Döngü Bacı

/ 21 Mart 2022 / 117 views / yorumsuz
Döngü Bacı

Elektrik kesildi. Elektriğin kesilmesiyle birlikte baraka ev karanlığa gömüldü. Odada bulunan herkes, kısa süreliğine bir körlük yaşamaya başladı. Elektriğin gitmesiyle karanlığa maruz kalıp küçülen gözbebekleri, geçen her saniyede büyüyor; gözler, yavaş yavaş görmeye başlıyordu. Sobanın içindeki odunların çıtırtısı odayı dolduruyor, sobanın üst deliğinden çıkan alev izleri, kırmızı kırmızı tavanda oynaşıyordu. Dışarıda hâlâ kar yağıyordu.

“Sema, kalk mumu getir!”
“Mum falan getiremem! Bekleyin, birazdan ceyran gelecek. Bugün beşinci defadır ceyran gidiyor. Birazdan gelir.”
Kısa süreli bir suskunluk oldu.
“Sen, anamın sözünü dinlemiyor musun? Yine zıvanadan çıktın! Ben seni hizaya getirtmesini bilirim!”
Evin erkeği konuşmuştu.
“Elleşme oğul!”

Evin erkeği, anasını dinledi; eşine ses çıkarmadı. Eşinin de bunu pek umursadığı söylenemezdi. Evin erkeği yerinden kalktı. Tövbe tövbe! deyip diğer odaya geçti. Kaynanası gelinine baktı. Sema, kaynanasının bakışlarını gördü fakat aldırmadı.

“Nene, bize bir masal anlatsana! Bize bir masal anlatsana!”
Küçük çocuk, yerinden kalktı, nenesinin yanına gitti, nenesinin kolunu çekiştirmeye başladı. Nenesi uyudu uyuyacaktı. Göz kapakları hafifçe kapanıyor, kendisini uykunun tatlı kollarına bırakmaya niyetleniyordu. Torunu, sürekli kolunu çekiştiriyor, onu rahat bırakmıyordu.
“Nenesi, oğluma bir masal anlat!”

Sema’nın sesi, kaynanasını kızdırdı. Kaynanasının yüzü gerildi. Ona kötü kötü baktı. Torunu, hâlâ kolunu çekiştiriyordu.

“Ben masal anlatayım, sen de bir tarafını devirip yat! Kalkıp oradan bir mum getirme! Sen de dur eşek sıpası! Aynı anan gibi huysuzlanıp durma!”
“Neneciğim, hadi masal anlat! Hadi masal anlat! Maaaasal! Maaaasal! Maaaasal!”
“Tamam, eşek sıpası! Kolumu çekiştirip durma!”
“Anlatacak mısın? Söz mü? Anlatacak mısın?”
“Söz! Söz! Anlatacam. Önce geç yerine otur! Kolumu da rahat bırak! Aynı anan gibi huysuzlanıp durma!”

Küçük çocuk, nenesinden sözü aldıktan sonra geçip yerine oturdu. Heyecanla nenesinin masal anlatmasını beklemeye başladı. Dışarıda kar yağıyordu. Uzaklardan köpek havlamaları geliyordu. Küçük çocuk, bazen ellerine bakıyor bazen bakışlarını tavanda oynaşan alevlere çeviriyordu.

“Hadi nene! Hadi anlat masalı!”

Nenesi, torununa masal anlatmak ve uykuya dalmak arasında gidip geliyordu. Torununa masal anlatmadan uyuyamayacağını iyi biliyordu. Torunu, asla ve asla onu uyutmazdı.

“Tamam, eşek sıpası! Acele etme! Anan seni doğuracağına keşke orası kuruyaydı da seni doğurmayaydı!”
Sema hiç oralı olmadı. Yüzünde banane tarzında bir ifade oluşmuştu. “Nenesi değil misin? Alt tarafı bir masal anlatacaksın,” diye mırıldandı.

Kaynanası, ona ters ters baktı. Torununa döndü. “Kulaklarını eyi aç balam!” diyerek masalı anlatmaya başladı.

“Zamanın birinde bir karı koca varmış. Bu karı kocanın şirin mi şirin, güzel mi güzel bir de kızları varmış. Anası, sürekli olarak ona, yavrucuğum, sakın dışarıya çıkma, devamlı bahçemizde oyna, bahçemizden ayrılma, diye tembihte bulunuyormuş. Tabii, çocuk hiç dinler mi anayı? O çocuk da senin gibi yaramazmış. Ne nenesini ne anasını dinlemiyormuş. Sürekli bahçeden ayrılıp dışarıya gidiyormuş. Yabancı kişilerle konuşup onlardan şeker alıyormuş. Anası her ne kadar onu uyarsa da o dinlemiyormuş. Çok yaramaz bir çocukmuş.”

Nenesi, ardı ardına öksürdü. Boğazından gelen balgamı yanındaki beze tükürdü. Bezi buruşturup yanına sokuşturdu. Nefes almaya çalıştı. İki dakika sonra nefesi normale döndü. Masalı kaldığı yerden anlatmaya başladı.

