Charles Dickens – Hayatı, Kişiliği ve Edebiyata Katkıları

/ 1 Mayıs 2021 / 23 views / yorumsuz
Charles Dickens – Hayatı, Kişiliği ve Edebiyata Katkıları

Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, Aydınlık mevsimiydi, Karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana – sözün kısası, şimdikine öylesine yakın bir dönemdi ki, kimi yaygaracı otoriteler bu dönemin, iyi ya da kötü fark etmez, sadece ‘daha’ sözcüğü kullanılarak diğerleriyle karşılaştırılabileceğini iddia ederdi.”

İki Şehrin Hikayesi / Charles Dickens

Charles Dickens şubat 1812’de Portsmouth’da dünyaya geldi. Babası bir donanma bürosunda memur olan Dickens’ın, ailesi babasının farklı yerlere tayini çıkması üzerine sürekli taşınmak zorunda kalmıştı. Başlangıçta soylu bir yaşamdı fakat maddi sorunlar daima gözlerinde büyüdü. Ailesi makul ücretleri karşılayamadığından henüz 10 yaşındayken okulu bırakmak zorunda kalıyordu. Boya fabrikasında çalışmaya gönderilen küçük Charles günde 10 saatten fazla çalışıyordu. Birlikte çalıştığı insanlar kötü ve zorbaydı. Dickens, zaman zaman sebebi bilinmeyen krizler geçiriyordu. Bu krizlerinin sebebinin, dadısının anlattığı korkunç masallardan kaynaklandığı düşünülmektedir. Hayal gücü yüksek ve naif bir çocuk olan Dickens sekiz yaşındayken evin tavan arasında bulduğu, Cervantes, Henry Fielding gibi yazarların kitaplarını ve Binbir gece masalları kitabını okumuş olmasının yanında, kitaplardaki karakterleri dekorundan kıyafetine kadar canlandırmaya çalışıyordu.
Dickens’ın çocukluğundaki kırılma noktası babasının borcu yüzünden tutuklanması olmuştu. O zamanlar borçlular borcunu ödemeye başlayana kadar alacaklılar tarafından aileleri ile birlikte hapsedilebilirlerdi. Tüm aile korkunç Marshalsea hapishanesine taşınırken Charles Dickens ailenin yakın dostları sayesinde sokakta kalmaktan kurtuluyordu ve hapishanenin yakınlarında kalan Charles berbat işine devam ediyordu.
Dickens, İngiltere’de 19.yy başlarında hayatın gerçeği olan yoksul evlerin, kötü çalışma koşullarının, borçlu hapishanelerinin herkes tarafından bilinmesi için çaba sarf ediyordu.
Charles Dickens 15 yaşına geldiğinde bir noterin yanında stenografi öğreniyordu. Stenograf olarak çalışmaya başlayan Dickens, çok çalışkan olduğu için iş hayatında hızlı yükselen şansı elde etmişti ve parlamentoda zabıt katipliğine kadar yükselmişti.

Edebi Kişiliği


Charles Dickens, parlamentoda stenograf olarak çalışmaya başladığı zamanlarda sadece gelirini biraz arttırmak amacıyla bazı küçük taslaklar yazmayı denedi. Boz’un Karalamaları olarak bilinen eseri 1836 yılında yayımlandı. Bir yayıncının ricasını kırmadı ve bir kulübü hicveden yazılar yazdı ve başarılı oldu. 1837’de Mr. Pickwick’in maceraları yayımlandığında büyük bir üne kavuşan Dickens, ulusal bir yazar haline geldi. Yetimhanede büyüyen bir çocuğun hikayesinin anlatıldığı Oliwer Twist 1938 yılında yayımlandı. Devam eden yıllarda ise Nicholas Wickleby ve Bornaby Rudge adında tarihi romanı yayımladı. Amerika’ya yaptığı yolculukta edindiği gözlemleri Amerika’dan Notlar adıyla yayımladı.
Charles Dickens’ın yarattığı karakterler tüm dünyayı dolaşıyor, ünü dalga dalga yayılıyordu. Okurlarıyla yüz yüze gelme kararı alıyor ve hikayelerini salonları dolduran kalabalığa karşı okuyordu. Onun bu kararında İngiltere çalkalanıyor, tüm okurlar akın akın salonlara koşturuyordu. Salonlar küçük geliyor ve bir kiliseyi okuma salonuna çevirdiklerinde Dickens vaiz kürsüsündeki yerini alıyordu. Ve artık Charles Dickens bütün İngiliz dünyasının en sevilen, en çok hayranlık duyulan, en çok saygı gösterilen hikayecisi olma onuruna erişiyordu. Dickens, yazıyla resim çizerdi adeta. Ayrıntıları o kadar gerçekçi anlatırdı ki yaşadığı duyguyu olduğu gibi okuyucuya geçirmeyi başarır. Elbisedeki lekeden mahcubiyetin hareketini yakalar; parmakların hareketinden, bir gülümsemeden beliren gölgelenmeye temas ederdi. Zamanında yaptığı stenograflık işinden dolayımı bu özelliği kazanmıştı bilinmez ama edebiyat dünyası büyük bir yazar kazanmıştı. Bu bilinen bir gerçekti.
Stefan Zweig, Charles Dickens için şu ifadeleri kullanır:

