Ahmet Günbaş’ın İncelemesiyle: Yaşamanın İmkânsızlığı Üzerine Bir Diyalog’

/ 13 Nisan 2022 / 393 views / yorumsuz
Ahmet Günbaş’ın İncelemesiyle: Yaşamanın İmkânsızlığı Üzerine Bir Diyalog’

Osman Çakmakçı, daha önce yayımladığı Konuşmanın imkânsızlığı Üzerine Bir Diyalog (2015) ekseninde, Yaşamanın İmkânsızlığı Üzerine Bir Diyalog* adını taşıyan başka bir kitapla selamlamış bulunuyor okurunu:

Yazar, diyaloglar halinde süren bu kitabında da bizi, gizden gerçeğe sürükleyen bir gayret içinde. Doğum, ölüm, varlık, yokluk, yaşam, gerçeklik, anlam, anlamsızlık, mutlaklık v.b. kavramların insan ve doğayla ilişkisi üzerine yürütülen çok yönlü bir sorgulamayla karşı karşıyayız. İnsana “bir şimşek çakımı, anlık bir parlayış” gözüyle bakıldığı dünyada, “Ölüm saçmadır, bu saçmalık bilinciyle yaşanamaz,” yaklaşımı hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Bu saçmalığa karşın yaşamanın ciddi “bir iş”ten sayılması gerektiğinin altı çiziliyor ki, böyle bir tartışmada Nazım’ın, “Yaşamak şakaya gelmez” diyen özgüvenli sesini duyar gibi oluyoruz.

Çakmakçı, “İnsan, acı çeken bir hayvandır,” tanımına uygun olarak, bir “dünya cehennemi”nden söz ediyor. Bir farkla ki insan, kendi koşulları doğrultusunda bu cehennemi büyütmüş, hatta içinden çıkılmaz hale getirmiştir. Varoluşsal çabalar ile dünya cehennemi çatışmasında “ağır işçi” konumunda kalan insanın, yer yer ‘intihar’ denemesine girişmesi de yaşamanın imkânsızlığıyla ilgili.

Asıl büyük tehlikeyi, insanın kendi doğasından koptuğu sanal dünyada görüyor Çakmakçı. Buna, dokunmadan, konuşmadan ‘yaşıyor gibi yapmak’ da diyebiliriz. İkili ilişkiler bir yana, insanileşme sürecinin en önemli göstergesi olan sanatın da sanallığa, geniş anlamda yabancılaşmaya teslim olması, gerçeklik adına tat tuz bırakmıyor ortada.

Çakmakçı’nın, öteden beri ileri sürdüğü, “sanatların anası olan şiir”in de aynı konuma düştüğü, bir bakıma dilsizleştiği, organikliğini yitirdiği görüşü, geniş biçimde ele alınıyor bu akışta. Bendeniz, şiiri ilgilendiren bölümden birkaç tümce aktarmaya çalışarak, okuru kitabın tamamına yönlendirmiş olayım:

“Ya sanatların anası olan şiir için ne diyeceksin?”

“O giderek daha trajik hale düştü. Gökten düşmüş meleklere dönüştü. Biliyorsun, en saf olan en çabuk kirlenir. Zira şiir, dil ile yani insanın yegane iletişim aracı olan dil ile ve dilde kendini var kılar. Dünyanın teknolojikleşmesiyle dil de bir metaya, bir performansa dönüştü. Artık ne varlıktan hız alıyor ne de varlığa gönderiyor. Dil ile kaynaklanması gerektiği varlık arasında bağlantı koptu. Dil otonomlaştı, kendi kendine devinir ve kendi kuralları içinde başıboş dolanır hale geldi. Dil artık bir performanstır ve kendine özgü varoluşu içinde gerçeklikten kopuktur. İşte dile en çok muhtaç olan şiir bu nedenle, kendisini var kıldığı dil içinde, dil kılık değiştirdiği ve dönüştüğü için kendini var kılamıyor artık. Halbuki şiir dilin içindedir, dili ondan dışarı çıkararak kullanan bir uğraş değildir. Günümüzde şiirin giderek dilde performansa dayanır hale gelmesi, dili bir malzeme gibi kullanıma aşırılığına kapılması şiir olmaklığından kopmasıdır. Bu durumda en iyi ihtimalle şiir dönüştü, başka bir şey haline geldi, başka bir şiir yazılabilir ancak, demekten başka bir yol kalmadı gibi görünüyor.”

(S. 45)

Yaşamanın İmkânsızlığı Üzerine Bir Diyalog – Osman Çakmakçı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1.basım, Ekim 2021

Ahmet Günbaş