Bilimkurgunun Sıfır Noktası: Frankenstein ya da Modern Prometheus

/ 21 Haziran 2022 / 178 views / yorumsuz

“Beti benzi solmuş bir kara büyü öğrencisinin, kesip biçerek yarattığı şeyin yanında eğildiğini gördüm. Yanında duran şey korkunç çirkinlikte bir adamı andırıyordu. Sonrasında öğrenci, güçlü bir makinenin yanında bir şeylerle uğraşıyordu. O şey uyuyordu ama canlandı ve gözlerini açıp ayağa kalktı; yatağı çevreleyen perdeleri araladı ve öğrenciye sarı ve yaşlı gözleriyle korkarak baktı.”

Bilimkurgunun Sıfır Noktası: Frankenstein ya da Modern Prometheus

Siberpunk, bilimkurgunun yüksek teknolojiyle düşük hayat standartlarını harmanlayan bir alt türüdür. Bu alt türün ilk örneğini veren kişi ve eser hala daha tartışmalara neden olsa da türün ilk eserini William Gibson’ın Necromancer adlı eseriyle verildiği kabul edilir. Gerçekten de Gibson bu eserinde türün ögelerini belirginleştirmiş ve sınırını çizmiştir. Peki ya, Siberpunk’ın da içinden yükseldiği bilimkurguyu kim icat etti? Onun sınırlarını kim çizdi? Bilimkurgunun sınırları o kadar uçsuz bucaksız ki aradan geçen 200 seneye rağmen sınırları tam olarak çizilemese de onu eserlerinde ilk kez kullanan kişi bellidir: Mary Shelley. Elbette burada ilk kez bilimkurgunun ögelerini kullanmaktan kasıt türü modern anlamda ele almaktır. Yoksa Antik Yunan medeniyetinden Lukianos’a kadar bilimkurgunun gelişimini takip etmek mümkündür. Bilimkurgu yazarı ve araştırmacısı olan Brian Aldiss diyor ki “Frankenstein’ın ufuk açıcı noktası ana karakterinin bilinçli bir karar vermesidir. (Victor Frankenstein) ancak geleneğin tozlu otoritelerini bir kenara atıp laboratuvarında modern bilimsel deneylere yöneldiğinde bir hayat yaratmayı başarır.”

Başka bir deyişle, Brian Aldiss’e göre, Victor Frankenstein kitabın yayımlandığı 1818 tarihinden önce hikâyenin işleyişinde yer verilmeyen bilimi kullanır. Bu da bir ilktir, daha önce yapılmamıştır. Kitap üç cilt halinde, 500 kopyadan oluşan bir baskıyla yayımlandığında üstünde herhangi bir yazarın adına yer verilmemiş ve Ya da Modern Prometheus alt başlığı kullanılmıştı. Prometheus, Antik Yunan mitolojisinde tanrılardan ateşi çalarak insanlığa armağan eden tanrıdır. Ateş ve yazı sayesinde bilimsel ilerlememiz başlamıştır. Victor Frankenstein’da bilimi kullanarak yeni bir canlıya hayat verdiğinde yeni bir bilimsel ilerleme ve merhalenin habercisidir. Ancak bu ilerleme bizi iyi yerlere götürmez. Kitabın önsözünü Shelley’nin eşi Percy Bysshe Shelley kaleme almıştı, bu durum üzerinde yazar adı bulunmayan kitabın şairin kendisi tarafından yazıldığı dedikodularına yol açtı. Okurlara göre Percy Shelley küçük bir edebi oyun oynamıştı. Kitabın yazarı elbette Percy Shelley değildi ama o günlerde 18 yaşında bir genç kız olan eşi Mary Shelley’e romanı yazarken eşlik etmişti.

1816 yılında İsviçre’ye giden Shelley çifti Diodati Villası’nda kalan Lord Byron’ı ziyaret etti. Ancak buradayken planlarında olmayan bir şekilde mahsur kaldılar. O sene Endonezya’da patlayan Tambora Yanardağı yüzünden şiddetli mevsimsel değişimler yaşanıyor ve yoğun yağışlar oluyordu. Bu yıl daha sonra yazsız yıl olarak da adlandırıldı. Sürekli yağan yağmurlar ve fırtınalar yüzünden burada mahsur kalan Shelley çiftine Lord Byron haricinde Mary’nin küçük kız kardeşi ve Byron’la sevgili olduğu söylenen Claire Clairmont ile William Polidori eşlik ediyordu. Bu ekip bir yarışma yapmaya karar verdiğinde herkes hevesle kabul etti, Byron’ın önerisine göre herkes bir korku hikâyesi yazacak ve oradan gidene kadar tamamlayıp diğerlerine okuyacaktı. Bu yarışmadan ilk vampir hikayesi olarak kabul edilen Vampyre adlı eser de çıktı. Percy ve Byron hikayelerini tamamlayamadılar, Claire ise hiç katılmadı.

