’ gazetesinde Muzaffer Oruçoğlu’nu anlattığı yazısı yer almaktadır.

Avustralya Edebiyatının ilk dönemi: Sürgün ya da koloni edebiyatı bölümünde, William Charls Wentwort, Henry Savery, Alexander Harris, Henry Kingsley, Catherine H. Spence;

Uyanış bölümünde Banjo Peterson, Henry Lawson, Joseph Furphy, John Shaw Neilson, David Unaipon, Mary Gilmore, Henry Handel Richardson, Stella Miles Franklin, Katherine Susannah Prichard;

Yenilenme bölümünde ise Patrick White, Frank Hardy, Judith Wright, Oodgereoo Noonucca, Sally Morgan, Ali Cobby Eckermann ve Shane Maloney gibi edebiyat yaşamında yer etmiş yazarların, Avustralya edebiyatının gelişimine katkıları, eserleri ve hayatlarından kesitler yer almaktadır.

 

Sürgün ya da Koloni Edebiyatı:

Avustralya edebiyatının ilk yüzyılına damgasını vuran şeyin yalnızlık, merak ve keşif olduğunu söyler Muzaffer Oruçoğlu ve şöyle devam eder: ‘’Başkalarını bilmem ama ben bu üç sözcüğün çocuğuyum.’’ Ayrımcılık ve inkar politikalarına bu coğrafyada da rastladığımızı şu cümlelerle aktarıyor yazar: ‘’İki yaşam, çok berrak ve sarsıcı şekilde, sürekli karşıma çıktı. Bunlardan birincisi, kıtaya ruhunu ve kişiliğini veren siyah yaşam, diğeri ise onun karşısında, onun doğasal yalın gerçekliğini bir türlü kabul etmeyen, inkar eden, hiçleyen beyaz yaşam.’’ Yazar, dilin koparılıp atılan yitik yanı her daim özünü koruduğunu, toprağı ve kuş ötüşlerini işaret ederek aktarıyor bizlere.

Oruçoğlu, tarihsel süreçte konuyu ele alırken, 1788 ile 1880 yılları arasındaki sosyolojik ve kültürel değişim üzerinden edebiyatın gelişim evrelerini aktarmaktadır. Hegemonyanın varlığına rağmen dikkate değer yazarları işaret ederek, kıta yaşamını ve sosyal koşulların varlığının hangi düzeyde olduğunun aktarımı üzerinden ilerliyor.

Beyaz Avustralya toplumunun ilk temel taşlarını döşeyenlerin, kıtaya ilk ayak basan prangalı mahkumlar ve Avustralya edebiyatının ilk temel taşını döşeyeninse bir yargıç olan Barron Field’in olduğu belirtiliyor ve şöyle devam ediyor:

‘’Nedendir bilmem, bu kıtanın, Odysseus’u çeken sirenli kayalar gibi mahkumları çektiği sanısı sık sık yokluyor beni. 13 yıllık bir mahkumluktan sonra benim bu kıtaya gelip bu kıtadan çıkamamam tesadüfe benzemiyor pek.’’

 

Uyanış:

Kitapta ikinci dönemin önemi vurgulanmaktadır. Dilin incelikli ve derinlikli bir yapıya ulaştığını ve sadece edebiyat alanında değil, her alanda bir değişimin olduğundan bahsediyor yazar. Bunun temelinde yer alan şeyin muhalif duyguların düşüncesinden ziyade, eyleme geçmesini anlıyoruz. Zira eyleme geçmemiş düşüncenin, pasif olarak kaldığı ve silikleştiği gerçeği göz önünde bulundurulması gereken bir durumdur. Edebiyat yaratımı artış gösterirken, yayınlan bir romanın etki itibariyle farklı bir yerde durduğunu okumaktayız. ‘’Küçük Siyah Prenses’’ adlı romanda, bir Aborjin kız çocuğunun hikayesinin anlatılması bir duyarlılık yaratıyor ve bir yönelişin fitilini ateşliyordu. Alexander Horris beyazlara bakışını bir Aborjin’in ağzından şöyle aktarıyordu:

‘’Sizler’’ diyor, ‘’bir söz için birbirinizi bağlayan ve birbirinizi kırbaçlayanlar; birbirinizi yeme derekesinde kıskanan sizler; malvarlığınızı arttırmak için bizi avlanma alanımızdan mahrum bırakanlar; sizler, iki sınıfa ayrılmış bir halk, biri nefret dolu, diğeri aşağılık, zorba ve köle… Ormanda özgürce yürüyen, ihtiyacı olandan fazlasını kabul etmeyen, derinden yaralanmış bir halkı… dönüştürmeye kalkışıyorsunuz. Ne saçma.’’

 

Yenilenme:

İkinci Dünya Savaşı’nın akabinde oluşan yıkımın ve yıkımı onarma gayretinde olan ülkeler yenilenme süreci yaşamışlardır. Bu bölümde Avustralya’ya gelen göç dalgalarıyla birlikte kültür çeşitliliği kazanarak, edebiyat alanında yenilenmeye doğru bir yöneliş gerçekleştirdiğinin okuyoruz. Yazar, farklı tekniklerde kaleme alınan eserlerin zenginliğinden ve konuların insan ve insani yaşam üzerinden ele alınmasıyla yaratılan yapıtların bu yenilenmeye nasıl katkıda bulunduğunu aktarıyor.

Kanguruların Otladığı Yerde Yaşamak:

 Kitabın son bölümü ise Muzaffer Oruçoğlu’nun ‘’ince ve mizahi bir zekaya sahip’’ olarak nitelendirdiği, politik dili ve romanlarındaki farklı kültürleri ve sorunları işleyen yazar Shone Maloney’in, Muzaffer Oruçoğlu’nu anlattığı 1993 yılında ‘’The Age’’ gazetesinde yayınlanan ‘’Kanguruların Otladığı Yerde Yaşamak’’ adlı yazısı yer alıyor.

Avustralya Edebiyatı incelemesi açısından kaynak kabul edilebilecek bir eser olan bu kitap, Oruçoğlu’nun mücadeleci yapısının izlerini barındırıyor. Üretme arzusunun her daim var olduğunu yazarın tüm eserlerinde görmek mümkündür. Resimlerinde, romanlarında ve makalelerinde ‘’insan’’ üzerinden bir yaratım gerçekleştiren ve insanı, insani yaşamın olanaklarını kullanması zorunluluğunu vurgulayan yazar, bizlere, yine bilinçlendirme gayretini kullanarak kaleme aldığı güzel bir eser bırakmış oluyor.

Kendisine ve eseri yayınlayan Sancı Yayınlarına teşekkür eder, Muzaffer Oruçoğlu’nun daha nice eserler yaratmasını temenni ederiz.

Mücadele ateşinin sönmemesi umuduyla…

 Enver Karahan

[button url=”https://www.besincisanat.com/category/enver-karahan/” target=”true” text=”Yazarın diğer yazıları için tıklayınız… ” class=”mavi” size=”none”]

 

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.