Tiyatro Sanatçısı Burak Aloğlu ile Söyleşi

Söyleşen: Birgül Karagöz

Tiyatro Sanatçısı Burak Aloğlu ile Söyleşi
Yayınlanma: Güncelleme: 164 views

Birgül Karagöz: Burak bey merhabalar. 4 Mart’ta John Steinback’in “Fareler ve İnsanlar” oyununu sergilediniz. Sonrasında da bir turneye çıkacaksınız. Bize sergilediğiniz oyun hakkında ve özellikle George ve Lennie hakkında bilgi verir misiniz? Nasıl karakterlerdir bizlerle de paylaşır mısınız?
Burak Aloğlu: Lennie güçlü bir adam ve gittiği çiftliklerde de gücüyle çalışabilen biri. Fiziksel anlamda George’dan kat kat güçlü bir adam. O yüzden Lennie ile takılması George’un işine geliyor. Zarar kısmı da Lennie’nin zihinsel engelli olması. O da George’u uğraştırıyor. Yani yeri geliyor bir ebebeyn oluyor, yeri geliyor ağabeyi oluyor, yeri geliyor oturuyor onunla hayal kuran bir çocuk oluyor. Lennie’nin uyum sağlaması zaman alıyor.

Birgül Karagöz: Oyununuzu sergilediğinizde seyircilerden reaksiyonda aldığınız oluyor mu?
Burak Aloğlu: Hikayede köpeği öldürme sahnesinde ışık sönüyor. Oyunun arasında bir kadıncağızın isyanıyla karşılaştık. “ Köpeği nasıl öldürürsünüz” diye. Yıllar öncesinde yazılmış bir hikayeyi değiştirme şansımız olmaz. Sahnede vurulan zaten bir kukla. Herhangi bir gerçekçi yapısı da yok. Şuna sevindim, o kadar gerçekçi oynuyoruz ki, seyirci bunu yakalamış bu hoşuma gitti.

Birgül Karagöz: Kurucusu olduğunuz KASA tiyatrosunun özelliğinden bahseder misiniz?
Burak Aloğlu: Bizim tiyatromuzun küçük bir özelliği oyun sonunda seyircimizi uğurluyoruz, yolcu ediyoruz. Bir ego asla olmaz zaten. Özellikle yaptığımız rejilerde onların da dahil olması çok hoşumuza gidiyor. Çünkü o zaman dikkatleri üzerinize topluyorsunuz.

Birgül Karagöz: Yeni bir sistem var. Örneğin arkada akan bir sahne ve oyuncuda akan sahne önünde oyununu oynuyor.. sizce bu nasıl olur ve olur mu size göre?
Burak Aloğlu: Bence gayet güzel olur. Bu yüzyılda hâlâ daha yapay şeylerle çalışmamız çok saçma kalıyor. Tiyatro, sahne tamam ama artık bunu da geliştirin değil mi? Mesela sahnede bir kamp ateşi yakılacaksa bunun bir formülü olmalı. İki tane yapay odunu sahneye koyup bunu yanar göstermek çok kolay bir olay. Bu, bu değil aslında. Artık o kadar gelişti ki, üç boyut dediğimiz bir şey var, meta gözlükler var, o var, bu var, bunu göstermemiz lazım. Devlet tiyatrolarına bakıyorum. Şahane, muhteşem. Esaretin Bedeli harikaydı. Bambaşka bir boyut. Ama dediğim gibi devlet tiyatroları ile özel tiyatrolar arasında maliyet farkı var.

Birgül Karagöz: KASA tiyatrosu nasıl oluştu, biraz da ondan bahsedelim mi?
Burak Aloğlu: Eskiden özel tiyatrolarda çok klasik oyunlar çıkarıyorduk. İşte Sheakperae gibi, yerlilerde aziz nesin çok klasik gidiyordu. Açıkçası değişik bir şey istedim, farklı bir şey bulmak, sıradışı olmak yani. Biz modern tiyatro oynuyoruz aslında. Türkiye’de zaten müzikal yok tiyatrolarda. Avrupayla bizi ayıran oyunlarımızda bizde müzikal yok. Çoğu oyunlara baktığımızda genelde müzikal yok. Müzikle sahne en büyük noktalardan bir tanesi de, ekonomi, üçüncü bir noktada ne istediğini bilen bir toplum değiliz. Sanatla geçinmemiz de lazım.