Genç Mary’nin bir fikir bulması epey zamanını aldı ama ilham perisi nihayet ona da uğradığında devasa bir vizyona sahip bir eser koydu ortaya. Bu ilham perisi ona rahatsız edici bir rüya şeklinde gelmişti. Ancak bu rüya onu uyanıkken buldu. Mary bu deneyimi “Uyumuyordum ama düşünemiyordum da.” diyerek açıklıyordu. Frankestein’ın anonim olmayan, Mary Shelley adıyla çıkan 1831 tarihli ilk baskısında hikâyeye ilham vermiş olan rüyasını şöyle anlatıyordu:

“Beti benzi solmuş bir kara büyü öğrencisinin, kesip biçerek yarattığı şeyin yanında eğildiğini gördüm. Yanında duran şey korkunç çirkinlikte bir adamı andırıyordu. Sonrasında öğrenci, güçlü bir makinenin yanında bir şeylerle uğraşıyordu. O şey uyuyordu ama canlandı ve gözlerini açıp ayağa kalktı; yatağı çevreleyen perdeleri araladı ve öğrenciye sarı ve yaşlı gözleriyle korkarak baktı.”

Böylece “beni korkutan onları da korkutur.” diye düşünerek eline kalemini alan Shelley yazmaya başladı. Percy Shelley’nin teşviki ve ısrarıyla, ilk başta kısa öykü biçiminde yazdığı eserini genişleterek roman biçiminde yeniden yazdı. William Gibson yakın zamanda Shelley’nin kendi el yazısıyla yazdığı bir Frankenstein sayfasının paylaşıldığı tweeti, retweet ederek “Bu kesinlikle bilimkurgunun sıfır noktası.” diyerek not düştü.

Fotoğrafın orijinali Laura N adlı bir twitter kullanıcısına ait. Kitabın orijinal dilindeki, İngilizce baskılarında 18.sayfa olarak görünen bu sayfa kullanıcı tarafından “Frankestein’ın ilk sayfası” olarak tanıtılıyor. Ancak Mary Shelley’nin romana dair kaleme aldığı ilk sayfa da olabilir. Tweet aynı zamanda Shelley-Godwin Arşivine de bağlantı veriyor, buradan Mary Shelley’nin Frankenstein üzerine kaleme aldığı tüm el yazması taslaklara ve eserin gelişimine tanıklık edebilirsiniz. Aradan tam iki yüzyıl geçmesine rağmen bugün bile hala Frankenstein ya da Modern Prometheus ilgiyle okunuyor ve okuyan herkesi büyülemeye devam ediyor. Kullandığı motifler, karakterler ve onların işlediği eylemlerdeki motivasyonları insanlara asla yabancı olmadı. Ölümsüzlüğü hedefleyen bir edebi eserden başka ne beklenebilir ki? Bir adamın bir canavara hayat vermesiyle ilgili olan bu hikaye Aldiss, Gibson ve daha birçok bilimkurgu okuruna göre bunun çok ötesine geçip yepyeni bir kültürel evrene de hayat verdi.

Çeviri:Emrecan Doğan

Kaynakça:

Openculture

Bilimkurgukulübü

Bilimkurgukulübü

Emrecan Doğan

13 Ağustos 1996’da İstanbul’da doğdum. Hâlen İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okuyorum. Kayıp Rıhtım adlı edebiyat-kültür web sitesinde 2017 yılından beri yazarlık yapmaktayım. Bilimkurgu üzerine yayın yapan diğer bir web sitesi olan Bilimkurgu Kulübü’ne ise “konuk yazar” olarak çeşitli katkılarda bulundum. Türk Edebiyatı Vakfı bünyesinde e-dergi olarak çıkarılan Türk Edebiyatı Genç Sanat Dergisi’nin çeşitli sayılarında öyküler yazdım.

Ayrıca fantastik ya da bilimkurgu üzerine yayın yapan Gölge E-Dergi, Genç Yazı, Pejmürde Dergisi bünyesinde gerçekleştirilen Ortak Hikâye projesi, Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi, Yerli Bilimkurgu Yükseliyor, Fantas(an)tik Dergi, Sahir Mecmua, Beşinci Sanat, Opus Sanat gibi elektronik platformların farklı sayılarında yazılarım, öykülerim ya da tefrika romanlarım yayımlandı.

Basılı yayın olarak ise İstanbul Şiir Akademisi tarafından derlenen Nazım Hikmet Şiir Antolojisinde “Barış Kuşu Efsanesi” adlı şiirimle yer aldım. Adı Yok dergisinin 75.sayısında “Haftalık Güvercin Toplantısı” adlı öykümü yayımladım. 2022 yılında da Eecstaticc adlı kültür-sanat platformunun derlediği “Doğa” adlı sanat kitabı seçkisinde “C.B.K” adlı öyküm yayımlanırken, platformun bir sonraki “Doruk” seçkisinde “Bokluca Gazinin Bir Yiğitliğidir” öyküm yayımlandı. Aynı platformun “Esin” adlı sanat kitabı seçkisinde “Stephen King’in Burada Ne İşi Var?” adlı öykümün birinci kısmını yayımladım. Opus Sanat platformu bünyesinde yayımlanan “Karalama Defteri Kolektif #06″ adlı seçkide “Kurbağaların Kahkahası” isimli öykümle yer aldım.

Bunlar dışında Dergio adındaki sosyal medya ve Çizgi adlı hikâye anlatım platformlarına “içerik üreticisi” olarak düzenli katkı sunan yazarlardan biriyim.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız