Yorgunluğum

Yorgunluğum

Kelimelere dökemediğim nice cümlelerim var. Hepsi içimde, birer döküntü olarak dağınık bir halde; toplanmayı bekliyorlar. Aslında bekleyen onlar mı toplanmak için; yoksa ben miyim toplanması gereken? Karmaşıklığa düşüşümü izliyorum, biraz acınası bir görüntü.Utanıyorum kendimden; ve de kızıyorum, azarlıyorum kendimi. Küsüyorum, oyundan atılmış bir çocuk gibi kendime. Kaçışımı izliyorum, cesaretsizliğime ağlıyorum.

Durduramıyorum kendimi, tutunduğum herşeyin de benimle birlikte kopuşuna şahit oluyorum. Ne de çok gürültü var beynimin içinde. Belki de bitmiştir; devam edenyankısıdır, yarattığı etkinin çınlamasıdır. Bilemiyorum. Çığlıklarım nekadar sessiz, bastıramıyor hiçbir sesi. Yorgunluğum ise nefes nefese; yorgunluğum yorgunluktan yorulmuş bir halde. Gözlerinizi çekin üzerimden; zira çok ağır bir halde bakışlarınız, kaldırması ne de güç. Tuttuğum kalem bile kızıyor: ‘’Yorgunluğunu çek üzerimden, alışık değilim,’’ diye. Nice anlamsız, manasız kelamlar çalınıyor kulağıma, cevap vermeye bile tenezzül edemez bir haldeyim. Ruhum sarılıyor bedenime, bir annenin yavrusuna sarılması gibi. Öyle içten, öyle şefkatli.

Teselli cümleleri kuruyorum kendime, yer yer gülüşlerime şahit oluyorum. Ben bundan ötesine gidemiyorum. Bir yerlerde ışıksız kalıyor; gündüzüm gece gibi, göremiyorum. Herkes mi ışıksız, yolumu aydınlatacak yok mu? Tükettik mi içimizde ki ışığı. Hor mu kullandık; ya da kullanamadık mı en doğru şekilde? Böyle, boşlukta rüzgarda sallanan kuru bir dal gibi mi olduk; yeşermesinden ümit kesilipte koparılan! Bu koparılışa sessizliğimizle karşı çıkmak, derinden üzdü, yaraladı, acıttı!..

Enver Karahan

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir