Döngü

/ 17 Şubat 2021 / 38 views / yorumsuz
Döngü

Şer fikirlerin, dünyevi hazlar uğruna şu hayatı mahvediyor olmalarına, sadece buğz etmekle yetiniyor olmamız ne büyük bir acı!

İnsanlık tarihi boyunca, kötülük ve kötü fikirler hep varolmuştur ve olmaya da devam edecektir; çünkü dünya varolmaya devam ediyor. Dünya varolduğundan beri, tüm açgözlülüğümüze rağmen dünyanın ikramları bitmeyen büyük bir hazine halinde. Yer yer kaynakların tükendiği haberleri dolansa da, var olmak, haz almak, sırf tüketmek olsun maksadıyla ve doyumsuzluk nedir bilmeyen insana rağmen, hala yetmeye devam ediyor. Hala keşfedilmeyi bekleyen yerler, teknolojinin hızla ilerlemesi neticesiyle, insana haz veren yeni yeni uğraşların da oluşmaya başlaması, bizi bu dünyaya, bu dünyevi hazlara bağlanıp kalmamız için örnek teşkil edecek yeterli sebeplerden değil midir(?) Bu gibi şeyler, oyalanma durumunu açıklamaya örnek oluyor ne yazıktır ki. Kurtuluşa ulaştıran yollardan biri: dünya nimetlerinden faydalanırken, bize düşenden hariç, bize düşmeyene karşı sergilediğimiz tutum, davranış ve söylemlerdir. Bütün kavgaların başlama noktası, bu açgözlülük nedeniyle hep daha fazlasını isteme, hakkı olmayana karşı hak iddia etme, tüm aklını ve fikrini her yol mubah mantığı ile bu uğurda yorma hali ve telafisi zor bir yıkımın, kaosun tetikleyicisi, mimarı ve yöneteni olma durumunu oluşturuyor.

Bu dünyanın, bu hayatın yaşayan canlıları sadece biz insanlar değiliz. Çeşit çeşit hayvanların ve bitkilerin en az bizler kadar hak sahibi olduklarını neden unuturuz; ya da neden unuttururlar. Çeşitli söylemlerle, insanın akıllı bir varlık olması hasebiyle, tek hak sahibi olduğu imajı yaratıldı hep. Her insan, çocukluğunda tüm canlılara, saflığı ve temizliğiyle hep severek bakmıştır. Büyüdüklerinde ise bu sevginin devam etmesinin beklenmesi haklı bir sebeptir ve çoğu insan için, o içindeki tertemiz çocuğun sevecenliğinin devam ettiği aşikardır. Ama bazıları ise, büyüdüklerinde bu içindeki menfaatsiz sevginin kırıntıları dahi kalmıyor ne acıdır ki dillerinden bir söylem olarak aktarsalarda,uygulamalarından, gerçek aleni olarak gözlenebiliyor. Çünkü insanın doyumsuzluğu, kazanma hırsı, kaybetme tahammülsüzlüğü, bırakın diğer canlıları, artık diğer insanları bile aşağı görme durumu sergilemesi için yetiyor. Bu durumdan rahatsız olanların, yurtlarından edilenlerin ve yaşam hakkı ihlal edilenlerin haykırışları acı birer çığlık olarak semada yankılanıyor ve içlerinden birçoğunun bu duruma isyan edip, canı pahasına bir direniş sergilemesi kaçınılmaz oluyor. Çoğu zaman ne acıdır ki, bu direnişin tarafları, aynı kıbleye yönelenler olabiliyor. -Günümüzde olduğu gibi.-

Bu durumu, bu kıyımı, bu iç acıtan görüntüleri kimileri elleriyle düzeltme çabası içinde olabiliyor. Kimileri dilleriyle bu duruma dur demekle yetiniyor. Kimileri ise, sadece buğz etmekle yetiniyor. Bu buğz edenlerde ise, elinden ve dilinden gerçekten birşey gelmediği için çaresizlik neticesiyle olurken, kimileri ise elinden birşey gelebildiği halde, bir şeyleri kaybetme korkusuyla yada dünyevi zevklerin isteğinin ağır basması ile küçük bir yüz buruşturma hali beliriveriyor ve bunların sayısı her geçen gün artıyor. İnsan olmayı sadece dünya nimetlerinden yararlanma olarak algılayan bu beyinlerin, zamanla bu kaosun, bu yıkımın, bu vahşetin mimarlarına dönüşemeyeceğini kim söyleyebilir? Bu döngünün, dünya varolduğu sürece devam edecek olması, büyük acıların hiç bitmeyeceği bir dünyayı, gelecek nesillere bırakıp kaçmış gibi tirajıkomik bir hale dönüşecek. Bu döngü bizden önce de var idi, bizden sonra da varolacağı kaçınılmaz bir gerçeklik olacak. Büyük Divan şairi Baki’ye; ”geleceği bilmek ister misiniz?”diye sorduklarında, onun da; ”Hayır istemem; çünkü geçmişten bir farkı yoktur.” diye cevaplaması bu döngüyü destekler niteliktedir ve bu durumun her geçen gün daha da kötüye gitmesi, birde kaynakların tükenme durumunun gerçekleşmesi halinde, yaşamın bundan daha iyi olacağını düşünmek saçmalık olur.

Geleceği görme, geleceği bilebilme, kimseye mahsus değildir, ama bu günü ve geçmişi okuyarak geleceğe yönelik tezler öne sürme hep varolmuştur. Diyojen’e; ”öldüğünde seni nasıl gömelim?” diye soran bir arkadaşına: ”Yüzükoyun gömün, yakında nasılsa herşey altüst olacak” derken, bu söyleminde haklı çıkmayacağını kim söyleyebilir?

Bu şer fikirlerin yarattığı kargaşaya, sessiz çığlıklarla ya da küçük çaplı eylemlerle ve zamanla unutulacağı gerçeğiyle hep bir kurtarıcı bekleme umudu taşırız. Bir umut taşımak güzeldir; ama umutlar hiçbir zaman bir vahşete dur diyemez.

Enver Karahan