Birgül Karagöz: Tiyatro sizce ne ifade ediyor?
Burak Aloğlu: Güzel soru aslında. Görme kısmı o biraz bulanık. Koşullar değiştiği zaman, teknolojiyle birleştiği zaman o zaman daha güzel yıllar görüyorum.

Birgül Karagöz: Hayranı olduğunuz sanatçılar var mı, bu kişileri isimlendirmeseniz bile hangi özellikleri sizi tiyatroya yönlendirdi? Bu mesleği seçmenize sebep oldu?
Burak Aloğlu: Mesleği seçmem de çok enterasan bir sebep var ama. Gerçi hiç istemedim aslında tiyatro. Biraz ailemin zoruyla tiyatrocu oldum. Daha farklı bir meslek istedim, biraz zor bir meslek istemiştim aslında ben. Başka bir bölüm istemiştim, polis akademisiydi okumak istediğim.
Konservatuarda jürinin önüne çıktığımda , o zaman ben neredeyim dedim ve oyunculuğa ısındım. Orada nerede olduğumu anladım açıkçası.

Birgül Karagöz: Sahne tozu yutmak, böyle bir sözün gerçekliği var mı sizce?
Burak Aloğlu: Mutlaka. Sahne tozu dediğimiz şey aslında deneyim. Orada ne olacağını bilmiyorsunuz. Okulda mesela size anlatılıyor, belli görsel olarak çok fazla done var ama sahnede ne olacağını bilmiyorsunuz. Hiçbir okul demiyor ki size, arkadaşınız unutacak repliğini. Siz bunu yaşayarak öğreniyorsunuz. Sahne tozu dediğimiz de o. bu işin yetenek kısmı, herkes sahneye çıkabilir, ancak herkes oyuncu olamaz.

Birgül Karagöz: Duayen isim Haldun Dormen “ben bir ara çok maldan mülkten vazgeçtim demiş. Çok malını mülkünü harcamış. Bu zorluklardan çıkmayı bildim demiş. Sizin böyle zorluklarla karşılaştığınız an ve zamanlar oldu mu hiç?
Burak Aloğlu: Çok zordu koşullar. Yaklaşık 27 yıldır bu sektörün içindeyim. Bir örnek vereyim. Erzurum oyunumuz vardı. Bir belediye oyunu. Kalacak yerimiz de yok. Etkinlikten  sonra belediye bir süre sonra ücreti yatırır. Ertesi gün oyun var ama bizim kalacak yerimiz yok. Benzinlikte yatma kararı aldık. O koşullarda karavanda kalma gibi bir durumumuzda yoktu. Gece saat bir gibi pompacı gelip “ben gidiyorum, demek ki siz buradasınız abi” dedi.biz arabada uyanıp ertesi günü oyuna çıktık mesela.

Birgül Karagöz: Özel hayatla, sahne hayatınız birbirinden ayrışıyor mu?
Burak Aloğlu: Zor koşullar tabii. Ama bu kaderi oluşturan bizleriz. Çünkü yıllardır hep aynı şeyi duyuyorum, o siz çok güzel rol yaparsınız hayatta. İnanın bu asla birbirine karışmıyor. Özel hayat ile sahne hayatı. Sahneden sonra o karakteri bırakıyoruz biz.

Birgül Karagöz: Ünlü tiyatro sanatçısı Haluk Bilginer tiyatroların er meydanı olduğunu söyler. Siz bu fikre katılır mısınız?
Burak Aloğlu: Ekibime şunu söylerim. 300 kişilik bir salonda oynuyorsunuz ya da 500 kişilik bir salonda araya 100 kişi getirdiniz mesela. Oyunun sonunda sizi alkışlayacaklar. Ama kişiler kendini o kadar belli eder ki. oyunun adaletini seyirci belirler. Her şeyi paradan puldan ayıran alkış tabi ki.

