Berna Olgaç ile Çocuk Edebiyatı Üzerine Keyifli Bir Söyleşi

SÖYLEŞEN : AYŞENUR ÇEVİK

Berna Olgaç ile Çocuk Edebiyatı Üzerine Keyifli Bir Söyleşi
Yayınlanma: Güncelleme: 514 views

-AYŞENUR ÇEVİK: Çocukluğunuzda kitaplarla aranız nasıldı?

– BERNA OLGAÇ: Çocukluğumda nicelik ve görsellik olarak şimdiki gibi zenginlik olmasa da kitaplara ve okumaya bugüne nazaran daha önem veriliyordu diye düşünüyorum. Şimdilerde ise Digital bir dünyada yaşadığımız gerçeği sanki kitaplardan bizi uzaklaştırıyor gibi. Benim gerçek anlamda kitapların büyülü dünyasıyla tanışmam ise ortaokul yıllarına dayanır. Hatta okumayla paralel olarak yazma isteğim o dönemlere denk düşer. Okuduğum her kitabın sonunda ‘Bir gün ben de böyle kitaplar yazacağım’ dediğimi hatırlarım. Issız Adalar ( Robinson, Define Adası), Çöller, Okyanuslar (Kaptan Grant’ın Çocukları, Denizler Altında 20.000 Fersah), Kutuplar, Balta Girmemiş Ormanlar, Mağaralar (Dünyanın Merkezine Seyahat ) gibi hemen hemen her çocuğun ilgi gösterdiği macera kitaplarına ben de büyük bir heyecanla yaklaşırdım.

-AYŞENUR ÇEVİK: İlk okuduğunuz kitabı hatırlıyor musunuz?

-BERNA OLGAÇ: Bizim dönemimizde dediğim gibi şimdiki kadar çok çeşitlilik yoktu. Daha çok yabancı çevirilerle büyüdük diyebilirim. Yerli yazar olarak da “Ağlamaktan helak olurduk” sözleri sıkça kullanılan ağlatan kitapların mimarı sayılan ( bana göre duygulandıran demek daha doğru olur) değişmez tek ismi Kemalettin Tuğcu benim yaşım civarı çocukların özellikle gönüllerinde fazlasıyla yer etmiştir. “Ben sokakta gördüğümü yazıyorum” diyen Tuğcu’nun bize yaşattığı duygular, hayatın içinden yer alan konularıyla içtenliğini ortaya koyması çocukluk dönemimde beni kitaplarıyla etkileyerek özdeşim kurmaya sevk etmiştir. İlk olarak da “Yeraltında Bir Şehir” adlı kitabını okuduğumu hatırlıyorum.

-AYŞENUR ÇEVİK: Yazmaya olan sevginiz nasıl ortaya çıktı? Bu ilginizi nasıl fark ettiniz?

-BERNA OLGAÇ: Yazma eylemi benim için bir nevi yazarak konuşabilme, kendinizi ifade etme isteğiyle doğan, içinde bulunduğunuz hayatı anlayamama ve anlaşılamama duygusuyla gelişen bir ihtiyaç, bir zorunluluktu adeta…Yazma serüvenim şiirle başladı. Günün saatlerinde doğan her şey, gerçekliğe varan her yol, dikkatlice incelenen nesneler, eskimiş yüzeylere dokunan eller, ayak izleri, insanın teriyle, dumanıyla, dokusuyla yaşattığı varlığını ispata koyulduğu tüm saflığıyla, düşleriyle, vuruşuyla, uyanışıyla yaşattığı aşkla, nefretle bağlandığı hayatın kesitlerinde saklı olan ne varsa açığa çıkarma arzusunu şiirle deneyimledim ve şiiri, hiçbir zaman ölçülememiş derinliklere dalış ve özgün bütünlük içinde bir görkemlilik olarak algıladım. Hani bir söz vardır “Okumak bardağın dolması ise yazmak taşmasıdır” diye bunun gayreti içindeyim. Beni yazmaya götüren bu hissiyatlarla dünya pisliklerinden arındığıma inanıyorum. İçimdeki çocukla söyleşiyorum. Çocukların dünyasını çok seviyorum. Kalplerinin en saf yanıyla size yaklaşıyorlar. Ve sizin yazdıklarınızla kendi hayal dünyalarına misafir ediyorlar. Çocuk kitaplarına yönelişimin planlı programlı bir hikâyesi yok. Çocuk edebiyatına şimdilerde gönül vermiş biri değilim aslında 2000’li yıllardan beri çocukluk çağı edebiyatına hep güler yüzle baktım. 

