Emanet

/ 10 Ekim 2021 / 35 views / yorumsuz
Emanet

‘Bursa, Adana, Yozgat. Yolcu kalmasın!..’ Sabahın ilk ışıkları otogarın üzerini örtüyordu. Bir canlılık vardı kara ziftin üzerinde. Otobüsler peronlarına yanaşıp yolcu indirip bindirdikten sonra uğurlayanların el sallamalarının eşliğinde gidiyorlardı varacakları yere. Otobüslerin etrafındaki insan kalabalığı, bir şekere doluşmuş karıncaları andırıyordu. Bilet satmak için çaba sarfeden yazıhaneciler sesleriyle otogarı inletiyorlardı. ‘Bursa, Adana, Yozgat. Yolcu kalmasın!..’ Bir köşede oturmuş emanetimi getirecek otobüsü beklemekteydim. Kuşlar toplu uçuşlarını otogarın üzerinde sergiliyorlar, elimdeki simitten kopardığım lokmaları yere atmamla birlikte kapma telaşına girişiyorlardı. Otobüslerin yanaşmasıyla birlikte, büyük bir gürültüyle havalanıp tekrar yere konuyorlar, ben ise bu görüntünün güzelliğiyle adeta büyüleniyordum.

Otogarların kendine özgü bir havası vardı benim açımdan. Otogara ayak basanlar için yeni bir başlangıcın heyecanı; ayrılanlar içinse bir bitişin hüznü hakim oluyordu. Biri otobüsten iniyor, başını ağır ağır gökyüze kaldırıp derin bir nefes alıyor; bir başka yolcu valizlerinin derdine düşmüş, otobüsün çevresinde dört dönüyordu. Çocuklu bir aile, yeni bir şehre geliyor olmalarının çaresizliğini taşıyorlardı. Küçük kız çocuğu, annesinin arkasına gizlenmiş tüm ürkekliğini gösterirken; bir iki yaş büyük erkek çocuk ise, babasıyla birlikte valizleri taşımakla meşgul oluyordu. Kara ziftin üzerinde başlayan varolma mücadelesine, yazıhanecilerin sesi eşlik ediyordu. ‘Bursa, Adana, Yozgat. Yolcu kalmasın!..’
Ben hala bekleyişimi sürdürüyor, bir yandan da arkamda duran genç bir çiftin konuşmalarına kulak misafiri oluyordum.

”Serdar. Ne yapacağız bu şehirde? geldik ama…”
”Tamam Gülüm, merak etmeyi bırak artık. Asker arkadaşıma ulaşabilirsem, bizi artık kimse bulamaz. Hala kapalı telefonu. Oysa geleceğimi söylemiştim, İneceğim saati bile belirtmiştim.
”Serdar, arkadaşının başına bir hal mi geldi acaba? Çünkü sözünün eri olduğunu söylüyordun.”
”Merak etme Gülüm. Yusuf yamuk yapacak bir adam değil.”
”Umarım dediğin gibidir Serdar; yoksa ne yaparız buralarda. Abimler de peşimize düşmüştür kesin. Çok korkuyorum…”
”Korkma Gülüm. Ben varken kimse birşey yapamaz.”

Sarıldılar… Çaresizlikleri okadar belli oluyordu ki, bu duruma şahit olanların üzülmemesi içten bile değildi. Güneş yükseliyor, sabah serinliği yerini yavaş yavaş, yakıcı olmayan bir sıcaklığa bırakıyordu. Kuşların simit kapma telaşını küçük bir çocuğa devretmiştim. Bu işi, benden daha keyifli yaptığı, attığı kahkahaladan belliydi.

Seslere alışıyordu insan. Bazen, derin bir sessizlik çöküyor; sanki anlaşma yapılmış gibi. Ama uzun sürmüyor, sesler kaldığı yerden otogarın varlığını yeniden hatırlatmaya başlıyorlardı. ‘Bursa, Adana, Yozgat. Yolcu kalmasın!..’

Çayımı içtikten sonra sigaramı yaktım ve çok uzaklarda görünen denizin maviliğiyle doldurdum gözlerimi. Yalnızlığımı düşünüyor ve içimin daralmasının ağırlığını tüm bedenimde hissediyordum. Herşeye alışıyordu insan, ama yanlızlığa… Düşünceler içinde dolanıyordum. gittikçe karmaşıklaşıyordu yollar. Çıkamamak… Sıkışıp kalıyordum. Yaşıyor olmak ve yanlızlık kelimeleri bir çıkmaza sürüklüyordu beni. Düşünceler içinden çıkmak için bir yol ararken, o yolu bana gösteren, genç kızın ağlıyor oluşuydu. Genç kız içli içli ağlarken, tüm çığlıklarını içine atıyordu sanki. Genç adam, bir yandan teselli etmek için uğraşırken, bir yandan da arkadaşına ulaşmaya çalışıyordu.