Birgül Karagöz: Seyircinin reaksiyonunu algılayabiliyor musunuz, yani neye kızdı, neyi beğendi gibi çıkarımlar yapabiliyor musunuz?
Burak Aloğlu: Fareler ve İnsanlar interaktif bir oyun zaten. Seyirciye çok fazla yakın bir oyun Lennie vurulduğunda ve köpek vurulduğunda çok fazla tepki ve gözyaşı oldu. Oyun çıkışında ne zamandır ağlamıyordum, sayenizde ağladım diyenler, George çok kızanlar ve isyan edenler oluyor. Bu da istediğim şeyi verebilmişim ve istediğim reaksiyonu yansıtabilmişim. Öyle değilmidir zaten bir dizi izlersiniz, biri kötü adamı oynar ve oyuncu buradda derki benim günahım ne? Amaç burada iyi oynamaktır. Bunu içine alabilseniz seyirciyi bu gayet güzel..

Birgül Karagöz: Tiyatroda ve tiyatro sanatçılığının bir yaşı ve sınırı var mıdır sizce yoksa sınırsız yaşsız mıdır?
Burak Aloğlu: Fiziksel bir engel olmadığı sürece her yaş oynanabilir. Fizikte şöyle sahnede sizi zorlamayacaksa, istenilen mizanseni rahatça gösterebileceksiniz tabi ki olur. Ancak fiziki bir engel rahatsızlık yaratabilir.

Birgül Karagöz: Tiyaronun insanı rehabilite etme durumu var mıdır?
Burak Aloğlu: İnsanlar hayatlarında profesyonel bir tiyarocu olmasalar bile kendi hayatlarının bir döneminde tiyatro eğitimi almalılar. Bu sizi sosyal hayatında bambaşka bir noktaya getirecektir. Kendinize bile ifade edemediklerinizi bile dışardaki insanlara ifade eder duruma geleceksiniz. Tiyatro insanı, insana, insanca anlatma sanatıdır çünkü. Kendine özgüven konusunda, geliştirmede, fiziksel davranışlarında, düşünme akışında, bakış açısında bir çok konuda tiyatro insanı rehabilite ediyor.

Birgül Karagöz: Oyunlarınızda, oynadığınız karakterlere nasıl hazırlanırsınız, belirli bir süreye ihtiyaç duyuyor musunuz, bir devinime ihtiyaç duyuyor musunuz?
Burak Aloğlu: Ben karakterin yaşanmasından yanayım. O roldeki karakter gibi yaşayacaksınız. Uygulama oyunculuğu, kural oyunculuğu yaşıyorsunuz bir bakıma. Mesela bir dilenciyi oynayacaksınız, bir hafta o rolü oynayarak yaşıyorsunuz. Ben kendimi George olarak çok gezdiğimi biliyorum. O kovboy kafasıyla çok gezdiğimi biliyorum yani.

Birgül Karagöz: Ayrıştığınız noktalar var mı George karakteriyle?
Burak Aloğlu: Var, var, benden daha sabırlı.

Birgül Karagöz: Oynadığınızda ruhunuzu sarsan ya da ben bunu oynadığımda sarsırılım dediğiniz roller oldu mu ?
Burak Aloğlu: Valla, bu zamana kadar çok fazla olmadı. Bizim genelde  rol kapma diye bir şey vardı. Hoca oturur, teksler önümüze dağıtılır, kimin ses tonu, kimin mimikleri daha iyiyse o, o rolü alırdı. Herkes tabi başrol için kavga ederdi ama şimdi artık dönemimizde öyle değil. Şimdi dönemimizde genelde de istediğim rolleri aldım. Ahh ne yapacağım demedim. Acil cesaretiyle aldığım roller oldu.

Birgül Karagöz: Bu rolleri oynamak ve zorlanmanın insanı beynen, ruhen ve bedenen zorlaması da kişiye artıları ve eksileri de getirdiğine inanıyorum. Siz ne düşünüyorsunuz?
Burak Aloğlu: Doğru söylüyorsunuz ama bazı karakterleri gerçekten hissetmeniz lazım tiyatroda zaten sahneye çıktığınız an karakterinizi alıyorsunuz. Sahneden önce zaten kendiniz olarak varsınız, kuliste hazırlığınızı yapıyorsunuz, kostümünüzü giyiyorsunuz, o saatten sonra hangi karakterseniz, o roldesinizdir.

