ANLATI
Orhan Pamuk’un ünlü romanı “Masumiyet Müzesi”nin dizi uyarlaması, gündemimize oturdu. Sosyal medyada hız kesmeden konuşulmaya devam ediyor. Bize yokluğu ve yoksulluğumuzu unutturan Pamuk’a teşekkür etmeliyiz. Pamuk, “Masumiyet Müzesi, benim en iyi romanım değildir” diyerek en iyi romanlarını sıraladı. Bence, “Diğer romanlarım da dizi olabilir, tekliflere açığım” demek istedi. “Elbette her romancı, romanının filme uyarlanmasını ister. Çoğu zaman bunun motivasyonu ya para ya da popülerliktir ve ben de bu kötü alışkanlıklara sahibim” diyerek bu tezimi kuvvetlendirdi. Diğer romanları da film ya da dizi olur mu, bekleyip görelim.
Dokuz bölümlük diziyi izledim. Romanını okumadım, okumaya da niyetim yok. Masumiyet Müzesi’nden esinlenerek bir Nasrettin Hoca fıkrası yazdım, bence bu kadarı yeterli. Masumiyet Müzesi’ne gider miyim bilmiyorum. Dizinin müziklerini beğendim, eskilere götürdü izleyenleri. En çok Neco’nun şarkısı, “Seni Bana Katsam” kaldı aklımda. Türk sinemasında iz bırakmış aşk filmleri, hafızalarımıza kazınan replikleriyle anımsanır. Örneğin “Selvi Boylum Al Yazmalım” deyince aklımıza, “Sevgi neydi? Sevgi emekti” repliği gelir. Masumiyet Müzesi’nin öne çıkan repliği ise şöyle: “Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.”
Peki, dokuz bölümlük dizi ne anlatıyor? Mizahçı gözüyle, fazla uzatmadan özet geçeyim. Tekstil zengini bir ailenin okumuş otuz yaşındaki oğulları Kemal ile uzak akrabaları yoksul ve güzel on sekiz yaşındaki Füsun arasındaki imkansız aşk… Bu aşk mı yoksa takıntı mı? Kemal seçkin ve zengin, toplum tarafından kabul gören biridir. Hayat pahalılığı ve enflasyon umurunda değildir. Ailesinin istediği bir kızla nişanlanmak üzereyken, Füsun ile karşılaşır. Rahat batarmış insana! Kemal, kafayı Füsun’a takar. Füsun, satış görevlisi olarak çalışmakta ve aynı zamanda üniversite sınavlarına hazırlanmaktadır. Kemal, “Dersaneler çok pahalı, seni üniversite sınavlarına ben hazırlayayım” der. Füsun yağlı kapıyı bulmuş kaçırır mı? O da Kemal’e kafayı takar, takışırlar. Kafasında tilkiler dolaşan Kemal, Merhamet Apartmanı’ndaki dairenin anahtarını annesinden alır. Ve bir gün, “Bi’defadan bi’şey olmaz” deyip, bu dairede gizlice Füsun ile buluşur. Sonra bir daha, bir daha… Füsun her gün, öğle paydosunda Kemal’e koşarak gelir. Sanki aşklık sınırının altında yaşamaktadır. Kadınla erkeğin yan yana gelemediği ve görüşüp konuşamadığı bir dönemde, Kemal ile Füsun hiç arıza vermeyen yoğuşmalı kombi gibidir. Petekler ısınır ama, ortada bir tane bile çocuk yoktur. Oysa bu roman Yeşilçam’da film yapılsaydı, Kemal ile Füsun’un bir düzine çocuğu olmuştu. Zaten, buradaki saçmalığa İngiliz yapımcılar daha önce dikkat çekmiş. 2008 tarihli romanın uyarlaması, ilk olarak 2019’da bir Hollywood şirketi tarafından gündeme alınmış ve Kemal karakterinin Füsun’u hamile bırakması düşünülmüş. Pamuk, buna şiddetle karşı çıkmış. Belki de, “Kemal ile Füsun, üç çocuk hedefini neden tutturamadı?” şeklindeki bir soruya muhatap olmak istemedi.

