Telaş

Telaş

-Gelen kim mi? ‘’Davetsiz Misafir’’

Şafak vaktinde başlar benim telaşım. Ama ne telaş! Dişlerimi gıcırdatan, yüzüme umutsuzluğun maskesini geçirten telaş.Tuzu kuruların ağzından dökülecek kelimelere odaklanmışlığımdan hiç hoşlanmıyorum ve bu sahnenin gün boyu devam ediyor oluşu ayrı bir ızdırap. Soluk soluğa kalmak benim suçummuş gibi, kibirli bir edayla bunu yüzüme çarpışları bana vurulaan bir başka darbe adeta. Tüm vücuduma yavaş yavaş yayıldığını hissediyorum. Parmak uçlarımdan saç diplerime kadar bir sarmaşık gibi sarıyor bedenimi, bir yorgunluk hali. Yardım çığlıklarımın hepsi sonuçsuz kalıyor. Aramıza girmekten şiddetle kaçınıyorlar. Yorgunluğum ve ağrılarımla baş başa bırakılıyorum. Hoşgeldin demeyeceğim sana, benden saygılı bir karşılama da bekleme. Misafir gözüyle de bakamam sana. Sen bedenimde bitmiş bir yabani diken gibisin, oklarını acımadan batıran. Seni istemeden ben çağırıyorum belki; ama dediğim gibi, bunu hiç istemeden yapıyorum. Buna engel olamıyor oluşumun acizliği beni kahrediyor. Hayatımın bu anlamsız telaşları, bu geçici ve mecbur bırakıldığımız uğraşları, seni çağırıyor olmama tek sebep. Her geçen zaman gittikçe büyüyorsun ve beraber yaşlanıyoruz seninle. Aynı dönemin üvey evlatları gibiyiz. Ömrümün sonuna kadar sana katlanmak zorunda olacak olmam ne talihsizlik. Hem bedenime eza veriyorsun, hem ruhuma. Sana tüm hakaaretleri etsem bile. Yine de yüzün kızarmaz. Bir vantus misali okadar yapışmışsın ki bedenime, senin olmadığın bir zamanın hayalini bile kuramıyorum.

Enver Karahan

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir