Dile Gelmek / Mert Happy

Tost makinesi içindeki artık ekmek kırıntılarını tezgâhın üstüne atmaya çalışıyordu. Tost Makinesi: Yahu ne pasaklı bu kadın beni bu halde bırakıp gitti. Bunu alanın vay haline. Kahve Makinesi: Sen yine iyisin ya..

Dile Gelmek / Mert Happy
155 views

Tost makinesi içindeki artık ekmek kırıntılarını tezgâhın üstüne atmaya çalışıyordu.

Tost Makinesi: Yahu ne pasaklı bu kadın beni bu halde bırakıp gitti. Bunu alanın vay haline.
Kahve Makinesi: Sen yine iyisin ya bana ne demeli! Dün akşam yemekten sonra kahve yaptı sonra da döndü kıçını gitti. Öylece kaldım telveyle.
Fincan: İşi bitince beni de senin yanına koyuverdi. Pislikte kombo yapmaya çalışırcasına, sağımda solumda kırmızı ruju var. Hanım yanlış anlayacak.
Buzdolabı: Ne zamandır bira dışında bir şey de almıyor. Kafam sürekli güzel. Geçen gün bulaşık makinesini bana cilve yaparken gördüm. Meğerse tablet koymadan çalıştırmış onu da.
Bulaşık Makinesi: Tabletsiz çalıştırması mesele değil. O günden sonra içimdekileri hâlâ çıkarmadı. Bir de çay bardakları içimde ikide bir kavga ediyor, tazyikli su vermekten canım çıktı.

Bulaşık makinesinin içindeki tencere sesini duyurmak için var gücüyle bağırdı.

Tencere: Yahu ben anlam veremiyorum. Bu kadın yemek yapmasını falan bilmiyor. Doğru düzgün yemek yapmıyor ayda yılda bir yapıyor. Sonra da diğerleri ile birlikte atıyor beni bunun içine. Tablet de koymayı unutuyor, pisliğimle kalakalıyorum. Üstüne üstlük bunların yüzünden ben de ikide bir tazyikli su yiyorum burada.

Mutfaktaki curcuna devam ededursun. Oturma odasındakiler daha da bir yüksek sesle konuşuyordu.

Oturma odası:

Lamba: Beni yine açık unutup çıktı evden. Ay sonu fatura gelince de ben ne yaktım diyor. Çıkarken dönüp baksana bir içerde neyi unuttun diye. Fatura neyse de ben ödemiyorum nasıl olsa ama tüm gün ısınmaktan eriyip yere düşeceğim diye korkuyorum
Halı: Aman diyeyim lamba kardeş, kendin gibi beni de yakarsın. Zaten onun o kokuşmuş ayaklarını çekiyorum. Burnumun direği sızlıyor resmen.
Koltuk: Yahu seninki de dert mi? Üstüme kıçıyla oturuyor ben şikâyet ediyor muyum kokudan. Zaten koku neyse de hep benim üstümde artık kilo da almaya başladı, taşıyamıyorum. Geçen yaylardan birini kırdı etime nasıl batıyor bir bilseniz. Bu akşam o yayı onun poposuna batırayım da görsün.

Yemek masası ve sandalyeler kıkır kıkır gülmeye başladılar. Televizyon dönüp onlara baktı.

Televizyon: Neye gülüyorsunuz deyin hele lânet olası pislikler.
Yemek Masası: Bunun da kafa Netflix izlemekten gitti. Neye güleceğiz, koltuğa gülüyoruz. Yayı kıçına batırınca kendisini çöpte bulacak haberi yok. Şimdilerde kim bizleri hastaneye götürüp iyileşmemizi bekliyor ki. En ufak şeyde bizi mezarlığa atıp yerimize yenisini alıyorlar.
Televizyon: Bak işte bunu doğru söyledin Hüsnü komserim.
Yemek Masası: Dizi yıllarca yayınlanırsa olacağı bu.
Koltuk: Ben bunu hiç düşünmemiştim. Masa gerçekten haklı, beni hemen yarın atıp yerime yeni bir tane alır. Alır almasına ama o bakalım benim gibi onun poposunu rahat ettirecek mi?
Televizyonb Benim kafam da çok karışık. Sürekli değişik şeyler izliyor. Netflix’ten altyazılı dizi izlerken bir anda ne oluyorsa Akasya Durağı dizisini açıyor, beş dakika izliyor hop A Haber. Daha bir haber izlemeden Fox TV’’yi açıyor iki haber izlemeden kapatıyor beni. Hangi görüşe mensup olduğunu bir türlü kestiremiyorum. Anlamıyorum ne yapmaya çalışıyor.