-AYŞENUR ÇEVİK: İlk kitabınız basıldığında neler hissettiniz?

-BERNA OLGAÇ: Çocuklara yazmanın, yazmak dediğimiz o sancılı olayı kolaylaştıran da bir yanı var aynı zamanda. Cahit Zarifoğlu’nun söylemiyle “Acılarını sağaltıyor insanın” İnsana kendini rahat hissettiriyor. Büyüklerin o çekişmelerle dolu dünyasından kaçış imkanı sunuyor. Bir anda yetişkin olmanın zorluklarının ötesine geçiyorsunuz. Çocuk dünyasında masalı, rüyayı, hayali, hikâyeyi, gerçek ve gerçeküstü büyük bir alanı bulabiliyorsunuz. Bugünün küçükleriyle yeni bir dünya oluşturuyorsunuz. İşte bu mutlu ve huzurlu olma hali ilk kitap heyecanımdan bu yana beni her daim yazmaya yüreklendirmiş, çocuk edebiyatına daha da yakınlaştırmıştır.

-AYŞENUR ÇEVİK: Sizin en çok sevdiğiniz kitap nedir ve neden?

-BERNA OLGAÇ: Elbette yıllar içerisinde kalemlerini çokça sevdiğim birbirinden değerli ve zevkle okuduğum yazarlar var. Onların hepsi yazım dünyama elbette çok büyük katkılarda bulunmaya devam ediyor. İyi olan yazarların sağlam takipçisiyimdir. Lise yıllarımda babamın kitaplığından alıp okuduğum edebiyat dergisinden sonra hayatım değişti diyebilirim. Oradan okuma çizgisi edindim. Şiirini çok beğendiğim bir şairi ilk kez dergide okumuştum. Sonra kitaplarını araştırdım. O şair Edip Cansever’di. Derken bunları arkadaşları olan Turgut Uyarlar, Cemal Süreyalar izledi. Yine o dönemde Jack London’ın kendini geliştirmeye, gerçekleştirmeye dönük bir karakterin yazma tutkusu ve azmiyle rafine bir yazara dönüşme mücadelesinin anlatıldığı Martin Eden kitabı beni oldukça etkilemiştir.

-AYŞENUR ÇEVİK: Yazarken nelerden ilham alıyorsunuz?

– BERNA OLGAÇ: Sanatın her dalı, birbirinden ayrılmaz bir bütünlük teşkil ediyor nazarımda. Bir ressamın kızı olarak, dünyaya geldiğim günden beri, bu geçişli dünyayı renklerin gücüyle kavradım önce. Sonra şiirle. Bir tiyatro eserini şiir gözüyle izledim. Bir müziği şiirin duyusuyla dinledim. Bir senaryoyu şiirsel anlamıyla irdeledim. Kısacası kendimi büyütme adına yaptığım her adım, bu birliktelikten nasibini aldı. Yani beslenme kaynağım bu disiplinler arası çalışmalarda gizli. Ben hayatın içinden olan her şeyi çok sevmişimdir. İzlediğim filmlerde, dinlediğim şarkılarda, okuduğum kitaplarda bu yaşanmışlığı ararım. Bana dokunsun isterim. Ruhuma işlesin. Öyle etkisi altına alsın ki bana şiirler, hikâyeler yazdırsın. Hal böyle olunca okuyana dokunan anlamların peşinde oldum hep. Tek ölçütüm bu oldu. Yazarı yazmaya yönelten, onları tetikleyen etken ne ise doğru olan odur. Her yazarın çalışma metotları farklıdır çünkü. Bir reçetesi yoktur. Yazmak aynı zamanda bir disiplin işidir. Mesela benim için içimdeki çocuk kadar bana ilham veren ve yazmaya kışkırtan bir şey olamaz.  Çocukluk çağının edebiyatı demek hayatın çocuk açısından yorumlanması anlamına geliyor. Ve meramınızı en saf haliyle anlatabilme yöntemiyle çocukların boyuna göre diz çökebilme meselesi. Çocukları çok seviyorum evet onların dünyalarını onların sesine ses olmayı… Ancak bu edebiyatın ne çocukları çok sevmekle ne eğitimci olmakla ne çocuk sahibi olmakla bir ilgisi var. Elbette hepsinin insana kattığı şeyler vardır. Belki salt içinizdeki çocukla da sanatsal ifadede buluşamayabilirsiniz. Ama yine de bir zamanlar herkes çocuktu ve o çocuğu hatırlamak önemli diye düşünüyorum.