Dickens, içsel gayesiyle çağının zihinsel ihtiyacını bütünüyle karşılayan yüzyılının tek büyük yazarıdır. Onun romanı o dönemin İngiltere’sinin zevkiyle mutlak bir biçimde örtüşür, onun eseri İngiliz geleneğinin maddeleşmesidir: Dickens, Manş Denizi’nin ötesinde yaşayan 60 milyon insanın nüktesi, gözlemi, ahlakı, estetiği, zihinsel ve sanatsal içeriği, tuhaf ve bize genellikle yabancı olan, genellikle özlem duyulan sempatik yaşam duygusudur.


Charles Dickens, 1840 yılında Antikacı Dükkanı kitabını yayımlıyor ve bu eseri ölen baldızına hitafen kaleme alıyordu. 1843 yılında yazdığı Bir Noel Şarkısı isimli kitabıyla başarısını devam ettiren yazar daha sonra az bilinen eseri Martin Chuzzlewit’i yayınladı. Bu eserinde Amerika gezisindeki gözlemlerinden parçalar bulunmaktadır. 1850 yılında kendi hayatı ve çocukluğunu anlattığı kitabı David Cappirfield’i yayımlayan Dickens, 1853 yılında ise Kasvetli Evi yayımlıyordu. Dickens bu eserinde Victoria devrinin kötü ahlakçılığını eleştiriyordu. Yoğun bir iş temposunun ardından 1854 yılında ise Zor Yıllar kitabını yayımladı.


1859 yılında dünya çapında çok satanlar arasında ilk sırada olan İki Şehrin Hikayesi kitabını yayımlıyor, 1861 yılında ise Büyük Umutlar adlı eserini tamamlıyordu. 1865 yılında ise Müşterek Dostumuz adlı kitabını tamamlayan Dickens artık kendini yorgun ve bitkin hissetse de çalışmaya ara vermiyordu. Ama yazarlıkta yolun sonuna geldiğini hissediyordu. Charles Dickens, romanlarının sonunda net sonuçlar sunar. Sadece The Mystery of Edwin Drood romanı dışında. Romanda yetim Edwin’in gizemli bir biçimde kayboluşunu ayrıntılı olarak anlatır. Fakat roman bitmeden Dickens vefat eder ve ortada gizemi çözen hiçbir not bulunmaz. Okuyucular katil olarak kimin tasarlandığını ve Edwin Drood’un en başından beri öldürülmüş olabileceğini tartışırlar.
İngiliz edebiyatının en büyük isimlerinin başında gelen Charles Dickens, Tolstoy, Dostoyevski ve George Orwell gibi büyük yazarları etkiledi. Yazdığı İki Şehrin Hikayesi, dünya çapında çok satan tek kitap oldu. Hiçbir zaman pes etmeyen Dickens, kendi hayatını kendi kazandı. Girdiği her işin altından kalkmayı bilen dürüst sevecen bir insandı. Dünya çocuklarının kendisi gibi zor şartlar altında büyümesini istemeyen Dickens bunu eserlerinde hep vurguladı. Eserleri üzerinde yazmadığı zamanlarda ya uzun yürüyüşlere çıkar ya da, at sürerdi. Küçüklüğünden beri yaşadıkları üzerinde düşünür, hep kendi hayatından ilham alırdı. Eserlerinin çoğunda da bunu görmek mümkündür. Kitaplarında yoksulluğu, çocukların acısını, sosyal yaşamda acı çeken insanların yanında olmaya karar vermiş, insanlara bu kötülüğü hoş gören herkese savaş açmıştır.