Televizyonun söylediklerini dinleyen televizyon masası üstündeki kitap konuşmak için can atıyordu.

Kitap: Seni kapatınca beni alıyor eline. Ben de sanıyorum ki sende bulamadığını bende arıyor. Ama anladım ki öyle bir şey değil. Beni kitaplık rafından alalı bir ay olmuş ama şu an 10. sayfanın 23. kelimesinde.
Televizyon: Bir ay geçtiğini nasıl anladın?
Kitap; Saat söyledi.

Kendinden bahsedildiğini duyan saat girdi söze.

Saat: Galiba en rahatınız benim. Bana hiç dokunmuyor yeter ki pilim bitmesin. Biliyorum ki öyle bir durumda uzunca bir zaman öylece kalacağım. Sen hatırlarsın televizyon, bir ara pilim bitmişti de eylülde kapattığım gözlerimi bir sonraki senenin şubatında açmıştım.
Televizyon: (yüzünde tebessümle) unutur muyum? Sana pil taktığında aradan epey bir zaman geçmişti. Olup biteni tek tek anlatmıştık sana.

Saat: Bütün bunlar şu eline aldığı adına telefon dedikleri şeyden dolayı oluyor. Ondan dolayı gözü bizi görmüyor. Bizimle ilgilenmiyor. Hepimizden sıkılmış gibi bir hal içerisinde. Onda ne buluyor anlamış değilim. Ben ona zamanı gösteriyorum, Televizyon haberleri, kitap bilgileri veriyor ama yine de daha dün ortaya çıkan o şey, yüzyıllardır onun yanında olan bizleri unutturmaya yetti.
Televizyon: Kesinlikle sana katılıyorum. Bu cihaz olmadan önce eve gelir gelmez karşıma geçer uyuyana kadar bana bakardı. Bende ona bakardım. Dedem anlatırdı; eskiden, onların zamanında bir mahallede bir köyde dedemi açtılar mı bütün ahali onu görmek için toplanır, saatlerce gözlerini ondan alamazlarmış. Şimdilerde öyle mi? Ben açıkken bile gözü onda. Ben de sadece ses oluyorum evde.
Kitap: Eskiden bilgiyi bizden öğrenirlerdi. Benden, babamdan, dedemden, atalarımdan. Bilgiyi nesilden nesile aktararak bugünlere getirdik ama bugün yüzümüze bakan yok.
Saat: Hiç sorma onda saat var diye benim de yüzüme bakmıyor. Hatırlar mısınız bilmem, eskiden bizim altımızda bir de takvim olurdu, hani şu üstünde sayılar ve yazılar olan kâğıt düzinesi. Şimdilerde onu kullanmıyor artık çünkü o telefondan öğreniyor takvimi. Ah ne çok özledim onu ne çok dertleşirdik onunla.
Yemek masası ikisinin sözünün arasına girdi.
Yemek Masası: Ben de pek bir uyuz oluyorum ona. Yemeği getiriyor, yemek boyunca gözü onda sürekli bir şeyler karıştırıyor. Sonra da bütün yemeği üstüme döküyor. Dökmesi mesele değil bazen gözünü ondan hiç ayırmadan kalkıp gidiyor, beni öylece bırakıyor o halimle. Arada ne oluyorsa bir kahkaha atıyor ve bütün yedikleri üstüme dağılıyor.

Koltuk: Al benden de o kadar. Saatlerce üstümde onunla oynuyor. O varken her şeyi unutuyor.
Kapısı açık banyo bütün konuşmalara şahit olunca klozet yüksek sesle bağırdı
Klozet: Sizinki de dert mi? Daha bu sabah geldi bağırsaklarını boşaltı elinde o lânet şeyle sifonu çekmeyi unuttu öylece kaldım pislikle
Duş kabini kahkahalarla gülmeye başladı. Gülmesi bitmeden;
Duş kabini: Bende hiç öyle bir sorun yok. Kullandığı cihaz suya dayanıksız, benim yanıma o olmadan geliyor. Hoş benim yanıma gelince yanında hiçbir şey olmuyor ya.
Cümlesini bitirince kıkır kıkır gülmeye devam etti.
Klozet: Gülüyorsun da en son ne zaman seni temizledi? Kireç içindesin.
Duş kabini: Ben halimden memnunum, siz düşünün.