AYŞENUR ÇEVİK: Yazar olmak isteyen birine tecrübelerinize dayanarak neler önerebilirsiniz?

-BERNA OLGAÇ: Yazar adaylarına naçizane söyleyebileceklerim işlerinin kolay olmadığı, çocuk işi gibi görülmemesi gerektiği, çocuklar için yazmanın “ yazardan sayılmanın kolay yolu” sanıldığı izleniminden uzakta, çocuklara yazmayı dert edinen bir anlayışta, kendine has bir edebiyatı olan bu alanın sorumluluklarının şuurunda olarak üretimlerini gerçekleştirmelerinin gerekliliğidir. Çalışarak, okuyarak, samimiyetinizi ortaya koyduğunuzda, uzanan küçük elleri göreceksiniz.

AYŞENUR ÇEVİK: Peki neden çocuk kitapları?

-BERNA OLGAÇ: Çocukların dünyasında durarak bir şeyi ifade etme isteği herkes için geçerli bir duygu değil elbette. Ya da çocuklar için yazmak diye bir dert edinme anlayışı.Bu durum yıllar içerisinde açığa çıktı diyebilirim. Ben hep kendi dünyamdan yazmayı yeğledim aslında. Zamanla fark ettim ki çocukların dünyasında yazarken de kendi çocukluğumdaki hayal gücüne dönebiliyorum. Yani hayatımın beni en çok etkileyen bir dönemini öne çıkararak yazıyorum. Bu da yine çocuklardan ve kendi dünyamdan ortak bir evreyi esas alarak yazdığım anlamına geliyor kanımca. Bu durum kendi çocukluğunuzun hayal gücünden yararlanarak evrensel olanı günümüz çocuğuyla yeniden yaratıp dönüştürme meselesi olarak da özetlenebilir. Kökleri çocuklukta bulunan samimiyeti ve safiyeti elden bırakmadığınız bir anlayışla elbette…

AYŞENUR ÇEVİK: İmza günlerinde çocuklarla iç içe olmak nasıl bir duygu?

-BERNA OLGAÇ:  Ruhumun tazelendiğini, hücrelerimin yenilendiğini hissediyorum. Çocuklarla olmak bana büyük bir yaşam enerjisi veriyor. Yalnız olmadığımı, onlarla çoğaldığımı biliyorum. Ve hep umudumu diri tuttuğumu da…

AYŞENUR ÇEVİK: Bir kitap yazmak ne kadar zamanınızı alıyor?

-BERNA OLGAÇ: Beni yazmaya yüreklendirecek, merakımı ve iştahımı kabartacak kurguyu oluşturma süresi değişkenlik gösterebiliyor.Net bir zaman dilimi vermek çok zor olur. Beni heyecanlandırıp harekete geçirecek olan konuyu bulabilmek için daha çok vakit harcıyorum çünkü. Bulduktan sonra işim daha kolaylaşıyor önce kendi içime kaçıp hayal kurmaya başlıyorum. Sonra yeni bir dünyaya açılmak, başkası olmak içinde kendimden çıkıyorum ve yazıyorum.

AYŞENUR ÇEVİK: Kitaplarınızı yazarken gerçek hayatta karşılaştığınız olaylardan esinleniyor musunuz?

