Ayrılık

/ 5 Mayıs 2022 / 47 views / yorumsuz
Ayrılık

Ne kadar ararsa arasın telefonlarına cevap vermediği için çareyi mektup göndermede bulmuştu. Öncesinde gönderdiği maillerin okunup okunmadığıyla ilgili herhangi bir dönüş almamış olması mektubu daha cazip hale getirmişti.

Mektubu diğer iletişim araçlarından ayıran gizemli bir tarafı var. Kendisine mektup gönderilen kişi bir şekilde zarfı açar ve mektubu okur. Hiç sekmez bu. Kimse mektubu okumamaya direnirken içini kemiren duyguya ev sahipliği yapmak istemez. Mektubu açar; okur ve o duygudan kurtulur.

Kuş seslerinin daha da huzur verici hale getirdiği parka gitti mektubu aldıktan sonra. Rüzgârla düet yapan kavak ağaçlarının gölgesinde yer alan banka oturdu. Bir süre etrafı izledi. Temizlik ve zariflikte birbirleriyle yarışan köpeklerin sahipleri tarafından gezdirildiği anlara şahitlik ettikten sonra kucağına sabitlediği çantasından mektubu çıkardı.

Zarfın üzerinde yazılı olan gönderici ve alıcı bilgilerini okurken yutkundu. Birbirine uzak iki ilin tek zarfta buluşması değildi son nefesinin dışarı çıkmasına engel olan. Bu iki ilden birinin mektubun göndericisi ile alıcısını birlikte tutmaya yetmemesiydi.

Mektup elinde bakışlarını birinin gelmesini bekler edayla etrafta gezdirdi durdu bir süre. Çok da uzak olmayan bir mesafede ağaca sırtı yaslı halde duran bir kadına ilişti gözleri. Mutlu ve heyecanlı olduğu her halinden belli olan kadına odakladı bakışlarını.

Kadın titreyen bacaklarını sabitlemeye çalışmanın yanı sıra ara ara saatine bakıyordu. Bir erkeği beklediği çok belliydi. Tarihte belki de bir ilk yaşanıyordu. Buluşma yerine kadın erkekten önce gelmişti.

Biraz sonra bir araba yanaştı ona doğru. Durdu. Araçtan yakışıklılığı göreceli bir erkek indi. Kadın ona sarılmadan heyecanla telefonda bahsettiği sürprizin ne olduğunu sordu. Erkek, arabanın arka kapısını açtı. İçeriden kulakları büyük ve yanlara sarkık kahverengi bir köpek çıkardı ve kadına uzattı.

Kadın “Sürpriz bu muydu geri zekâlı?” deyip adama bir tokat attı. Sonra da hızla uzaklaştı oradan. Kucağında köpekle baş başa kalan adam muhtemelen evcil hayvan dükkânına verdiği ücretin içini sızlatan miktarını düşünüyordu. Hiç beklemediği bir tepkiyle karşılaşmış olması bir müddet ne yapacağını bilemez halde öylece kalakalmasına sebep oldu.

Köpeği arka koltuğa fırlatıp kapıyı hızla çarptı. Ağaca sırtını yasladı. Cebinden sigara paketini çıkardı. İçinde hiç sigara kalmamış olan paketi buruşturup kenara attı. Araca binip uzaklaştı oradan.

Şahit olduğu sahnenin yüzünde oluşturduğu mütebessim halinin etkisiyle mektubu zarftan çıkarıp okumaya başladı:

Kimle olursan ol… Mutlu olman için dua edeceğim. Kimin elini tutarsan tut… Kimin gözlerine sabitlersen sabitle gözlerini… Kimle el ele tutuştuğunun önemi yok… Kime sevdiğini söylersen söyle… Günün kimle geçerse geçsin… Gece yastığa başını koyduğunda beni düşünerek dalacaksın uykuya.

İstemsizce olacak bu. Beni her unutmaya çalıştığında daha çok hatırlayacaksın. Her kim beni silip atmak için sana gelse kaybedecek. Sende kazanan hep ben olacağım.

Kısa süreli hafıza kaybı yaşayacaksın belki… Ama zamanın kısa süreli anı geçtikten sonra yeniden canlanacak zihninde benle ilgili olan her anı. Benle olduğun her an… Yeniden… Dün gibi… Sanki her şey dünde olmuş gibi… Ve sen bugün ilk defa beni silmeye niyet etmişsin gibi saplanacak usuna o istemsiz sızı.