Birgül Karagöz: Seyirci oyunu izledikten sonra oyun sonrasında bir değişime uğramalı mı sizce, oyundan sonra yaşamla ilgili bir farklı düşünme durumu olabilir mi, bir iz bırakmalı mı oyun?
Burak Aloğlu: Rejiyi şöyle olarak düşündük. Yorumlarda onu fazla yaşıyoruz. Sosyal medyadan çok fazlasıyla övgü mesajları alıyoruz zaten. Gerçekten o etkiyi verebiliyoruz.

Birgül Karagöz: Ayda Aksel şöyle söylemiş. Oyunculukta yetenek olmazsa olmaz. Ama en önemlisi çalışmak ve işini gözden geçirmek demiş. Sizce çalışma başarıyı ne oranda etkiler?
Burak Aloğlu: Yüzde yüz etkiler. O konularda tembel biriyle bile çalışmam.

Birgül Karagöz: Tiyatrolara ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Burak Aloğlu: Küçük şehirlerde tiyatrolara inanılmaz bir ilgi var. Ekonomi, sosyal kültürel, birçok nedene bağlı. Küçük şehirlerde küçük yapımlar olduğu için onları da tatmin etmiyor insanları. Daha büyük yapımlar istiyor insanlar… o da daha büyük maliyetler demek. 27 mart’ta Antep’teyiz sanırım. İnanın çok kazanç getirecek bir oyun değil bize. Gerçekten halka buluşmak için gidiyoruz biz zaten. Bu şartlarda yoksa zarar. Ne yapılabilirdi. En azından bu işi Kültür Bakanlığı tarafından yürütülebilirdi. Yeterli destek sağlanabilirdi. Bugün mesela kültür bakanlığı çok ciddi destekler dağıtıyor, özel tiyatrolara. O tiyatroları inanın ben hayatımda duymadım bile.

Birgül Karagöz: Bu başvuru nasıl oluyor peki?
Burak Aloğlu: Siz başvuruyorsunuz özel tiyatrolar olarak. Bu oyunu çıkaracağım. Onun için Kültür Bakanlığından destek istiyorsunuz. Onay alırsa değerlendiriliyor oyun.

Birgül Karagöz: Sanatta duruş sergilemeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Burak Aloğlu: Ferhan Şensoy gibi düşünüyorum. Bizim de bir siyasi görüşümüz var şahıs olarak. Ama tiyatro olarak yok. Duruşumuz bellidir zaten, eşitlik, hak, adalet. Mesela ben isterdim ki Fareler ve İnsanlar’ı belediyeler desteklesin. Çünkü biz kendi imkanlarımızla çok fazla turneye gidemiyoruz. O işlerde de çok fazla bürokrasi döndüğü için olmuyor.

Birgül Karagöz: İnsanların ekmeğe ve suya ihtiyaç duyduğu kadar sanata da ihtiyaç duyduğu kanısında mısınız?
Burak Aloğlu: Kafanız dinlenmek istediğinde müzik açıp dinlerseniz. Mesela bu da bir sanattır. Türkiye’de tiyatro şart mı, bana göre şart. Ama sosyo-ekonomiye bakarsanız şart değil. Belli bir kitleye oynuyorsunuz aslında. Sadece bu işi seven ve bütçesi olan insanlara oynuyorsunuz. Tiyatronun t sini bilmeyen insanlar var. Fakat bu da Türkiye’nin gerçeği. Yoksa her insan ruhunu besleyecek bir sanata ihtiyaç duyabilir.