– BERNA OLGAÇ: Daha önce de belirttiğim gibi hayatın içinden olanı sevdiğim için fazlasıyla esinleniyorum. Hayatıma denk düşen, yaşadığım tanık olduğum gerçek dünyanın bendeki izdüşümlerini kurguluyorum. Çocukların okuma gereksinimlerini doğru karşılayabilmek, çocuklarda okuma isteği uyandırarak ilgilerini çekmeyi başarabilmek gelişimlerine büyük fayda sağlayacağından yazarlara büyük görevler düşüyor. Çocuğu yakalamanın yolu çocuğa eğilmekten geçiyor. Çocuğa eğilebilmek için çağı iyi yorumlamak gerekiyor. Yorumlayabildiğimiz oranda da çocuğu tanımaya ve çağa karşı tepkilerini görebilmeye imkan yaratırız. Çocuğun edebiyatını yaparken basılan kitaplarda ince bir ruh çizgisi ile saf bir masal sıcaklığını sunabilmemiz gerekiyor. Çocukla özdeş olmanın bir yolu da bu diye düşünüyorum. O nedenle yayımlanan çocuk kitaplarının çocuğun dinamiğine uygun, çocuğun kaygısına yaklaşabilen anlayışta basılması gerekir.

AYŞENUR ÇEVİK: Size göre çocuklara kitap okuma alışkanlığı kazandırmak için neler yapılmalı?

BERNA OLGAÇ: Çocuğun dil gelişimine, zihinsel gelişimine, kişilik gelişimine ve sosyal-toplumsal gelişimine katkıda bulunan çocuk gerçekliğine uygun, çocuk bakışını yansıtan, çocuğa görelik ilkesini benimseyerek sanat ve estetik değerlerle buluşmuş nitelikli edebiyat anlayışı içinde olan masallar, hikâyeler, romanlar, şiirler elbette ki çocukların okuma kültürünü, okuma zevkini geliştirmede, okuma alışkanlığından öte okumanın bir ihtiyaç olduğunu kavramada çok büyük bir rol oynar. Önemli olan temasıyla çocuğa göre, plan ve kurgusuyla yeterli, konusuyla çocuğa uygun, dil ve anlatımıyla çocuğa katkı sağlayacak düzeyde olmasıdır…Tüm bu etkenlerin gözetilerek yapıldığı çalışmalar çocuklarda bir okuma isteği uyandıracak, onların ilgisini çekmeyi başararak okuma gelişimlerine büyük fayda sağlayacaktır. Yeter ki okuma gereksinimleri doğru karşılanabilsin. Çocukların üzerinde kalıcı bir etki yaratabilsin.

Yetişkinin edebiyat hakkı kadar çocuğun da edebiyat hakkı göz ardı edilmemelidir. Çocuğun bu hakkı kullanma konusunda özgür alanların yaratılması son derece önemlidir. Çocuğun istediği kitabı seçebilme özgürlüğü kitaplara güler yüzle bakabilmesinin ön koşullarındandır. Zaten sevebileceği şekerli kitaplarla buluşan çocuk okuma alışkanlığını katlayarak geliştirir. 

Çünkü her çocuğun mutlaka sevebileceği, beklentisine cevap alabileceği bir kitabı vardır. Yeter ki peşin hükümlü olmasın.

AYŞENUR ÇEVİK: Son olarak gençlere bir tavsiyede bulunacak olsanız bu ne olurdu?

-BERNA OLGAÇ: “Kitaplar benim en büyük krallığımdır” Diyor ya ünlü şair Shakespeare, ben de gençlerin öyle bakmasını istiyorum. Dört duvarı kitaplarla çevrili odama girdiğimde kendime ait bir dünyam bu dünyada okuduğum her kitabın arasından çıkıp gelmiş her biri birbirinden güzel, meziyetli kahramanlarla edindiğim dostlukları nasıl anlatabilirim? Onlarla birlikte kol kola girip el ele tutuşup olayın içinde kendime bir yer edinirim. Gençlerin de böylesi dostluklara, sırdaşlıklara ihtiyacı var… Benim baktığım yerden görmek istediğim belki de budur.

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.