Büşra Güntürk yazdı: İşin İçinden Çıkamayanlara

ÖYKÜ

Büşra Güntürk yazdı: İşin İçinden Çıkamayanlara
136 views

Bugün günlerden ne, hangi aydayız bilmiyorum. Uzun zamandır da takip etmiyorum. Aslında takip etmeye gerek de duymuyorum. Takvimle arama üç yıl önce mesafe koydum. Birçoğunuza göre üç yıl ne ki, göz açıp kapama süresi. Bana göre üç yıl, bu üç yıldan önce geçirdiğim 62 yıla karşılık geliyor. Üç yıl önce ne olduğunu merak mı ettiniz, dinlemeye meyliniz varsa anlatayım, benim anlatmaya meyilim var da.

Anadolu’nun adı sanı bilinmeyen küçük bir köyünde doğdum. Annemle babam dedem öldükten bir sene sonra evlenmişler. Beş sene boyunca gitmedikleri hoca, içmedikleri ilaç, bez bağlamadıkları ağaç kalmamış ama çocukları olmamış. Altıncı sene Allah annemin yalnızlığına acımış da beni vermiş. Annem rahmetli hep öyle derdi. Babaannem dedem öldükten sonra evin reisliğini üstlenmiş. Reis olunca mı bu kadar gaddar oldu yoksa oldum olası mı öyleydi bilmiyorum, derdi annem. Annemi karnı burnundayken bile tarlaya çalışmaya gönderirmiş çünkü kendisi de yedi çocuk doğurmuş da bir gün olsun durmamış. İşte yine tarlada çalışırken birden annemin sancısı tutmuş. Bakmışlar eve gidemeyecek, ebeyi tarlaya getirmişler. Böylece tarlada doğmuşum. Bunu şu yüzden anlatıyorum, gözlerimi ilk defa işin içinde açmışım. Kendimi bildim bileli de işin içinden çıkamadım.

Hayatımın ilk yirmi üç senesini köyde geçirdim. Merak etmeyin babaanne zulmünü çok görmedim. Babaannem ben dört yaşındayken öldü. Tarlada çalıştım, hayvanlara baktım, köy evi yaptım, ahır yaptım. Yaptım da yaptım. Yirmi üç yaşımda babamı kaybedince amcalarımın bize sahip çıkma gibi bir dertleri kalmasın diye annemi de aldım şehre geldim. Önce teyzemin üst katındaki yarı inşaat evinde oturduk annemle. Bu arada ben günlük işlerde çalışmaya başladım. Sonra bir fabrikaya girdim. Baktık elimize artık düzenli bir maaş geçiyor yavaş yavaş eksik eşyalarımızı tamamladık. Ardından eski, küçük, köhne ama bizim olan bir eve çıktık. Annem komşularıyla el işi yapıp satmaya başladı, ben de fabrikada ustabaşı oldum. Karımı, Sevim’i gördüm fabrikada, âşık olduk evlendik. Yeni eve çıktık. Annem de yanımızda ha. Onu eski evde bıraktığımızı düşünmeyin. Sevim’in gönlünü razı gelmezdi bir kere. Ne çok severlerdi birbirlerini. Annem hiç kaynanalık yapmadı ona, sağ olsun Sevim de bir dediğini ikiletmedi annemin. Çocuk… Üç tanede çocuğumuz var. İki kız, bir oğlan.

Yaş altmış iki oldu. Çalışmaya devam ediyorum o sıralar. Çocuklar yeter artık baba, bak biz çalışıyoruz sen çalışma, dinlen falan deseler de dinlemedim. Hatırlarsınız başta demiştim gözümü işin içinde açtım diye. Boş durmayı bünye kabul etmiyor.

Bir gün iş çıkışı arkadaşlarla iki tek bir şey içelim diye küçük bir meyhaneye gittik. Kemal’in yeğeni Yakup da geldi. Mühendismiş, köyün birinde kanal mı yapacaklarmış, yapay göl mü yapacaklarmış neymiş. Köyü çok beğenmiş hanımını da ikna edip yaşamaya gideceklermiş. Hanım ikna olmuyor bir türlü Eyüp amca, sen de köyden geldin, ne diyeyim de ikna edeyim, diye sordu bana. Ee haklı kadın, dedim şaşırdı kaldı. Neymiş de orası doğalmış, burası gibi değilmiş, burada insanlar hep kendi derdindeymiş, komşuluk bitmiş, yolun ortasında ölsek kimse dönüp bakmazmış, medeniyet medeniyet diye geçinip medeniyetin me’sini bilmezlermiş. Köy öyle miymiş ama. Herkes yardımlaşıyormuş. Bu yapacakları şey için ölçüm yapmaya gidince herkes evine yemeğe davet etmiş falan. Şehirde olsa kimsenin umurunda olmazmış böyle şeyler. Gittin mi birinin evine yemeğe ya da çaya, dedim. Yok, dedi. Gitseydin görürdün medeniyeti, dedim. Onlar hiç çıkarı olmadan seni davet ederler mi evlerine oğlum? Ya tarlaya bir şey yaptırtacaklar ya kanalı kendi tarlalarına yakın yaptırtacaklar ya da kızlarını sana yamayacaklar. Yirmi üç yılımı köyde geçirdim, yaklaşık kırk yıldır da şehirdeyim. Çıkarsız iş görmedim. Hem sen biliyor musun tarla sürmeyi, çapa yapmayı, hayvan bakmayı falan da köy sevdasına düştün, dedim.  Yok, ama burada da çalışıyoruz anamızın karnından mühendis doğmadık ya, orda da o işleri öğreniriz,  dedi. Ananın karnından mühendis doğmadın ama onu olmak için doğdun. Elini sıcak sudan soğuk suya sokmadın, yağmurda çamurda arabadan inip arabaya bindin, kaloriferli evde annenin hazırladığı her şeyle el bebek gül bebek büyüdün, şimdiden sonra köyde yapamazsın, dedim.

O günden sonra Yakup ne düşündü ne yaptı haberim olmadı. Ben oturup düşündüm ama haberiniz olsun. Üç yıl önce işte bunu fark ettim. İnsan nerede doğarsa doğsun hep bir çalışma gayesi içinde. Hep bir şeyleri yetiştireyim, şu da eksik olmasın derdinde. Köyde farklı şehirde farklı olunca işin adı değişmiyor maalesef. İnsan değişmiyor aslına bakarsanız. Yakup diyor ya medeniyet medeniyet dedikleri şeyin me’sini bilmiyorlar diye. Köyde de bilmiyorlar, şehirde de bilmiyorlar. En çok da insan bilmiyor. Ne olduğunu, nereden geldiğini, nereye gittiğini, niçin geldiğini, ne yapması gerektiğini…

Altmış iki yaşına kadar takvime bakıp da bu gün neler yapılacak diye düşündüm. Üç yıldır her sabah kalkıp bugün ne yapmak istiyorum diye kendi içime bakıyorum. Ne köyde ne şehirde, asıl medeniyet içeride. Herkesin medeniyeti de kendine.

İşte üç yıl önce kendi içimdeki medeniyetime ulaşma gayesiyle çıktım işin içinden. Size de tavsiye ederim…

Büşra Güntürk

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.