ÇÜRÜME

/ 21 Şubat 2021 / 152 views / yorumsuz
ÇÜRÜME

An gelir ki, parmak uçlarının saç diplerinde birleştiği o acı kavuşmanın, yüzünde yaşattığı gerilmenin bıraktığı izle, aynaya yansıyan aciz tavrının, gözlerinin her bir boşluğunu doldurduğu o an, geçmişe yapılan bir yolculuk gibidir ve sorgulamanın ilk adımı atılmış olur. Şimdi arkana yaslan ve bir sonraki sorgulamanın zamanı gelinceye kadar aynı şeyleri tekrarlamanın çaresizliğini yaşamaya devam et. Bunları, onlarca, yüzlerce kere tekrarla. Tek bir bedende, tek bir bilinçle, yüzlerce duygu durumunun ağırlığını taşımaya devam ederken, bu duyguların özüne, temeline inmeye cesaret edebilirsen, sadece nefes alıp veren bir canlıdan öteye gitmenin katlanılmaz ağırlığının altında ezilmen için bekleyenlerin bakışlarından korunmak için, elinde bir kalkanın olmadığına hayıflanmanın üzüntüsünü içinde yaşaman gerektiğini hatırlatan nasihatlere ihtiyacın olacaktır. Ve yorgunluk sadece bedenine değil; ruhuna, bilincine bir sarmaşık gibi dolanıyor. Yorulduğunu anladığın o an uyku molası. Sonra rüyalar, kabuslar, bilinçaltı, Freud ve tekrar uyanış; ya da yaşam molası.

Kimim ben? Hatırlayış… Yavaş yavaş bedenini tanıma, esneme, gerinme, ismini mırıldanma… işini, yaşını ve aynalarda uzun bir seyrediş. Kırışık göz altlarının içinde, sana göre koca bir hayat. Aynaya yakınlaşma ve çizgilerin gittikçe büyümesi… yutulma korkusu… Behram’ın dilinde kısık bir sesle bir cümle, hava boşluğunda pervasızca geziniyor: ‘’Bazı şeyler, uzaktan daha güzel.’’

Behram, İstiklal Caddesi’nin beton zemininde, insan kalabalığının arasında yürürken aklındaki soruların cevabını burada bulur muyum ümidinin hamallığını yapmakla meşguldü. Odaklanma sorunu yaşamasına tek sebep, yüzlerce surat ifadesinin, (çoğu da zoraki gülümsemeler) beyninin içinde küçücük bir odacıkta hapsetmek zorunda kalıyor olmasıydı. Onları oradan defetmek için bilincinde çetin bir savaş veriyordu. Bir meydan muharebesi gibi, karşıt bedenlerin yakın bir temas halinde olduğu eski çağ savaşlarını andırıyordu. Bu yürüyüşten keyif almayan bir tek Behram’dı. Sırtını duvara yaslayıp, göğsünün hızlı hızlı inip çıkmasına endişeli gözlerle bakıyor, sanki yüzmek için hazırlık yapan bir yüzücünün pozisyonunu alıp yürüyüşüne devam etmek için uygun zamanı kolluyordu. Vazgeçiş…biraz daha soluklanma hissi ve hep sanki tüm gözler kendi üzerindeymiş gibi normal davranma zorunluluğu. Saatine bakıyor ve öğle molasının bitmesine daha yarım saat olmasına rağmen çalıştığı daireye biran önce gitmek için geldiği yöne doğru tüm bedenini çeviriyor, ve kalabalığın arasından hızlıca yürüyüp gidiyordu. Kalabalığın arasından zikzaklar çizerek ilerleyişi o kadar çok göze batıyordu ki, onu gören herhangi biri, önemli bir işi varmış gibi algılamasından ziyade, kalabalıktan kaçan bir kedinin ürkekliğini yansıtıyordu.

Yangın merdivenini sigara molası için kullanan bir tek Behram değildi. Belli bir sıralama olmadan isteyen istediği zaman ya kahve içmek, ya sigara içmek; ya da özel bir şey konuşmak için kullanır burayı. Soluklanmak, kaçış, biraz dedikodu ya da duygusal yakınlaşma. Behram kapıdan girdiğinde duygusal yakınlaşan bir çift suratları asık bir halde yanından hızla geçtiler. Behram’ın omuzunda öfkeli bir rüzgar, biraz sarsılma ve suçlanmış hissi. Siyah demir yığını ile baş başa kalış.

Behram, bir eliyle sigarayı eziyor, diğer eli alnının saç dipleriyle buluştuğu bir noktada, kabuk tutmuş küçük bir yarayı yolmakla meşgul. Gözleri ayak ucunda öylece sabit, istemsizce oynayan dudağının yan tarafı ve yolduğu kabuğun bedeninden vedalaşırken usulca ayak ucuna düşüşünün verdiği rahatlama. Sanki ruhu bedeninden sıyrılmışçasına bu saçmalıkların son bulmasından ötürü yaşadığı sevinç. Benzeşme, saçma ve hiçliğin üçgeninden bir anlığına kurtulma hissi. Kahverengimsi kabuğun ayak ucundaki acizliği ve mırıldanma… ‘’Ne kadar da ben kokuyor.’’

Behram tekrar çalışma masasına dönüyor, ‘’Önümde yığılı evrakların bir çakmaklık işi var, sonra tüm dosyalar ve tüm işyeri. İçindekilerle birlikte ve benimle birlikte.’’

Bir düzine masa, bir o kadar çalışan insan, alt kat, üst kat, yoğunluk; evraklar, dosyalar, raflar, iç içe insanlar, sosyalleşmiş insanlar ve hareket halindeki çene kasları, Behram’ın gözünde devleşiyordu.

Eve dönüş yolunda Behram otobüste yol boyunca cama başını dayamış bir görüntüden ibaret. Ne önünde ne de arkasında konuşulanları anlayabiliyor. Ağır çekim ses efekti gibi, Behram’a, kulaklarını tırmalamaktan başka bir şey hissettirmiyorlar. Akşamın saat bilmem kaçı, takvimlerden zaten hiç haberi yok. Önemsizlik ise Behram’ın son üç yılının davetsiz misafiri. Işıklı caddeler, sokak satıcıları, mağazalar, vitrinler. Tabela okuma takıntısı fark ediş ve gözleri başka şeyle meşgul etme hissi. Köşe başında bir kaç genç hararetli bir şeyler konuşuyor. Ne kadar da önemli olduğu dev çenelerinden anlaşılıyor. Kasap dükkanı önünde bekleyen masum bakışlı kediler. Müthiş bir oyunculuk. Et kokusu doluyor otobüse. Et kokusu duruyor, otobüs gidiyor. Işıklar, otobüs duruyor; insanlar nizami olarak karşıdan karşıya geçiyor. Et kokusu gidiyor, otobüs gidiyor. Behram, başını cama dayamış bir halde uyukluyor. Uyanış, son durak. Ev iki sokak ileride; Behram iki sokak geride. Ciğerlere doldurulan bir hava ve adımlama. Eve gitmekten başka bir alternatifi olmayan bir beden. Evde bekleyen bir yalnızlık; ne konuşur, ne dokunur. Sadece ve sadece evi işgal etmiş bir cani.

Enver Karahan