Cemre ve Güneş

/ 4 Nisan 2022 / 21 views / yorumsuz
Cemre ve Güneş

İnsanlar başında durmuş sürekli bir şeyler konuşuyorlardı. O, bu konuşulanların hiçbirini
anlayamıyordu. Çünkü o kadar çok ağrıyordu ki vücudunun her yeri, acıya daha fazla dayanamadığı için gözlerini kapatmayı denedi, uyursam belki geçer diye. Bir veteriner muayenehanesinin sedyesi üzerinde başını ellerinin üzerine koymuş vaziyette bekliyor, ağrıdan sızlayan bütün kemiklerinin acısını tek tek hissediyor, inliyordu sessizce. Konuşmaları duyuyor ama algılayamıyordu.

Sahibi Cemre nerelerdeydi acaba? Şu an tek ihtiyacı olan şey onun sevgisiydi. Cemre onun tüm ağrılarını iyileştirirdi, bunu biliyordu. Veteriner hekimin yaptığı ağrı kesici iğne etkisini göstermeye başlamış, hafif uyku haliyle birlikte biraz olsun rahatlamış hissediyordu şimdi.
Cemre’nin kokusunu duyabiliyor ama nerede olduğunu tam bilemiyordu. Ah keşke şu sedyeden atlayacak kadar gücü olabilseydi. Hemen onu bulur ayaklarının dibine kıvrılıp yatardı. Ağrısı olsa bile hissetmezdi sevgiden. Olsun yine de buralardaydı ya, bu bile yeterdi ona. Bırakmazdı Cemre onu bundan emindi. Her zamanki rutin aşılarından birini yaptırmak için gelmişlerdi veterinere ama bu sefer hiç de öncekiler kadar çabuk hallolmamıştı işler. Hem ağrıları çoktu, hem de veteriner endişeli gözlerle arada bir ona bakıyordu. Yanındaki
asistanlarına durmadan talimatlar veriyor, sürekli ilaç ayarlamaları yaptırıyordu. Bu ağrılardan da anlıyordu ki, bu defa ciddi bir durum vardı.

Cemre ile bundan beş yıl önce tanışmışlardı. Güneş, küçüktü o zaman daha. Sekiz ay olmuştu bu dünyaya gözlerini açalı. Ama zavallının başına çok işler gelmiş, anne ve babasını ormanda kaybetmiş, bir daha da onları görememişti. Orada burada, başıboş bir Golden yavrusu olarak dolaşırken, bir gün belediye görevlileri gelmiş ve onu barınağa götürmüşlerdi. Sokaklarda gezmekten barınakta olmak daha iyiydi, en azından karnı doyuyordu ama onun istediği karnını doyurmaktan çok, ruhunu doyurmaktı. Annesi ve babası ile ne kadar mutlulardı oysa ki, ormanda koşup oynar, annesi ve babası da onu hem eğlendirir, hem de karnını doyururlardı. Bir gün ormanda anne ve babasıyla hep bulundukları yerden bir kelebeği kovalarken ayrılmış, kelebek kendi yoluna gittiğinde de yolunu kaybetmiş bir daha geri dönememişti. Barınakta olduğu sürede hep bunları hayal eder, bazen sevinir, bazen hüzünlenirdi.

Barınağa geldiğinin beş ya da altıncı ayıydı. İnsanlar ara sıra gelir, barınaktaki hayvanlardan birini sahiplenir ve götürürlerdi. Orada bulunan tüm arkadaşları gibi Güneş de onların gözünün içine, “beni alın” dercesine yalvararak bakardı. Gelen insanlar bir arkadaşını alıp gittiklerinde Güneş, kendini almadıkları için üzülse de, sahiplenilen arkadaşının adına sevinirdi bir yuvası olacağı için. Yine böyle bir günde Güneş, kafesinde dolanıp duruyor, yemeğini yemiş bahçeye çıkma saatinin gelmesini bekliyordu. O anda barınağa gelen birilerini gördü. Barınaktan içeri girmişler, onun kafesine doğru geliyorlardı. Baba kız olduklarını tahmin ettiği kız, babasını geride bırakıp koşarak Güneş’in kafesinin yanına gelmişti. Kızın geldiğini gören Güneş’in içinde birdenbire bir şeyler kıpırdandı sanki. Kuyruğunu sallamaya ve sevimli hareketler yapmaya başladı. Gelenler Cemre ve babasıydı. Göz göze geldiklerinde Cemre ve Güneş’in kalplerine inen sevgileri daha o anda mühürlenmişti. Cemre, babası yanına gelir gelmez yalvarmaya başladı: “Başka köpek istemiyorum baba lütfen bunu alalım” diye. Baba için Cemre’nin her söylediği emir gibiydi, kızını çok sevdiğinden. İşlemleri çabucak halledip, Güneş’i aldılar.

Güneş ismini ona barınakta gönüllü olarak çalışan Esma Teyze koymuştu. Güneş de adına
tepki veriyor ve ismini seviyordu. Cemre ve babası bu ismi öğrenince onlar da çok sevdiler.
Güneşle birlikte arabalarına binerek evlerine gitmek için yola çıktılar. Güneş, eve gidene kadar hiç inmedi Cemre’nin kucağından. Sanki yıllardır birbirlerini tanıyor gibiydiler. Cemre de çok mutlu olmuştu. Yol boyunca hiç susmamış, babasına teşekkürler yağdırmıştı.