Yatak odası bu sohbete dâhil olmak istiyordu ama yatağın hali berbattı konuşacak halde değildi. Yatağın yanı başında duran prizde takılı olan şarj cihazı girdi söze.

Şarj Cihazı: Benim elektriğimi en son ne zaman kesti hatırlamıyorum. Sürekli bu haldeyim. Bir de o lânet olası telefon akşamları o uyuduktan sonra başlıyor o gün içinde gezdiklerini, yaptıklarını anlatmaya. Nefret ediyorum ondan.

Televizyon: Geçen gün zigon sehpanın üstünden pis pis gülerek “N’apıyorsunuz evde kalmışlar!” dedi dalga geçerek.

Ara koridorda asılı duran (yamuk) tablo bir iki cümle kurmak istedi.

Tablo; Bundan yaklaşık iki hafta kadar önce yine o elindeki cihazla yanımdan geçerken dalgınlıkla omzu bana çarptı. O günden bu yana bu duvarda yamuk bir şekilde asılı duruyorum. Şu an her şeyi sağa yatık görüyorum. O günden beridir kafasını ondan kaldırmadığı için de benim halimi görmüyor.
Buzdolabı; Galiba hepimizin derdi ortak.
Tost Makinesi; Evet. Şu cihaz, adı her neyse.

Bulaşık makinesi olup biten konuşmaları içindekiler de duysun diye kapağını açtı. İçindeki bardaklardan biri hararetle atıldı söze.

Su Bardağı; Onu yakaladığım yerde öldüreceğim. (sesi titriyordu) Geçen gün hepiniz bilirsiniz, su içmek için karımı almıştı, yine o şeyle ilgilenirken fark etmeden benim karımı yere düşürüp paramparça etti.

Bütün evi derin bir hüznün sessizliği kapladı. Hiçbiri ne diyeceğini bilmiyordu. İçlerindeki en akıllı şey televizyondu. O da bir çare bulmak istiyordu ama ne yapacağını bir türlü bilemiyordu.

Televizyon: Tek bir kurtuluşumuz var.
Devamında sustu, düşünüyormuş gibi görünmek istiyordu. Bütün ev ahalisi onu beklemeye başladı.
Klozet: Nedir?
Televizyon: Ondan kurtulmak için plan yapacağız, aklımda bir şey var. Şimdi anlatıyorum, iyi dinleyin, aklınıza yatarsa uygularız. Tamam mı?
Bütün ev ahalisi tamam diyerek onayladı televizyonu.
Televizyon: Bu kızın akşam gelir gelmez bir rutini var. Üstünü değiştikten sonra sürahiden suyunu doldurup yarısını içiyor, diğer yarısını zigon sehpaya bırakıyor. Daha sonra da duşa giriyor ve telefon sehpanın üstünden su bardağının yanında kalıyor. Bugün geldikten sonra yine aynı şeyleri yapacaktır. Hepimiz onun duşa girmesini bekleyeceğiz. O duşa girip kendi kendine şarkı söylemeye başlayınca zigon sehpa sağa sola öne arkaya doğru sallanacak ve su bardağı üstüne devrilecek ve onu bozacak. Duş kabininin ne dediğini hatırlayın. Cihaz suya karşı dayanıksız. Fakat şöyle bir durum var; su bardaklarından biri kendisini feda etmek zorunda. Bunu kabul ediyor musunuz? (Bağırarak)
Plan çok güzel göründü hepsine ama şimdi su bardaklarının bir karar alması gerekiyordu. Hepi topu üç kişilerdi. Eşi kırılan bardak;
Su Bardağı: Ben seve seve yaparım, o benden eşimi aldı.
Diğer iki bardak bir an için tereddüt ettiler. Sonuçta hangisinin alınacağı belli değildi ama bu cihaz yüzünden onlar da her an kırılabilirlerdi.
Bardaklar: Biz de kabul ediyoruz.
Televizyon: O zaman herkes hazır olsun.
Operasyon Zamanı:

Kız kapıyı açtı o esnada, telefonla konuşuyordu. Duvarda yamuk duran tabloyu yine fark etmedi. Kısa süre sonra konuşması bitti, üstünü değiştirdi. Mutfağa gitti. Mutfak dolaplarını açtı. Orada bardak bulamayınca bulaşık makinesini açtı ve rastgele bir bardak aldı. Aldığı bardak kırdığı bardağın eşiydi ve neredeyse sevinç çığlığı atacaktı içerdeki bardaklar derin bir nefes aldılar. Suyunu doldurup mutfak tezgâhına dayanıp yarısını içti. Sonra oturma odasına gidip yarısı dolu bardağı zigon sehpanın üstüne bıraktı. Kısa bir süre telefona göz gezdirdi. Banyoya yöneldi, suyu açtı ve su ısınana kadar telefonda vakit geçirdi. Telefonu zigon sehpanın üstüne bırakıp banyoya yöneldi. Planları tam da istedikleri gibi işliyordu. Biraz sonra duştan şarkı sesleri yükselmeye başlamıştı. Artık hareket zamanıydı.