“Bir gün bu yaramaz çocuk, anasını yine dinlememiş, bahçeden çıkıp gitmiş. Evden biraz uzaklaşmış. O sırada karşısına ihtiyar bir kadın çıkmış. İhtiyar kadın, kızı sevmeye başlamış. Kıza şekerler vermiş. Kız da onu sevmiş. İhtiyar kadın kızdan bir şey istemiş: Ben ihtiyar bir kadınım. Kimsem yok. Ne oğlum var ne kızım var. Yürümekten ayaklarıma kara sular indi. Hele şu poşetler beni iyice yordu. Eskiden olsa beş altı defa çarşıya gidip gelirdim. Durmadan çarşıdan erzak taşırdım. Fakat şimdi ihtiyarladım. Kızım, bana yardım et de şunları eve götürelim. Evde sana daha güzel şekerlemeler ve çikolatalar verecem. Kız, bu sözleri duyunca nenesi yaşındaki ihtiyar kadına acımış. İhtiyar kadının poşetlerini taşımayı kabul etmiş. İhtiyar kadın ve kız, poşetleri birlikte taşıyarak evin yolunu tutmuşlar. Belli bir süre yürüdükten sonra eve ulaşmışlar. Kız, poşetleri ihtiyar kadının tarif ettiği yere bırakmış. Neneciğim, şekerleri ve çikolataları ver, ben gideyim. Annem merak eder, demiş. İhtiyar kadın, kızın yanına gelmiş. Elindeki mendil ile onun ağzını kapamış. Kız nefes alamamış. Bayılmış. Kız ayıldıktan sonra ihtiyar kadın, onun bir kolunu kırmış. Kırılan kolunu bezle bağlamış. Sonra onu dilendirmeye başlamış. Kız, kolu kırık bir şekilde dileniyormuş. Toplamış olduğu parayı her akşam o ihtiyar kadına veriyormuş. Bir gün kız dilenirken yanına bir karı koca yanaşmış. Karı koca, parayı kızın önüne bırakmış. Meğer o karı koca, kızın anası ve babasıymış. Ana ve babası, kıza hiçbir şey söylememişler. Kız da başını yerden kaldırmadığı için ana ve babasını görememiş. Akşam olmuş. Kızın dilenciliği bitmiş. İhtiyar kadın ile birlikte eve yürümeye başlamışlar. Bu sırada kızın ana ve babası, onları takip ediyorlarmış. Üstelik yanlarında da bir polis varmış. Kız ve ihtiyar kadın, eve gelmişler. İhtiyar kadın, iki kere üst üste bağladığı yazmanın düğümlerini açmış. Yazmayı iyice açıp yere sermiş. Kâğıt paraları bir çorabın içine, bozuk paraları ayrı bir çorabın içine koyuyormuş. Kız da bir köşede sessizce oturup onu seyrediyormuş. Sesini çıkaramıyormuş. Hatta bazı zamanlarda topladığı para az olduğu için, hem azar hem dayak yiyormuş. O sırada kızın ana ve babası sessizce eve yaklaşmışlar. Yeni geldikleri için evin kapısı açıkmış. Ana, babası ve polis içeriye girmişler. İhtiyar kadını yakalamışlar. İhtiyar kadın ne kadar da yalvarsa aman vermemişler. Daha sonra polis, ihtiyar kadını götürmüş. Kadın, hâkim karşısına çıkmış. Kadını zindana atmışlar. Kız da kurtulmuş. Ana ve babası, kızı sınıkçıya götürmüşler. Sınıkçı, kızın kırılan kolunu eski hale getirmiş. Ana, baba ve kızı dönüp eve gelmişler. O kadın da zindanda çürümüş. Ondan kalan altın, gümüş ve paraları fakirlere dağıtmışlar. Kimse onu sevmiyormuş. Daha sonra anneler, bahçeden çıkmaya çalışan çocuklarını, Döngü Bacı geliyor, diye korkutmaya başlamışlar.”
“Neneee! Ona Döngü Bacı niye demişler?”
“Şu sebepten oğul: Bu kadın hangi eve misafirliğe gitse arta kalan yemekleri yiyor; milletin bardağında kalan çayları içiyormuş. Bu yüzden neredeyse her kadın ondan nefret ediyormuş. Kendisini gariban gösterdiği için kadınlar ona kıyamıyormuş. O yine, misafirliklerde arta kalan yemekleri yemeye, bardaklarda kalan artık çayları içmeye devam etmiş.
Soyu kuruyasıca kâftar!”

Kısa süreli bir sessizlik oldu.

“Bak, sen de bahçeden sakın ayrılma! Eğer bahçeden ayrılırsan Döngü Bacı seni yakalar, eve götürür, kolunu kırar, dilendirir.”
“Ay nene, ben kız çocuğu muyum? Valla o Döngü Bacı’nın ağzını kırarım! Yumruğuma kimse dayanamaz!”
“Eşek sıpası seni!”

Gülüşmeler, odada yankılandı.

Sercan Yılmaz

Benzer Konular
Sabah Kahvesi
Aralık