İşte o günden sonra, Cemre ve Güneş bir saniye bile ayrılmadılar birbirlerinden; evde, okulda, bahçede her an birlikteydiler.

Sedyenin üzerinde iğnenin rahatlatan etkisiyle hayallere dalan Güneş, tüm bunları düşünürken veterinerin Cemre ile konuşmasını duyarak kulaklarını dikti, daha iyi duyabilmek adına. Veteriner anlatıyor Cemrenin ağlama sesleri geliyordu sürekli. Veteriner;

“Anlıyorum Cemre bu çok zor bir durum ama bunu yapmazsak Güneş’in daha fazla acı çekmesine yardım etmekten başka bir şey yapmış olmayacağız. Sen izin vermeden bunu yapmak istemiyorum. Güneş, ne yazık ki kanser ve hastalık çok ilerlemiş durumda, onu
kurtaramayacağız madem en azından daha fazla acı çekmesini önleyelim. Ötenaziyi senin iznin olmadan yapamam. Lütfen Cemre, düşün ve kararını bana bildir” diyerek Cemre’yi odada bırakarak dışarı çıktı. Cemre hem ağlıyor hem kendi kendine konuşuyordu. Güneş
hayatına girdiğinden beri o kadar mutluydu ki, artık onun hayatında olmayacağı düşüncesini bir türlü kabul edemiyordu. Onun acı çekerek ölmesi ise en son istediği şeydi.

Güneş konuşmaların hepsini duymuş büyük bir şok içerisindeydi. Bir taraftan, keşke Cemre’ye
anlatabilseydim son anıma kadar onun yanında kalmak istediğimi diye düşünüyor, diğer taraftan da ölümümü görürse daha çok üzülür diyordu kendi kendine. En iyisi kararı Cemre’nin vermesiydi belki de. O asla Güneş’in kötülüğünü istemezdi nasılsa. Tek tesellisi, geride bıraktıkları her anı, ayrı mutluluklarla dolu beş yıldı. Fotoğraflar, videolar vardı Cemre’ye kalan, en azından onlarla biraz oyalanır, zamanla unutur diye düşündü. Sakin olmaya çalışmalı Cemre’nin kararı ne olursa olsun sükunetle karşılamalıydı.

Cemre o gün bu kararı veremedi. Veterinerden Güneşi de alıp ayrıldı. Evde ailesiyle bu konu üzerinde çok konuştular, en azından kalan sayılı günlerin tadını çıkarmak istercesine hiç ayrılmadılar. Güneş verilen ilaçlardan mı yoksa mutluluktan mı bilinmez daha iyi görünüyordu birkaç gündür. Artık yatarken bile hiç ayrılmıyorlardı birbirlerinden. Cemre her an veterinerin
Söylediklerini düşünüyor, geceleri uyanıp uyanıp yanında yatan Güneş’i kontrol ediyordu. Bir süre sonra he gün bu korkunun onu daha fazla üzdüğünü, Güneşin acı çekmesine hiç dayanamayacağını artık bir karar vermesi gerektiğini düşünürken Güneş aniden bayıldı. Cemre ne yapacağını şaşırmış halde, hem ağlıyor, hem babasından yardım istiyordu. Babası onu hemen kucağına alıp, arabaya atladıkları gibi veterinerin yolunu tuttular. Veteriner muayene etti, bir sürü tetkik yaptı, çıkan sonuçlara inanamamış bir kaç kez tekrarlamak
zorunda kalmıştı. Sevinçten gözleri kocaman açılmış, damlayan yaşlara hakim olmaya çalışarak Cemre ve babasının yanına koştu müjdeli haberi vermek için. Kanserli hücreler kaybolmuş, Güneş gayet iyi durumdaydı. Bayılması ise, ölüm korkusunun onda yarattığı travmatik bir durum olmalıydı. . Veteriner sevinçten nefesi kesilerek bir çırpıda her şeyi
anlattı Cemre ve babasına.. Güneş o sırada ayılmış, anlatılan her şeyi duymuş, sedyeden atlayıp yanlarına gelmişti. Hepsi birlikte tam bir sevgi yumağı oluşturmuşlardı. Gülüyor, konuşuyor hâlâ bu duruma inanamıyorlardı. Yaklaşık iki ay kadar önce ötenazi için karar vermeye çalıştıkları bu muayenehanede, şimdi sevinç çığlıkları kaplamıştı etrafı.

Nasıl? Ama Nasıl? diye soruyorlardı veterinere.

Veteriner;
“Tıbbi açıdan tam bir açıklama yapamasam da bildiğim çok iyi bir şey var ki, sizin saf ve beklentisiz sevginiz onu iyileştirdi.”

“Gönül sevgiyi vereceği canlıyı bulmuşsa, kuru dal bile çiçek açar” dedi…


Seçkin Eroler Avcı
04.04.2022

Benzer Konular
Terkedilen Hayat
Nazife