Televizyon: Şimdi! dedi.

Zigon sehpa sallanmaya başladı. O anda bir şeylerin ters gittiğini anladı telefon.

Telefonb Ne oluyor? Ne yapıyorsunuz?
Su Bardağı: Bittin sen!

Telefon başına gelecekleri anlamıştı. Kurtulmak için zil sesini açtı ve acı acı çalmaya başladı. Bir an önce sesini duyurmak istiyordu ama banyodan su ve şarkı sesleri yükseliyordu.

Sehpa biraz daha sallandı. Bardak bütün ağırlığıyla kendisini üstüne doğru yıkmaya başladı. İçinde en küçük bir korku yoktu. Karısı kırıldığından beri kırılmak için her yolu denemiş gene de kırılmamıştı ama şimdi daha kutsal bir görev için kırılacaktı: İntikam.

Bardak büyük bir gürültü ile düştü ve kırıldı. İçindeki su telefonun üstüne boca oldu. Bir insanın boğulma sesine benzer sesler çıkararak ışığını kapattı telefon. Başarmışlardı. Sevinç naraları atmak istiyorlardı.
Duştan çıkıp bornozuyla o manzarayı görünce neler olduğuna anlam veremedi. Deprem mi oldu acaba, diye düşündü. Sular içinde kalan telefonu eline aldı ve güç tuşuna bastığında hiçbir aksiyon alamadı, şarj deliğinden sular damlıyordu. Ölmüştü. Yapacak bir şey yoktu. Üstünü değiştirdi. Etrafı topladı, kırılan bardağı çöpe attı. Bulaşık makinesindeki bulaşıkları boşalttı. Kahve makinesi ile fincanı yıkadı. Telefonu olmadığı için dışarıdan yemek söyleyemedi. Bu yüzden yemek yaptı. O akşam yemek masasına tek bir kırıntı bile dökmedi. Yemekten sonra canı sıkılmasın diye evi temizlemek istedi. Banyoya doğru giderken aradaki yamuk tabloyu fark etti. Onu düzelti ve uzun uzun ona baktı. İlk defa görüyormuş gibi hayran hayran bakıyordu. Baktığı tablo Van Gogh’un Yıldızlı Gece tablosuydu. Mavi hatlar üzerindeki sarı yıldızları izledi. Yıldızlar kayıyormuş gibi geldi ona, içinden dilekler tuttu. Tablodan mutlusu yoktu, fark edilmişti. Daha sonra banyoya gitti. Klozeti deterjanlarla bir güzel yıkadı ve pırıl pırıl yaptı. Mis gibi hissetti klozet kendisini. Ondan sonra duş kabinini yıkadı uzun uzun, her yerini sert fırçayla temizledi. Yatak odasına geçti. Yatağını topladı, sağa sola attığı çamaşırlarını topladı, katladı yerlerine kaldırdı. Uzun zamandır prizde takılı olan şarj cihazını çıkardı. Evin tüm temizliğini yaptıktan sonra televizyonun karşısına geçti, birkaç saat boyunca izledi. Uyumadan önce kitabı alıp yatağına girdi ve uyuyana kadar kitap okudu.

ERTESİ GÜN

Buzdolabı: Aferin sana televizyon bizi büyük bir beladan kurtardın.
Televizyon: Hepimiz için en doğrusu buydu.

Hepsi hep bir ağızdan şarkılar söylediler. Tüm gün boyunca kahkahalar attılar. Gülüştüler.
Akşam kapı açıldı ve kız içeri girdi.
Evet anne dün üstüne su döküldü, bozuldu telefonum, ben de yenisini aldım.”

Mert Happy

[button url=”https://www.besincisanat.com/category/mert-mutlu/” target=”true” text=”Yazarın diğer yazıları için tıklayınız… ” class=”mavi” size=”small”]

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.