Aydın Akyüz yazdı: SEZAİ KARAKOÇ’UN EDEBİYAT YAZILARI’NDA ŞAİR

İNCELEME

Aydın Akyüz yazdı: SEZAİ KARAKOÇ’UN EDEBİYAT YAZILARI’NDA ŞAİR
Yayınlanma: Güncelleme: 136 views

Şair, bir sanat adamıdır. Duygularını; dilinden koparıp soyutlayarak, kelimeleri kabartmalaştırarak ve ruhundan diriliş soluğunu üfleyerek, adeta ameliyat masasına yatırarak eserini ortaya koyar. 

Şairin şikâyetleri olabilir; fakat onlar her birimizin şikâyetleridir. Şairin insanı, içinde yatan insan nesnesini dile getirmektedir. Şair, hepimizin çilesini yüklenmiştir. Tek başımıza dayanamayacağımız “şahsî” acımız, onunla birlikte yaşadığımızda hafifler, çekilir hale gelir. 

Şairi olmayan millet, yok demektir. Şairlerini görmeyen millet, kendini görmüyor, şairlerini yaşamayan millet, yaşamıyor demektir. Milletlerin kurtuluşunda da yücelişlerinde de şairleri önde görürüz. Bir milletin ihtişamını, duyarlığını, öfkesini, mutluluğunu, inceliğini anlamak istiyorsanız özellikle şairlerine bakınız. 

Şair; felâkete uğramış ulusu için ağıt yakan, ağlayan biri değildir; onu ayağa kaldırmak için başını kaldıran, toplum minberine çıkan kahramandır da. Umutlandırandır, muştular saçandır. Milletinin önüne düşer şair onu kurtarmak için. Milletinin sözcüsü, yorumcusu ve gerekirse yol gösterenidir. Şair, milletinin kalbidir. Atan nabzı, çarpan yüreğidir. Şair, milletine kafasıyla, gönlüyle ve ruhuyla yapışıktır. Alınyazısı, milletinin alınyazısıdır. Kendi alınyazısını da milletinin alınyazısı yapar. Milletini yaşar şair hep. Milletler, şairleri yaşadıkça yaşarlar.

Şair, doğan günün, eşyaya yeni bir ruh haliyle bakışını getirir. O, insana; eşyaya bakışı için yeni bir ışık, bütün iç sıkıntılarını dağıtan yeni bir umut, yeni bir sevinçtir. Toplumların tam bir depresyona düştüğü anda yetişen şair, insanı ileriye, ufuklara çevirir. Ona, dışa doğru hücum aşkını verir. Onu yeniler, tazeler. Şair, bir toplum için başlı başına bir devrimdir. Şairden önceki toplumla, şairden sonraki toplum arasında bir fark vardır. O, araya giren esrarlı bir unsur olarak, cansız toplumu harekete geçirir, onu diriltir. 

Şairin bir misyonu vardır; bir kabile içinde, bir millet içinde, ya da insanlık içinde. Her an, olağanüstü duyarlıklı olmak, kelimelere bu duyarlılığı bütün elektrikliliği ile yüklemek, şairin misyonudur. Kahramanlığı, savaşçılığı, aşkı ve ölümü, milleti adına, insanlık adına kelimeler içinde bir kere daha yaşamak borcundadır. O, yalnız, milletin geçmişini değil, geleceğini de yüklenmiştir. Gelecek felâketleri sezip çığlık çığlığa haber vermek, halkı uyarmak, ona yön göstermek, bunu da kalplere ve ruhlara işleyecek bir güçle yapmak ödevindedir.

Bütün bu misyonuyla şair, tragedya kahramanlarını andırır. Kimi zaman onlar gibi eli kolu bağlıdır; ama, yine de âdeta alınyazısını değiştirmek için bir ömür savaşacaktır. Belki onu değiştiremeyecektir. Fakat, bu kahramanca savaş, alınyazısının anlamını değiştirecek, ona eklenen bir nokta, başka bir yorum getirecek, böylece, bir bakıma da onu özden değiştirmiş olacaktır. Evet, onlarda değişirler. Milleti için gerçek, verimli ve yaşatıcı bir yolu seçen şairler, değişirler. Bu değişim, bir tersine dönüş, ya da vazgeçiş değil; kavrayış gelişimi, ilerleyiş ve geniş bir ufka eriştir. Kendi yolunda, daha bir gerçeğe ve yüceye açılıştır. Şair, değişmeli ve başkalaşmalı. Şairin durması, şiirinin erken bunamasıyla birdir. 

Öyleyse nedir şair? Eserinin yapısını kurarken mimar, tasvirleri ve portreleriyle ressam, doğadaki ve dildeki, söz ve kelimelerdeki musikilerden özel sesler yakalar ve onlardan öz sesler üretirken musiki adamı, bestekâr ve yaşarken veli, kahraman, önder, bilgin, ya da sıradan adam, zanaatçı ve sanatçı. Fakat her şeyden ve hepsinden önce şair ve hep şair ve en sonda da şairdir. 

Şair bir takım duygu ve düşünceleri çarmıha gerer. Bu gerişten, bilinmez nasıl, şiir doğar, aydınlanır. İçi ışık dolu bir çerçeve olur şiir. Ceset ayağa kalkar ve yürür. Diri, yeni, değişmez ve başka.

Ve şair, kafasına üşüşen kelimeleri çarmıha gere gere ve kendisi de o kelimelerle birlikte çarmıha gerile gerile, doğum acıları içinde kıvrana kıvrana, şiirini biçimlendirir. Şiiri, ebedî biçimini bulduğu an, oluş bitmiştir, metamorfoz tamamlanmıştır. Arı ve ipekböceği geride kalmıştır. Bal ve ipek hazırdır. Şiirin, tam olduğu zamandır. Şairin iyi şiir ya da biçim yapması yetmez. Buna çevre de bulması gerekir. Bu çevre ve tanıklar, aşkla, sevgiyle, gerçek hümanizma ile sağlanır. Bunun için sanatında samimi ve sempatik olmalıdır. 

Şairin ve şiirin ölümünü kutlayanlar, boşuna sevinmesin ve gökyüzüne sevinç çığlıkları fırlatmasın. Şair ve şiir ölmemiştir ve kıyamete kadar ölecek değildir. Çünkü: insan ölmeyecektir. Çünkü: hakikat ölmeyecektir. Çünkü: şiir, hakikatin, yüzülebilecek bir derisi değil, çıkarıldığında, insan hakikatinin hayattan yoksun kalacağı kalbidir. Şiir, hakikatin, doğa ve tarih içinde atan nabzı, çarpan yüreğidir. Uygarlık yaşadıkça şiir de yaşayacaktır. 

Ne kutludur o şairlerin başları ki, büstlerinin yapılmasına gerek bırakmayan bir kudretle, zamanın kabartma duvarına işlenecek ve resmedilecektir. Ve köprüler köprüsü atılacaktır en yüksek dağlar üzerinden, yağmurun ve sesin üstünden, gökyüzünün taraçalarına.

SEZAİ KARAKOÇ / EDEBİYAT YAZILARI I – II

Aydın Akyüz

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.