Kişiliği

Charles Dickens, piknik yapmayı, parkta kriket oynamayı, yeni bir papyon için alışverişe çıkmayı, ateş başında oturmayı, akşam yemeğinde arkadaşlarıyla olmayı, sıcak battaniyeleri ve tatile çıkmayı severdi. Dickens son derece üretkendi, kitaplarını seri olarak yayımlamanın yanı sıra, telif hakkı yasaları, satış rakamları ve kar marjlarından endişe duyardı. Dickens sadece kitap satmakla yetinmek istemedi. O dünyada ki bazı şeyleri de değiştirmek istedi. Yazılarında, yoksulları koruma kanunu, kötü devlet okulları, önlenemeyen adam kayırma gibi yanlış giden birçok konuya dikkat çekiyordu. Dickens başkalarının acılarına çok duyarlıydı ve dünyaya yardım etmekte istekliydi. Dickens işinde son derece özenliydi. İşini bitirene kadar yatmazdı. Sabahları ise öncelikle işini düşünürdü. Ailevi konularda ise işler hiç iyi gitmemişti. Ne iyi bir baba olabilmişti ne de iyi bir eş. 20’li yaşlarında Catherine Hogorth ile evlenen Dickens’ın sekizi hayatta kalabilen on çocukları olmuştu. Yıllar geçtikçe eşini sıkıcı ve pasif bulan Dickens, 40’lı yaşlarında 19 yaşındaki aktris Ellen Ternan’a aşık olmuştu. Fakat halkın gözü önünde olduğu ve tepki çekeceği içim adım atamadı. 20 yıllık beraberlikleri ise eşinin onu terk etmesiyle bitmiş oluyordu. Dickens ona aylak gözüyle bakan ve onu her zaman sömürmeye hazır çocukları tarafından umursanmıyordu. Çocukları içki ve kumara fazlasıyla düşkündüler.
Dickens uzun ve acılı geçen çocukluğunu hiç unutmuyordu. Romanlarıyla bütün yoksul ve terkedilmiş çocuklara yardım etmek istiyordu. Çünkü kendisi de ilgisiz, sevgisiz ve ihmal edilmiş bir çocukluk geçirmiş ve haksız acılar çekmişti. Maddi ve manevi olarak orta halli yaşamın dışına çıkan her şey ona antipatik geliyor, sadece ortalama olanı seviyordu. Zengin ve aristokratlara imtiyazlı davrananlara karşı hoşgörüsüzdü ve bunu da eserlerinde işlemekten kaçınmıyordu. Acılar içinde geçen çocukluğunda sadece küçük insanlardan iyilik görüyordu ve bu iyiliklerinin karşılığını ödemek istiyordu.
Yaşamı boyunca köleliğe karşı olan Dickens eserlerinde yoksulluk kavramını işlemiştir. Kahramanlarını hayatın içinden seçen Dickens, iş hayatına küçük yaşta atılmış olması ve işçilerin yaşamlarına yakından tanık olması bunda etkili olmuştur. Roman, şiir ve oyun türünde eserler veren Dickens aynı zamanda toplumsal eleştirmen kimliğiyle de tanınmıştır.

Dickens, 8 Haziran 1870’de 58 yaşındayken klasik yoğun bir iş gününün ardından evinde hayatını kaybetti. Dickens öldüğünde Winchester piskoposu, kitaplarının rahatlıkla her çocuğun eline verilebileceğini söylemişti. Çünkü gayri ahlaki bir unsur barındırmayan eserlerinde en sapkın karakteri bile zararsız olarak aktarılmıştır.

Enver Karahan

  • Kaynakça:
  • Stefan Zweıg, Üç Büyük Usta, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2008