Berna Olgaç: “Yetişkinlere mi Çocuklara mı Şirin Gözükmeli?”

/ 20 Ağustos 2022 / 191 views / yorumsuz

Ruhun katılaşan yanlarını esneten bir alandır çocuk edebiyatı.

Berna Olgaç: “Yetişkinlere mi Çocuklara mı Şirin Gözükmeli?”

Ruhun damıttıklarıyla beslenen bireysel hikâyelerin kökeninde yatan, özgün ve özün gürlüğünü özgürlüğe taşıyan biz olandan, yeni bir ben yaratma ve ben dediklerinin de kabuğunu kırma çabasıdır. Bu çaba içsel deneyimlerin, kendini aşma hallerinin gerçek rolünü üstlenmeye istekli olanların, değişim, dönüşüm yolculuğudur. Eski hikâyeler artık bir kenara bırakılmış, bilinen yerlerin sorgulanmasıyla zaman ve mekandan bağımsızlaşabilen duygularla temasa geçme serüvenine dahil olunmuştur.

Kendi doğrusunu bulma yolunda, değerini anlama yönünde geliştirilen karakterlerin duru görüsüyle şekillenecek yeni bir dünya yaratımını başarma eğilimi içinde olan yazar için edebiyat; kalplerde saklı tutulan, yüzleşilen, uzlaşılan, hesaplaşılan her alanı açığa çıkararak sığınılan bir liman, her daim okuruyla bağ kurulabilen bir köprü niteliğindedir.

İnsanı, biricik hissettiren her anın hakkını vermeye, sınırları genişletmeye, çoğaltmaya, güçlendirmeye, hayatın süzgecinden geçenleri sözün büyüsüyle buluşturmaya yönelik dil işçiliğine sevdalı yanıyla, çocukluk çağı edebiyatına tanıklık eden yazarın hikâyesi nasıl ve nerede başlar öyleyse?

Ruhun katılaşan yanlarını esneten bir alandır çocuk edebiyatı. Çok iyi biliyoruz ki yetişkinlerde olduğu gibi çocukların da farkındalığı geliştikçe hayatı anlama noktasındaki konforu da o oranda gelişecektir. Çocuklarımızın bu bakış açısındaki rehberliğine gönüllü yazarın gerçek rolü ve görevi nedir? Sorumluluğu ne kertededir? Yaşamın zenginliğini küçük yaşlarda keşfetme becerisini, yazdıklarıyla geliştirecek olan yazar bir anlamda çocuklara aynalık ederken onlara yazmanın kendisine yaptığı en büyük yatırım olduğunun da ayırımına varacaktır. İçsel bir çekimle yönlendiği, inandığı pencereden cesaretle bakarken, bilir ki içselleştirilmemiş hiçbir metin çocuklara da geçmeyecektir. O halde aklımızın yetmediği kadar kazanımları olan edebiyatın bolluğundan, bereketinden yararlanma vaktidir.

Hayat öğrencisi olmak elbet kolay değil. Kendinin dışında bir dünyanın var olduğu algısında çocuk dilinden yürüyebilmek, yüreğini açabilmek, sabrı, sebatı ve samimiyeti ortaya koyarken zora savaş açmak değil uzlaşmak, korkakça değil, seçimlerimizle değiştirilebilen bir evren yaratma inancını, çocukların gözlerinde görebilmeyi ilke edinmek, kurulacak olan sağlıklı iletişimin de temelini oluşturacaktır. Bu yolculukta yalın; ama bir o kadar da sözcüklerle mükemmel örülen edebi lezzetin hazzını yaşatırken ne bir inancı, ne bir tırnak içinde doğruyu empoze etmek derdindedir yazar. Okuruyla düşünce ırmaklarında, söz gemisinde yüzdürerek sorgulatabilen, merak duygusunun kalbine sızarak kır bahçelerinde gezdiren çocukların gönlüne misafir gelen bir anlatım şeklinde buluşma isteğidir. Ebeveynin ve eğitimcilerin ölçülebilir, elle tutulur, somut, yere sağlam basan, tüm teorik bilgilerle yoğrulmuş adeta yardımcı ders kaynağı mantığında değerlendirdiği çocuk edebiyatına yüklediği anlamla hayat bilgisinden sınıfta kalmamak üzere inşasını kurmaya çalışan yazarın sahnesine gölge düşüren çatışma bu anlayışın sonucudur. O halde yazar kimin onayından geçerek sanatını icra etmelidir. Yetişkinlere mi çocuklara mı şirin gözükmelidir? Tıpkı Sait Faik’in “Kimler için yazıyorsunuz?” sorusuna verdiği yanıtındaki, “Belki yatılı bir okulun etüt saatinde benim hikâyelerimi okuyan bir çocuk vardır, onun için…” demişliği gibi anlamını arayıp bulduğu, hakikatine yaklaştığı, bireyliğine döndüğü oranda kendine karşı samimiyeti gelişmiş yazar için yazdıkları en güzel cevap olacaktır.

Berna Olgaç