Birgül Karagöz: Tiyatronun ya da sanatın olmaması durumunda insanlarda oluşturduğu eksiklik ne olabilir, ruhta nasıl bir tahribat bırakabilir?
Burak Aloğlu: Sanatın olmaması değil aslında ama sanatın gelişmemesi diye değiştirebiliriz. Mustafa kemal Atatürk’ün de dediği gibi sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuştur” demiştir. Sanat her yerde ama sanat geliştirilebilir. Bizde geliştiremiyoruz maalesef. Üretici kısmından ziyade kopyalama kısmındayız, dizilerimizde öyle. Projelerimizde öyle. Şu an çok ciddi yazar sıkıntısı var. Bir oyun yazarı, bir metin yazarı yok. Yabancı oyunlara da maalesef yüksek telif ücreti isteniyor. Diğer ülkelerde bu para ciddi bir meblağ olmasa da Türkiye’de bunu çarptığınız zaman ciddi meblağlar ortaya çıkıyor. Bu maliyet. O zamanda tercih etmiyorsunuz. O zamanda telifsiz oyuna yöneliyorsunuz. O da oynadığınız oyunun kalitesini değiştiriyor. Bu da zarar veriyor. Yani rahat değilsiniz, hiçbir şekilde.

Birgül Karagöz: Dekor oyunlarda insanları çok etkiliyor değil mi, reaksiyon vermelerinde de öyle değil mi?
Burak Aloğlu:Tabi ki. şöyle bir handikabı var. Turne yapamıyorsunuz. O maliyetler onu kurtarmıyor. Belli şehirlerde oynayabiliyorsunuz ancak. Daha önceden ortak bir yapımla çalışmıştık ama artık KASA tiyatrosu olarak sergiliyoruz Fareler ve İnsanlar oyununu. Kendimiz yapma kararı aldık. Çok fazla kazancı olan bir iş değil zaten. Kendimiz yapımcılığı üstlendik. Zor bir süreçti. Biz tiyatro ve sanat için yapıyoruz bu işi. Yıllardır bu şekilde ilerledik.

Birgül Karagöz: Yılmaz Erdoğan’ın bir sözünde tiyatroda sarsılmayan bir kibir ve kendine güven vardır. Tiyatro yapanın seyrederken daha çok zevk aldığı belki de tek iştir” şeklinde söylemi vardır. Siz bu söze katılıyor musunuz,, buradaki kibir ve özgüvenden kasıt nedir?
Burak Aloğlu: Tabi tabi. Benim en çok kızdığım şey o benden daha çok nasıl alkış aldı mesela. Belki ona kızabilirim. Ama hatayı kendimde ararım. En iyisi siz olmalısınız. Tam anlamıyla istemekle alakalı. Başlarda yoksunuz. Ne yaparsanız yapın. Yeteneğiniz farklı bir çabanız yoksa herkes nasıl gidiyorsa siz de o sahne tozunu yutuyorsunuz. O paspas atmakla başlar o işler. Mektep dediğiniz şey, teknik benim gözümde. Sizin aldığınız teknik bilgi ile sahnedeki bilgi birbiriyle çakışıyor. Bambaşka bir dünyadasınız.

Birgül Karagöz: Buna kendinizi nasıl adapte ediyorsunuz?
Burak Aloğlu: Mesela ben ingiltere’ye gitsem kendimi Hintli gibi hissederdim. Bu da nasıl oynuyorlar derdim. Şu an sahnelere çok ciddi paralar ödüyorsunuz. Ama bir bakıyorsunuz spot yanmıyor. Neden değiştirmediler. Ne oldu patladı. Geçmiş olsun o zaman. Daha sahnenin ışığı yok. Sahne personeli bilinçli değil.

Birgül Karagöz: Canlandırdığınız karakterler sizi ne derece etkiler? Karakterlerin çeşitlenmesi ve ya farklılık göstermesi sizi nasıl etkiler?
Burak Aloğlu: George bana çok benziyor aslında. Kendimden mutlaka bir şey katıyorum zaten. İçselleştirme bir yerde ister istemez oluyor. Beybaba mesela kesinlikle benim yaşlılığım. Onu da uyarlamam iki yaşlı insanla tanıştım ve bunlarda Beybabaya uyan karakterlerdi. O da saçmasapan bir kafede otururken tanıştım bir amcayla duruşu filan olsun Beybabaya çok yakındı. Ortaya bambaşka bir şey çıktı. Ben bile korkuyorum oynarken artık( gülüyor)