Diziyi anlatmaya devam edelim… Kemal nişanlanınca, Füsun ile buluşmalar kesilir. Sevişgen Kemal bu nedenle yoldan çıkar, sapıtır. Bu durum nişanlısından ayrılmasına neden olur. Huzursuzdur. Füsun ile seviştiği dairede, Füsun’dan arakladığı eşyalarla zaman geçirmeye başlar. Çünkü o tarihlerde cep telefonu ve sosyal medya diye bir şey yoktur. Füsun, Kemal’in babası ölünce taşındıkları evin adresini bildirir. Kemal bu adrese gittiğinde, Füsun’un işsiz bir sinemacıyla evlendiğini öğrenir. Sonrasında Füsunlara gidip gelmeye başlar. Bir değil, iki değil, aylarca… Füsun’un kocası, “Bu herif niye her gece bizde?” diye sormaz. Kemal ise, Füsun’a ait nesneleri araklamaya devam ederken, her hırsızlık sonrasında eve elleri dolu gelir.
Füsun bi’ara Kemal’e, “Kemal abi çalmadığın bi’donum kaldı! Ayıp oluyor artık. Yanlış anlama ama, senin tedavi olman lazım” diye çıkışsa da sonuç alamaz. Elinden bir şey gelmeyince de, kafasına “Du’bakalım nolcak?” sorusu yerleşir. Füsun’un amacı, kocasının çekeceği Yeşilçam filminde oynamaktır. Bu arada, Kemal’in hâl ve gidişinden rahatsız olan annesi, “Füsun, sekiz yıldır kocasını neden boşamadı?” diye sorar. Kemal şapşal şapşal bakar. Çünkü kafasındaki tilkiler yine harekete geçmiştir. Aydemir Akbaş’ın filmlerinde oynatmasınlar diye, Füsun’un oynayacağı filmin finansörü olur. Film çekilir, sonuç başarılıdır. Ancak bu filmden sonra Füsun’un evliliği biter. Kemal, Füsun’la beraber olabileceklerini düşündüğü için mutludur. Sonra… Diziyi seyredecek olanları düşünerek sonrasını anlatmayacağım. Ancak şunu belirtmeliyim, Kemal yıllar boyunca topladığı eşyayı bir müzede sergiler ve kitap adını buradan alır.
Bir televizyon dizisi nelere kâdirmiş… Kitap okuma oranının düşük olduğu ülkemizde, dizinin romanına olan ilgi artmış. Masumiyet Müzesi ise, büyük bir izleyici kitlesine ulaşmış. Müzede satışa sunulan “Füsun” isimli küpe tükenmiş. Oysa daha önce kitabın bir şarkısı yapılmış ama kimse tınlamamış. İşte, Nazan Öncel’in 2018 yılında, kitabı okuduktan sonra yaptığı ‘Canım Benim Nasılsın’ adlı şarkının sözleri:
“Bir ordayım bir burda
Tatlı acı anılarla
Merhamet apartmanında
Bir sen varsın aklımda”
“Masumiyet Müzesi” dizisini izledikten sonra, ben de bir Nasrettin Hoca fıkrası yazdığımı belirtmiştim. Yazımı “Mahrumiyet Müzesi” başlıklı bu fıkra ile bitireceğim:
Nasrettin Hoca, semt pazarında geziyormuş.
Komşusu onu görünce peşine takılmış.
Çünkü şöyle düşünmüş:
“Hoca’yı sevip sayarlar, onu aldatmazlar.”
Hoca nereye giderse o da oraya gitmiş.
Bu arada bir şey dikkatini çekmiş.
Hoca, her sebzeden birer tane alıyormuş.
Bir patates, bir soğan, bir domates, bir biber, bir patlıcan, vs…”
Merakını gidermek için Hoca’nın yanına gidip sormuş:
“Hoca Efendi, türlü mü yapacaksın?”
Hoca bıyık altından gülümsemiş.
“Hayır” deyip eklemiş, “Mahrumiyet Müzesi’nde sergileyeceğim…”
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…