”Ne yapacağız Sedar. Arkadaşın gelmeyecek galiba.”
”Uyuyakalmıştır belki. Bekliyelim biraz daha. Hem beklemeyip de ne yapacaz ki!”
”Ya gelmezse! Ne yapacağız Serdar?”
”Bilmiyorum Gülüm. Bilmiyorum…”

Genç çocukla bir an göz göze geldik. Çaresiz bakışlarını yolluyordu üzerime. İnsanlar… Köşeye sıkışıp kalmış, arayış ya da bir umut beklentisinde olan insanlar. Bir el uzanması temennisiyle bekleyişler… Az önce şahit olduğum durum çok farklıydı benim açımdan. Yaşama tutunmanında ötesinde, bu hayata tutunmak ayrı; bir de seçimlerimizin bize yaşattığı olumsuzluklardan sıyrılmak ayrı. Olumsuzluklardan sıyrılıp tekrar hayata tutunmaya çalışan varlıklarız hepimiz. Seçimlerimiz iyi, ya da kötü; doğru, ya da yanlış, bu hayata hep başka bir yoldan devam etmemize neden oluyor.

Genç çocuğun bakışları yardım ister gibiydi. Ama emin olamadım. Konuşmak için bir harekette bulunmak istedim, ama nasıl bir tepki vereceğini kestiremiyordum. Emanetim gelmiş, ben ise hala bekliyor; üzüldüğüm bu sahneyi arkamda öylece bırakıp gitmek istemiyordum. Biliyordum ki sorular beynimi kemirip duracaktı. Ne yaptılar acaba, ya da; şu anda ne yapıyorlar. keşke yardım teklifinde bulunsaydım pişmanlığı, beni rahat bırakmayacaktı. Yardım teklifinde bulunsam, belki kabul ederdi. Evim hepimize yetecek kadar büyüktü. Genç çocuğu yanıma aldırır, beraber çalışırdık. Hanım kız da evin işlerini halleder, sofra başında neşeli kahkahalarımızla vaktimizi geçirirdik. Belki bana ‘baba’ derlerdi. Ben de onları ‘oğlum’ ‘kızım’ diye bağrıma basar, bana ‘dede’ diyen bir iki çocuk da evimizde koşturup oynarlardı. Bu yaşıma kadar ki yanlızlığım, en nihayetinde son bulur, son zamanlarımı mutlu bir şekilde geçirirdim. Bu düşünceleri kucaklayıp, yavaş yavaş genç çifte doğru yürüyordum. ”Merhaba” dedim babacan bir tavırla. ”Merhaba bey amca” diye karşılık verdi genç. Gözlerinin içindeki ışıltıyı farketmiştim. Anlamışmıydı acaba, bilemiyorum. Konuşmaya tam başlayacaktım ki, uzaktan birinin gence sesleniyor olması tüm diyeceklerimi unutturdu.

”Serdar… Serdar, kardeşim geldim!”
Bu ses, tüm hayallerimi dağıtmaya yetmişti. Öylece durup, iki arkadaşın birbirlerine sarılmalarını izliyordum. Genç kızın yüzündeki gülümseme ve genç çocuğun yüzündeki mutluluk gözlerimi dolduruyordu. Üçü arkalarını dönmüş, yeni bir başlangıca doğru yürüyorlarken, genç çocuk birden arkasını dönüp bana seslendi.

”Bey amca, birşey mi diyecektiniz bana?”
Bir müddet sustum. Ne diyeceğimi bilemedim. Yanlızlığımın üstüne bir sigara yakmak için paketimi çıkardım. ”Ateş isteyecektim delikanlı” dedim. Titremesine engel olamadığım sesimle.
”Kusura bakma bey amca. Sigara kullanmıyorum.” dedi ve üçü birden, gözlerimin önünde uzaklaşıp gittiler.

Cebimden çıkardığım çakmakla sigaramı yaktım. Arkalarından bakıp, sigaramdan bir iki nefes çektikten sonra, emanetimi sırtlayıp, evde beni bekleyen yanlızlığıma doğru yürüdüm. Otogardan uzaklaştıkça o malum ses, benim her adımımda daha da az duyulur oluyordu.
‘Bursa, Adana, Yozgat. Yolcu kalmasın!..’

Enver Karahan
10.10.2021