Birgül Karagöz: Bu karakterleri oynarken kendinizden bir şeyler olmalı mı?
Burak Aloğlu: Mutlaka olmalı. Sizden bir şeyler olmalı. Kendi arkadaşlarımdan en çok duyduğum şey George’un ben olduğu mesela. Sebebi de çünkü George çok yakınım. Bir tek aramızdaki fark onun kadar sabırlı değilim. Ama o sinir olsun, o abilik , o duruş, o fikir, o mantık… George öok yakınım o yüzden. Kendinizden vermek zorundasınız mutlaka.

Birgül Karagöz: Peki tiyatronun ucu bucağı olmayan bir yol olduğunu düşünürsek , bu yolculukta seyircilerin size eşlik etmesi ve alkışlaması sizde nerede anlam buluyor?
Burak Aloğlu: Alkış var olmanızdır. Her zaman alkış aldığınız sürece her zaman varsınız. Alkış o işin beslenmesi aslında.

Birgül Karagöz: Peki, sizin alanınızda farklılıklar ve ya yenilikler olabilir mi yoksa bir takım şeyler sadece inovasyon mu olabilir yani sanat içerisinde yeni bir tarz ya da oluşum gelişebilir mi yoksa sadece olan durumu değerlendirmek mi mümkündür?
Burak Aloğlu: Gelişme her zaman olabilir.

Birgül Karagöz: Fareler ve inanlar oyununa gelecek olursak bu oyunu sergileme fikri nasıl oluştu?
Burak Aloğlu: Böyle bir fikrimiz yoktu. Aklımın ucuna da gelmezdi, açık söylemeliyim. Çünkü kendi yazdığım oyunları orta oyunu, kabare gibi performans sahneleri oynuyoruz aslında. Komedi seviyoruz ağırlıklı. Bu sezon tiyatrodan bir arkadaşımın teklifiyle oluştu. Ama biz sezonun başında bu işe emek verdik. Programımızı belirledik ve biz sezonu bu şekilde ayarladık. Sonuç olarak insanların bir sezon programı var. O anda hızlıca karar verdik ve ekipçe buna hazırdık. Zaten biz çıkardığımız için hazırdık. Normalde Gazap Üzümleri’ni çıkarmayı çok isterdik. Birkaç daha görüştüğümüz böyle oyunlar var yine. Klasikleri uyarlamak keyifli oluyor. O dönemi yaşamak da öyle. Kostümü, dekoru daha keyifli oluyor. Kendimde çok eski kafalı olduğum için ve o dönemleri çok sevdiğim için bana daha yakın geliyor açıkçası. Mesela hâlâ 90’ların dizisi olan Bizimkileri oturup seyrederim. Şu anki dizlerde kahraman yaratma var. Eski dizlerde gerçeklik vardı. Zengin ve fakir arsındaki fark bu kadar açılmamıştı.

Konu Akışında geçen konuşma:
Bizim dönemizde çocuklukta siyaset konuşmazdık. A şu parti falan geldi şeklinde konuşmalar olmazdı. Ben hatırlamıyorum. Ama şu an 10 yaşından küçük çocuklar siyaset konuşuyor. Biz aç kaldık, istediğimi alamıyorum diyorlar ve haklılarda. Bence tik tok da net fikrim kesinlikle yasaklanmalı.