Beyninin kılcal damarlarına zamk gibi yapışıp kalacak her şey. Yeni baştan tadacaksın bensizliğin acısını. Sanki dün gelmişsin de her zamanki yerimizde bana beni artık sevmediğin yalanını söylemişsin gibi…

Başka eller de olsa elinde; dudakların başkalarına sevgi sözcükleri için kıpırdayıp dursa da benim sıcaklığım olacak üzerlerinde. Ellerinde… Dudaklarında… Zihninin seni düşe düşürdüğü anlarda olacak bu. Gerçekte tuttuğun elleri benim ellerimin hayaline kurban vereceksin. Sevmeyle ilgili sözcükler dökülürken dudaklarında benim dudaklarımın ısısıyla harmanlı hayallere dalacaksın ve o anki gerçek bir düşe yenik düşecek.

Gerçeğin sahteliğini hayalin gerçek duygusuyla teselli etmeye çalışacaksın. Anlayacaksın tabi… Hiçbir teselli tam zamanlı iyileşmeyi sağlayamaz. Anlayacaksın. Bana hiç benzemeyen birinin beni sana anımsattığı anlarda tanışacaksın gerçeğin hayal karşısındaki acizliğiyle.
Acizliğin ne demek olduğunu en güçlü olduğunu düşündüğün zamanlarda sana yanındaki gerçek bedeni unutturan bedenimin düşteki yansımasında tanıyacaksın.

Benden kaçmaya çalıştığın her an aslında bana doğru koşacaksın. Uzaklaştığını zannettiğin her ilerleyişin bana yakınlaşmayla son bulacak. Gerçekten olacak bu. Gerçekte olmasa da… Düşle sınırlı kalsa da. Hayalin sınırsızlığına hapsolacaksın.

Her zaman başka kişilere aslında beni sevdiğini haykıracaksın. Karşında ben varmışım gibi… Bana söylüyormuşsun gibi. Onlar üstlerine alınacak evet; ama sen bana söyleyeceksin tüm o güzel sözleri.
İçinde gizleyeceksin beni. Kendinden bile bir sır gibi saklayacaksın. Yalnızken o gün hayatında kim varsa onu düşlediğini sanıp beni hayal edeceksin. O kişiyi düşünürken aslında beni düşleyeceksin.

Onunla en sevdiğin anların tadını çıkarmayı hayal ettiğinde benimle geçirdiğin anların tadını duyumsayacaksın. Onun siluetine bürünecek ruhumun seni çok seven yanına yaslayacaksın başını. Öyle uykuya dalacaksın.

İstemsizce yapacaksın bunu evet… Lakin istesen de istemesen de böyle olacak. Oldu artık çünkü. O anlar var oldu. Yaşamı yaşanmaya değer kılan güzellikleri birlikte yaşadık. Sen beni sevdin. Ben seni sevdim.

Başka birinin yerine koymadan sevdik. Birini unutmaya çalışmadan… Buna gerek duymadan… O anları geçmişin izlerine silgi yapmadan sevdik. Buna gerek duymadık. Bizi birbirimize teselli olarak görmemize neden olacak bir geçmişi sırtımıza yük yapmadan…

Dünyanın en anlamsız sözcükleri sırf birbirimize kurduğumuz tümcelerde yer aldığı için derin anlamlar kazandı. Kalbimize sığmayacak büyüklükte duygular tüm bu sözcüklerin ruhu oldu. Yüreğimize otağını kurdu.
Harflerin, sözcüklerin, sözlerin bir terk ediş anından
sonra çürümeye yüz tutması o duygulardan hiçbir şey eksiltmedi. Eksiltemez de zaten. Zira beden ölür; ruh baki kalır.

Başka bedenlere atfedilen her harf, her sözcük ve her sözde varlığını devam ettirecek duyguların asıl sahipleriyiz biz. İkimiz…

İlk bizim bedenlerimizde can bulan ruhumuz başka bedenlerde gezintiye çıksa da biz bize ait kalacağız. Bedenen ayrı olsak da ruhen bir olacağız. Eminim. Çünkü bundan başkası aşkın ruhuna aykırı…

Mektubu katladı. Çantasını açıp içindeki fermuarlı göze koydu. Fermuarı kapadı. Çantasını omzuna taktıktan sonra ayağa kalktı. Birkaç adım ilerledikten sonra durdu. Çantasını açtı. Fermuarı araladı. Mektubu sağ eliyle çıkardı. Elini birkaç kere yumruk yapıp saldı. Kâğıdı iyice buruşturduktan sonra az ötede duran çöp tenekesine attı.

Hızlıca gitmeye koyulmuşken aniden durdu. Gözlerini yumdu. Derin nefes aldı. Geri döndü. Çöpe attığı mektubu tekrar aldı. Telefonu çaldı. Arayan mektubu gönderen kişiydi. Meşgule attı. Kağıdı çantasına koydu… Gitti…

Yakup Yaşar