Birgül Karagöz: Muhsin Ertuğrul “ İyiye, güzele, gerçeğe çıkaran yoldur demiş, tiyatro için bu iyilik sizce daha çok nasıl büyütülür, bu güzellik daha çok nasıl büyütülür, bu güzellik nasıl daha çoğaltılır ve gerçeklik nasıl karşılanır?
Burak Aloğlu: Valla o güzellik konservatuar açmakla olmaz. Gerçekten isteyen bireyler yetiştirmek önemli. Bugün devlet tiyatrolarının bile yurt dışında sergiledikleri bir oyun yok diye biliyorum. Kendi oyunlarımızı geliştirmemiz lazım. John Stainback karşısında şunu söyleyebilirim, karşısında Orhan Kemal, çok yakın. Eskici  ve Oğulları kitabı mesela, fareler ve insanlarla çok yakın mesela. Orada da pamuk tarlasında bir geçim derdi var. John Stainback’te fareler ve insanlarda barakada yaşıyorsunuz, Orhan kemalin romanında bu durum daha kötü. Orada çadırda büyük büyük sineklerin ısırmasıyla sıtma oluyorsun . aynı şeyler aslında. Sorunlarda öyle. Ağır roman oynamak için görüştüm ben de. A çok güzel adapte edilir. Bi tanesinde kestik yenisi çekilsin denilir, diğerinde şansın yok tekrar çekilir. Hemen hemen oyunculuklar yakındır mesela. Kamera önü oyunculuğu diye bir şey var, anlamış değilim. Buna inanan insanlarda var. Oyunculuk vardır sadece, bitti. Bunun kamera önü, arkası olmaz. Sadece o an hissiyatı çok fazla vermiş olabilirsiniz.

Birgül Karagöz: Öğrenmenin sonu olmayan bir olduğunu düşünürsek sanat nereye kadar sorar, sorgular ve yargılar?
Burak Aloğlu: Sonuna kadar. Sahneye çıkarım ilk günkü gibi çıkarım der Müjdat Gezen. Bildiğim ve öğrendiklerim kadarın üç katı kadar bilmediklerim ve öğrenmediklerim var der. Sonu yoktur, asla yoktur. Yargılarda getirir. Acımasızca da davranabilir. O size kalmış bir şey. Yönlendirmenize kalmış bir şey. Ne istediğiniz önemli, o anki ruh haliniz önemli. Tamamen sizin elinizde olan bir şey. Mesela fareler ve insanlar olarak dört tiyatro olarak çıkarttık.

Birgül Karagöz: Kült eserlerin aynı tatda kalmalarını neye bağlıyorsunuz?
Burak Aloğlu: Daha kötüye gidiyoruz. Örneğin fareler ve insanlar oyununda Curly’nin karısı barakada ki insanlarla konuşabiliyor mesela. Ama doğu’da ya da daha küçük bir şehir de daha vahim. Üreten bir toplumdan tüketen bir toplumun getirisi bunlar. Kendi üretimimiz yok.
Korkunç olan bizleriz aslında. İnsanları hala cin ve büyülerle korkutmaya çalışan bir anlatım var. Fareler ve insanlarda da böyle Lennie’yi vurmasydın ne olurdu, tekrar oradan kaçabilirdim. Sonrasında daha büyük sorunlar oluşacaktı. Lennie’yi kabullenmiş olacaktım. Sonrasında daha büyük sorunlar oluşacaktı. Şu an bu dönemde olsa ne olurdu, lennie ile yollarımızı ayrırdık, ben kendi hayatıma bakardım, lennie kendi hayatına bakardı. O dönem öyle bir şey olamaz. Çünkü çok eski bir dönem karaları kendileri vermişler. Şu dönemde ben lennie’yi bırakırdım.

Birgül Karagöz: Sponsor bulmak için nasıl bir yol izliyorsunuz?
Burak Aloğlu: Bizi izleyen kesimle ilgili bir durum. Herhangi bir sponsor olabilir. Reklam .. işin boyutu reklam. Sosyal medyada bu anlamda çok ciddi bir vergi oranı ve pay var. Bunun için ciddi bir reklam bütçesi lazım. Doğru hamle, doğru reklam  bu da önemli ve bu da çok zor. Bir algoritma var karşınızda ve onunla mücadele ediyorsunuz. Bu belli mecralardır. Ağırlıklı olarak instagram.

Dosya Sahibi: Birgül KARAGÖZ
Dosya Tarihi: 12 Mart.2026

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

BURAK ALOĞLUNUN YÖNETMENLİĞİNDE ve KASA TİYATROSU TARAFINDAN YAPIMCILIĞININ ÜSTLENİLDİĞİ FARELER VE İNSANLAR OYUNUYLA İLGİLİ FOTOĞRAF GÖRSELLERİ:

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.